Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.

وَنُقَلِّبُ اَفْـِٔدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

ve nuḳallibu ef'idetehum ve ebSārahum ke mā lem yu'minū bihi evvele merratin ve neƶeruhum fī Tuğyānihim yeǎ'mehūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَنُقَلِّبُve nuḳallibuق ل بkalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulpve ters çeviririz
2اَفْـِٔدَتَهُمْef'idetehumف ا دKalpte incinmek, kalp hastalığına yakalanmak, kalpten vurulmak. Hareket, harekete geçirme. Yakıt söz konusu olduğunda; yanmak, yanıp tükenmek, parlak veya şiddetli yanmak, alevlenmek veya alev almak: ve kalp için söylendiğinde; coşku veya hevesle heyecanlanmak. Kalp, zihin/akıl, zihin keskinliği/açıklığı.gönüllerini
3وَاَبْصَارَهُمْve ebSārahumب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıve gözlerini
4كَمَاke māgibi
5لَمْlem
6يُؤْمِنُواyu'minūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmadıkları
7بِهِbihiona
8اَوَّلَevveleا و لilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıçilk
9مَرَّةٍmerratinم ر رGeçmek veya yanından geçmek veya ötesine geçmek, ilerlemek, boyunca gitmek veya içinden geçmek veya üzerinden geçmek, uzaklaşmak veya yok olmak, koşmak veya akmak (yani su), bir şeyin üzerinden geçmek, başına gelmek, üstesinden gelmek, bir şeyi acı veya hoşa gitmeyen hale getirmek, bir şeyi sürüklemek, bir şeyi yere düşürmek için bükmek veya çevirmek, sürekli/sabit bir şekilde veya yolda devam etmek, kararlı/azimli/kararlı/güçlü olmak, bir şeye karşı sıkıca direnmek, mırıldanmak veya homurdanmak, titremek veya ürpermek veya sallanmak, ileri geri veya yandan yana hareket etmek, çalkalanma halinde olmak, safra tarafından alt edilmek.defasında
10وَنَذَرُهُمْve neƶeruhumو ذ رTerk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmekve bırakırız onları
11فِيiçinde
12طُغْيَانِهِمْTuğyānihimط غ يaşmak, taşmak, yayılmak, yörüngesinden çıkmak, sınırı aşmak, başıboş, yükselmek, taşmak, kudurmuş olmak, sapmak, meraklı olmamak, yaramaz, dinsiz, zorba, aşırı, isyankâr, aşırı derecede fena, kabalık, haksızlık, dinsizlik, isyan, şiddetli gök gürültüsü ve şimşek fırtınası, patlama, kötülük güçleri, kötülüğe sürüklemek, çok cesur olmak, inatçı direniş, aşırı derecede itaatsiz, ölçüsüz, yozlaşmış, dağın tepesi veya üst kısmı, put/şeytan, kötülüğün kaynağıazgınlıkları
13يَعْمَهُونَyeǎ'mehūneع م هşaşkın/şaşırmış/afallamış/perişan/karıştırmış olmak, körü körüne dolaşmak, sağa sola sendelemek, doğru yolu bulmada güçlük çekmek, zihinsel körlükbocalayıp dururlar

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Biz, onların gönüllerini, gözlerini tersine çevirmişiz, evvelce inanmadıkları gibi gene inanmazlar ve biz, onları taşkınlıklarında şaşkın bir halde terketmişiz.

Abdulkadir Gölpınarlı

Biz, onların gönüllerini, gözlerini tersine çevirmişiz, evvelce inanmadıkları gibi gene inanmazlar ve biz, onları taşkınlıklarında şaşkın bir halde terketmişiz.

Adem Uğur

Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız.

Ahmed Hulusi

Onların fuadlarını (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar - kalp nöronları) ve gözlerini (görüp değerlendirme) kalbederiz (kilitleriz), başta (mucize gelmeden önce) ona iman etmedikleri gibi! Onları kendi taşkınlıklarında kör ve şaşkın, bocalar durumda, kendi hallerine terk ederiz!

Ahmet Tekin

Biz onların gönüllerini, akıllarını bir tarafa, gözlerini bir tarafa çeviririz. İlk defa iman etmedikleri gibi, hakkı anlamazlar, Kur’ân’ı görmezler, iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içinde bocalar vaziyette bırakırız.

