De ki: "Şüphesiz bana, dini Allah'a has kılarak O'na ibadet etmem emredildi."
قُلْ اِنِّٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ
ḳul innī umirtu en eǎ'bude (a)llahe muḣliSen lehu d-dīne
"Bana, müslümanların ilki olmam da emredildi."
وَاُمِرْتُ لِاَنْ اَكُونَ اَوَّلَ الْمُسْلِمِينَ
ve umirtu li en ekūne evvele l-muslimīne
De ki: "Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."
قُلْ اِنِّٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
ḳul innī eḣāfu in ǎSaytu rabbī ǎƶābe yevmin ǎZīmin
De ki: "Ben dinimi Allah'a has kılarak sadece O'na ibadet ediyorum."
قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصًا لَهُ دِينِي
ḳuli (a)llahe eǎ'budu muḣliSen lehu dīnī
"Siz de Allah'tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!" De ki: "Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir."
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِهِ قُلْ اِنَّ الْخَاسِرِينَ الَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ
fe ǎ'budū mā şi'tum min dūnihi ḳul inne l-ḣāsirīne (e)lleƶīne ḣasirū enfusehum ve ehlīhim yevme l-ḳiyāmeti elā ƶālike huve l-ḣusrānu l-mubīnu
Onlar için üstlerinde ateşten katmanlar, altlarında (ateşten) katmanlar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının.
لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِهِ عِبَادَهُ يَاعِبَادِ فَاتَّقُونِ
lehum min fevḳihim Zulelun mine n-nāri ve min teHtihim Zulelun ƶālike yuḣavvifu (a)llahu bihi ǐbādehu yā ǐbādi fe tteḳūni
Tağut'tan, ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah'a yönelenler için müjde vardır. O halde, kullarımı müjdele!
وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰى فَبَشِّرْ عِبَادِ
ve(e)lleƶīne ctenebū T-Tāğūte en yeǎ'budūhā ve enābū ilā (a)llahi lehumu l-buşrā fe beşşir ǐbādi
Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah'ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.
اَلَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
(e)lleƶīne yestemiǔne l-ḳavle fe yettebiǔne eHsenehu ulāike (e)lleƶīne hedāhumu (a)llahu ve ulāike hum ūlū l-elbābi
Hakkında azap sözü (hükmü) gerçekleşenler, hiç onlar gibi olur mu? Cehennemlikleri sen mi kurtaracaksın?
اَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِ اَفَاَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِ
e fe men Haḳḳa ǎleyhi kelimetu l-ǎƶābi e fe ente tunḳiƶu men fī n-nāri
Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va'dinden dönmez.
لٰكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَعْدَ اللّٰهِ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْمِيعَادَ
lākini (e)lleƶīne tteḳav rabbehum lehum ğurafun min fevḳihā ğurafun mebniyyetun tecrī min teHtihā l-enhāru veǎ'de (a)llahi lā yuḣlifu (a)llahu l-mīǎāde
Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp haline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابِيعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
e lem tera enne (a)llahe enzele mine s-semāi māen fe selekehu yenābīǎ fī l-erDi ṧumme yuḣricu bihi zer'ǎn muḣtelifen elvānuhu ṧumme yehīcu fe terāhu muSferran ṧumme yec'ǎluhu HuTāmen inne fī ƶālike le ƶikrā li ūlī l-elbābi