← Sureler

Mushaf — 562. Sayfa

‹
/ 604
›
67. Mülk Suresi

Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

tebārake elleƶī bi yedihi l-mulku ve huve ǎlā kulli şey'in ḳadīrun

O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

اَلَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

elleƶī ḣaleḳa l-mevte ve l-Hayāte li yebluvekum eyyukum eHsenu ǎmelen ve huve l-ǎzīzu l-ğafūru

O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahman'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?

اَلَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًا مَا تَرٰى فِي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ

elleƶī ḣaleḳa seb'ǎ semāvātin Tibāḳan mā terā fī ḣalḳi r-raHmāni min tefāvutin fe rciǐ l-beSara hel terā min fuTūrin

Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.

ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ

ṧumme rciǐ l-beSara kerrateyni yenḳalib ileyke l-beSaru ḣāsien ve huve Hasīrun

Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ

ve leḳad zeyyennā s-semāe d-dunyā bi meSābīHa ve ceǎlnāhā rucūmen li ş-şeyāTīni ve eǎ'tednā lehum ǎƶābe s-seǐyri

Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası!

وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

ve li(e)lleƶīne keferū bi rabbihim ǎƶābu cehenneme ve bi'se l-meSīru

Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.

اِذَٓا اُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِيَ تَفُورُ

iƶā ulḳū fīhā semiǔ lehā şehīḳan ve hiye tefūru

Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا اُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ

tekādu temeyyezu mine l-ğayZi kullemā ulḳiye fīhā fevcun seelehum ḣazenetuhā e lem ye'tikum neƶīrun

Onlar da şöyle derler: "Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve 'Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz' demiştik."

قَالُوا بَلٰى قَدْ جَاءَنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ

ḳālū belā ḳad cā'enā neƶīrun fe keƶƶebnā ve ḳulnā mā nezzele (a)llahu min şey'in in entum illā fī Delālin kebīrin

Yine şöyle derler: "Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık."

وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي اَصْحَابِ السَّعِيرِ

ve ḳālū lev kunnā nesmeǔ ev neǎ'ḳilu mā kunnā fī eSHābi s-seǐyri

İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah'ın rahmetinden uzak olsun!

فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْ فَسُحْقًا لِاَصْحَابِ السَّعِيرِ

fe ǎ'terafū bi ƶenbihim fe suHḳan li eSHābi s-seǐyri

Görmedikleri halde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.

اِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبِيرٌ

inne (e)lleƶīne yeḣşevne rabbehum bi l-ğaybi lehum meğfiratun ve ecrun kebīrun