Ahmet Varol

Ona ilk keresinde iman etmedikleri gibi biz onların kalplerini ve gözlerini çeviririz ve kendilerini taşkınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.

Ali Bulaç

Biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terkederiz.

Ali Fikri Yavuz

Biz onların kalblerini ve gözlerini, gerçeği anlayıp görmekten çeviririz; ilk önce buna iman etmedikleri hal üzere kendilerini bırakıveririz de azgınlıkları içinde dalıp giderler.

Ali Rıza Safa

Onların yüreklerini ve gözlerini, en başında Ona inanmadıkları gibi ters çeviririz. Azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

Bayraktar Bayraklı

Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilkin ona inanmadıkları gibi, mucizeyi gördükten sonra da inanmazlar.Onları şaşkın olarak azgınlıkları içinde bırakırız.

Bekir Sadak

Onlarin kalblerini, gozlerini, ona ilk defa inanmadiklari gibi ceviririz; onlari taskinliklari icinde saskin saskin birakiriz.*

Celal Yıldırım

Onların gönüllerini ve gözlerini İlk önce inanmadıkları gibi ters çeviririz ve kendilerini azgınlıkları içinde bırakırız da bocalayıp dururlar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

O’na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi (mûcize gösterdikten sonra da) yine onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak taşkınlıkları içinde bırakırız.

Diyanet İşleri

Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.

Diyanet İşleri (eski)

Onların kalblerini, gözlerini, ona ilk defa inanmadıkları gibi çeviririz; onları taşkınlıkları içinde şaşkın şaşkın bırakırız.

Diyanet Vakfi

Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman etmedikleri gibi, gene de iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör ve şaşkın bırakırız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Biz onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. Önceden buna iman etmedikleri gibi bırakıveririz kendilerini azgınlıkları içinde körü körüne bocalar giderler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz onların kalblerini ve gözlerini ters döndürürüz, ilkin buna iyman etmedikleri gibi bırakıveririz kendilerini de tuğyanları içinde kör körüne bocalar giderler

Erhan Aktaş

İlkin ona inanmadıkları gibi, onların gönüllerini ve basiretlerini tersyüz ederiz ve onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

İlkin ona iman etmedikleri gibi, onların gönüllerini ve basiretlerini tersyüz ederiz ve onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İlkin ona iman etmedikleri gibi, onların gönüllerini ve basiretlerini tersyüz ederiz ve onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.

Fizilal-il Kuran

Onların gönüllerini ve gözlerini ters çevirerek kendilerini iman etmekten kaçındıkları ilk durumlarına döndürür ve azgınlıkları içinde debelenmeye bırakırız.

Gültekin Onan

Biz onların yüreklerini (efidet) ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz (nükallibu) ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terkederiz.

Hamdi Döndüren

Onların kalplerini ve gözlerini (sapıklık yönüne) çeviririz de, ilk keresinde mucizelere inanmadıkları gibi (yine inanmazlar). Biz onları taşkınlıkları içinde, bocalar bir durumda bırakırız!

Hasan Basri Çantay

Onlar, evvelce indirilen (ayet) lere iman etmedikleri gibi (bundan sonra da iman etmeyeceklerdir). Biz, onların gönüllerini ve gözlerini (ters) çevirmiş, kendilerini azgınlıkları, taşkınlıkları içinde serseri ve şaşırmış oldukları halde terketmiş bulunuyoruz.

Hasib Asutay

O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Onları azgınlıkları içerisinde bocalar durumda bırakırız.

Hayrat Neşriyat

Çünki (onlar) ona ilk def'a îmân etmedikleri gibi (bundan sonra da îmân etmeyeceklerdir)! (Biz de) onların kalblerini ve gözlerini (inkârlarındaki ısrarlarındandolayı, hakdan) çeviririz ve onları bırakırız (da), azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

İbni Kesir

Biz, onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de ona ilk defa iman etmedikleri gibi azgınlıkları içinde kör ve şaşkın bırakırız.

Mehmet Okuyan

Ona (vahye) iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Onları azgınlıkları içerisinde bocalar hâlde bırakırız.

