Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme. "Rabbim! İlmimi arttır" de.
فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا
fe teǎālā (a)llahu l-meliku l-Haḳḳu ve lā teǎ'cel bi l-ḳurāni min ḳabli en yuḳDā ileyke veHyuhu ve ḳul rabbi zidnī ǐlmen
Andolsun, bundan önce biz Adem'e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
وَلَقَدْ عَهِدْنَا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا
ve leḳad ǎhidnā ilā ādeme min ḳablu fe nesiye ve lem necid lehu ǎzmen
Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de, İblis'ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُوا اِلَّٓا اِبْلِيسَ اَبٰى
ve iƶ ḳulnā li l-melāiketi scudū li ādeme fe secedū illā iblīse ebā
Biz de şöyle dedik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun."
فَقُلْنَا يَاادَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى
fe ḳulnā yā ādemu inne hāƶā ǎduvvun leke ve li zevcike fe lā yuḣricennekumā mine l-cenneti fe teşḳā
"Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur."
اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرٰى
inne leke ellā tecūǎ fīhā ve lā teǎ'rā
"Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın."
وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا فِيهَا وَلَا تَضْحٰى
ve enneke lā teZmeu fīhā ve lā teDHā
Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"
فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَاادَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى
fe vesvese ileyhi ş-şeyTānu ḳāle yā ādemu hel edulluke ǎlā şecerati l-ḣuldi ve mulkin lā yeblā
Bunun üzerine onlar (Adem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Adem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.
فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ
fe ekelā minhā fe bedet le humā sev'ātuhumā ve Tafiḳā yeḣSifāni ǎleyhimā min veraḳi l-cenneti ve ǎSā ādemu rabbehu fe ğavā
Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.
ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى
ṧumme ctebāhu rabbuhu fe tābe ǎleyhi ve hedā
Allah, şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker."
قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى
ḳāle hbiTā minhā cemīǎn beǎ'Dukum li beǎ'Din ǎduvvun fe immā ye'tiyennekum minnī huden fe meni ttebeǎ hudāye fe lā yeDillu ve lā yeşḳā
"Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz."
وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَاِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى
ve men eǎ'raDe ǎn ƶikrī fe inne lehu meǐyşeten Danken ve neHşuruhu yevme l-ḳiyāmeti eǎ'mā
O da şöyle der: "Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum halde, niçin beni kör olarak haşrettin?"
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا
ḳāle rabbi li me Haşertenī eǎ'mā ve ḳad kuntu beSīran