Tin'e ve zeytun'a andolsun.
وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ
ve t-tīni ve z-zeytūni
Sina dağına andolsun,
وَطُورِ سِينِينَ
ve Tūri sīnīne
Bu güvenli şehre (Mekke'ye) andolsun ki,
وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَمِينِ
ve hāƶā l-beledi l-emīni
Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فِي اَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
le ḳad ḣaleḳnā l-insāne fī eHseni teḳvīmin
Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِلِينَ
ṧumme radednāhu esfele sāfilīne
Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükafat vardır.
اِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
illā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti fe lehum ecrun ğayru memnūnin
(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ
fe mā yukeƶƶibuke beǎ'du bi d-dīni
Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?
اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ
e leyse (a)llahu bi eHkemi l-Hākimīne
(1-2) Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı "alak"dan yarattı.
اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ
iḳra' b(i)smi rabbike elleƶī ḣaleḳa / ḣaleḳa l-insāne min ǎleḳin
Oku! Senin Rabbin en cömert olandır.
اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ
iḳra' ve rabbuke l-ekramu
(4-5) O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.
اَلَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
elleƶī ǎlleme bi l-ḳalemi / ǎlleme l-insāne mā lem yeǎ'lem
(6-7) Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.
كَلَّا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى
kellā inne l-insāne le yeTğā / en rāhu steğnā
Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.
اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰى
inne ilā rabbike r-ruc'ǎā
(9-10) Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü?
اَرَاَيْتَ الَّذِي يَنْهٰى عَبْدًا اِذَا صَلّٰى
e raeyte elleƶī yenhā / ǎbden iƶā Sallā
(11-12) Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidayet üzere ise; ya da takvayı (Allah'a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa?
اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰى اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰى
e raeyte in kāne ǎlā l-hudā / ev emera bi t-teḳvā
Ne dersin engelleyen, Peygamberi yalanlamış ve yüz çevirmişse!?
اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
e raeyte in keƶƶebe ve tevellā
O Allah'ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?
اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰى
e lem yeǎ'lem bi enne (a)llahe yerā
(15-16) Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkar perçeminden yakalarız.
كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ
kellā le in lem yentehi le nesfeǎn bi n-nāSiyeti / nāSiyetin kāƶibetin ḣāTietin
Haydi, taraftarlarını çağırsın.
فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ
fe l yed'ǔ nādiyehu
Biz de zebanileri çağıracağız.
سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ
se ned'ǔ z-zebāniyete
Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş.
كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ
kellā lā tuTiǎ'hu ve scud ve ḳterib