(15-16) O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer.
لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰى اَلَّذِي كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
lā yeSlāhā illā l-eşḳā / elleƶī keƶƶebe ve tevellā
(17-18) Temizlenmek için malını hayra veren en mutteki (Allah'a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.
وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰى اَلَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكّٰى
ve se yucennebuhā l-etḳā / elleƶī yu'tī mālehu yetezekkā
(19-20) O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).
وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰى اِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰى
ve mā li eHadin ǐndehu min niǎ'metin tuczā / illā btiğā'e vechi rabbihi l-eǎ'lā
Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.
وَلَسَوْفَ يَرْضٰى
ve le sevfe yerDā
Kuşluk vaktine andolsun,
وَالضُّحٰى
ve D-DuHā
Karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki,
وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰى
ve l-leyli iƶā secā
Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰى
mā veddeǎke rabbuke ve mā ḳalā
Muhakkak ki ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.
وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْاُو۫لٰى
ve le l-āḣiratu ḣayrun leke mine l-ūlā
Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.
وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰى
ve le sevfe yuǎ'Tīke rabbuke fe terDā
Seni yetim bulup da barındırmadı mı?
اَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَاٰوٰىۖ
e lem yecidke yetīmen fe āvā
Seni yolunu kaybetmiş olarak bulup da yola iletmedi mi?
وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدٰىۖ
ve vecedeke Dāllen fe hedā
Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi?
وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَاَغْنٰى
ve vecedeke ǎāilen fe eğnā
Öyleyse sakın yetimi ezme!
فَاَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ
fe emmā l-yetīme fe lā teḳher
Sakın isteyeni azarlama!
وَاَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ
ve emmā s-sāile fe lā tenher
Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat.
وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ
ve emmā bi niǎ'meti rabbike fe Haddiṧ
(Ey Muhammed!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
e lem neşraH leke Sadrake
(2-3) Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ اَلَّذِٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَ
ve veDeǎ'nā ǎnke vizrake / elleƶī enḳaDe Zehrake
Senin şanını yükseltmedik mi?
وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
ve rafeǎ'nā leke ƶikrake
Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
fe inne meǎ l-ǔsri yusran
Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
inne meǎ l-ǔsri yusran
Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.
فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ
fe iƶā ferağte fe nSab
Ancak Rabbine yönel ve yalvar.
وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ
ve ilā rabbike fe rğab