← Sureler

Mushaf — 597. Sayfa

‹
/ 604
›
95. Tin Suresi

Tin'e ve zeytun'a andolsun.

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ

ve t-tīni ve z-zeytūni

Sina dağına andolsun,

وَطُورِ سِينِينَ

ve Tūri sīnīne

Bu güvenli şehre (Mekke'ye) andolsun ki,

وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَمِينِ

ve hāƶā l-beledi l-emīni

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فِي اَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

le ḳad ḣaleḳnā l-insāne fī eHseni teḳvīmin

Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.

ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِلِينَ

ṧumme radednāhu esfele sāfilīne

Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükafat vardır.

اِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

illā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti fe lehum ecrun ğayru memnūnin

(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?

فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ

fe mā yukeƶƶibuke beǎ'du bi d-dīni

Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?

اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ

e leyse (a)llahu bi eHkemi l-Hākimīne

96. Alak Suresi

(1-2) Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı "alak"dan yarattı.

اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ

iḳra' b(i)smi rabbike elleƶī ḣaleḳa / ḣaleḳa l-insāne min ǎleḳin

Oku! Senin Rabbin en cömert olandır.

اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ

iḳra' ve rabbuke l-ekramu

(4-5) O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.

اَلَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

elleƶī ǎlleme bi l-ḳalemi / ǎlleme l-insāne mā lem yeǎ'lem

(6-7) Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.

كَلَّا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى

kellā inne l-insāne le yeTğā / en rāhu steğnā

Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.

اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰى

inne ilā rabbike r-ruc'ǎā

(9-10) Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü?

اَرَاَيْتَ الَّذِي يَنْهٰى عَبْدًا اِذَا صَلّٰى

e raeyte elleƶī yenhā / ǎbden iƶā Sallā

(11-12) Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidayet üzere ise; ya da takvayı (Allah'a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa?

اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰى اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰى

e raeyte in kāne ǎlā l-hudā / ev emera bi t-teḳvā

Ne dersin engelleyen, Peygamberi yalanlamış ve yüz çevirmişse!?

اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى

e raeyte in keƶƶebe ve tevellā

O Allah'ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?

اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰى

e lem yeǎ'lem bi enne (a)llahe yerā

(15-16) Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkar perçeminden yakalarız.

كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ

kellā le in lem yentehi le nesfeǎn bi n-nāSiyeti / nāSiyetin kāƶibetin ḣāTietin

Haydi, taraftarlarını çağırsın.

فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ

fe l yed'ǔ nādiyehu

Biz de zebanileri çağıracağız.

سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ

se ned'ǔ z-zebāniyete

Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş.

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

kellā lā tuTiǎ'hu ve scud ve ḳterib