Muhammed Esed

kalplerini ve gözlerini (hakikatten) ayırdığımız sürece, tıpkı ona ilk başta inanmadıkları gibi: ve (böylece) Biz körce ileri geri yalpalayıp dursunlar diye onları küstahça kibirleri ile baş başa bırakırız.

Mustafa İslamoğlu

Biz de onların gönülleri ve gözlerini çeviriverirdik, tıpkı ilk başta ona inanmadıkları konumda olduğu gibi; ve Biz onları küstahça taşkınlıkları içinde kör ve şaşkın debelenmeye terkederiz.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve Biz onların kalplerini ve gözlerini O'na evvelce de imân etmedikleri gibi tersine döndürürüz. Ve onları o tuğyanları içinde körükörüne yuvarlanır gider bir halde bırakırız.

Ömer Öngüt

Yine O'na inanmadıkları ilk durumdaki gibi, onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve bırakırız onları, şaşkın olarak azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

Suat Yıldırım

Onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. İlkin ona inanmadıkları gibi o mûcizeyi gördükten sonra da inanmazlar ve onları taşkınlıkları içinde şaşkın şaşkın bırakırız.

Süleyman Ateş

Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilkin ona inanmadıkları gibi (mu'cizeyi gördükten sonra da inanmazlar) ve bırakırız onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

Süleymaniye Vakfı

Onların gözlerini ve gönüllerini çeviririz de daha önce inanmadıkları gibi olurlar. Onları taşkınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Başlangıçta inanmadıkları sırada olduğu gibi (bu davranışlarından dolayı) şimdi de inanmazlarsa gönüllerini ve gözlerini döndürür, azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız. Onların kalplerini ve gözlerini döndürürüz de bundan (mucize gösterilmesinden) önce inanmadıkları gibi (gösterildikten sonra bile) azgınlıkları içerisinde bocalar halde bırakırız.

Şaban Piriş

Onların kalplerini ve basiretlerini tersine çeviririz de, ilk defa inanmadıkları gibi yine inanmazlar. Biz de onları azgınlıkları içinde bocalar bir halde bırakırız.

Tefhim-ul Kuran

Biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terkederiz.

Ümit Şimşek

Biz onların kalplerini ve gözlerini çeviririz de onlar, daha önce inanmadıkları gibi yine inanmazlar. Ve onları azgınlıkları içinde bırakırız; öylece bocalayıp dururlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Biz onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilk seferinde buna iman etmedikleri gibi bırakırız kendilerini de azgınlıkları içinde körü körüne bocalar dururlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz onların ürəklərini və gözlərini ilk dəfə ona iman gətirmədikləri kimi tərsinə çevirər və onları öz azğınlıqları içərisində sərgərdan dolaşan vəziyyətdə tərk edərik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Biz onların ürəklərini və gözlərini əvvəlcə ona (Qurʼana və ya göndərdiyimiz hər hansı ayəyə) iman gətirmədikləri kimi tərsinə çevirər və onları öz azğınlıqları içində şaşqın bir vəziyyətdə qoyarıq.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wir lassen ihre Herzen und ihren Verstand hin und her schwanken, weil sie schon beim ersten Mal nicht glauben wollten. So verharren sie im Unglauben, und so schlagen sie sich weiter im Irrtum herum.

Almanca — Der Edle Quran

Und Wir kehren ihre Herzen und ihr Augenlicht um, so wie sie das erste Mal nicht daran geglaubt haben. Und Wir lassen sie in ihrer Auflehnung umherirren.

Almanca — M. A. Rassoul

Und Wir werden ihre Herzen und ihre Augen verwirren, weil sie ja auch das erste Mal nicht daran glaubten, und Wir lassen sie sodann in ihrer Widerspenstigkeit verblendet irregehen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und WIR lassen ihre Herzen und ihre Blicke durcheinanderbringen, wie sie den Iman daran das ersteMal nicht verinnerlichten, und WIR lassen sie in ihrer Maßlosigkeit sich verblenden.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

We divert their hearts, their feelings and their sight from one thought to another and throw their minds into confusion and We manoeuvre their disposition to induce difficulties sufficient to turn the edge of the finest wit that they lose sight of the truth as they did at the beginning and shall do henceforth. And We give them plenty of rope to allow them free scope of action in order to commit themselves to the loss in the maze of error.

Abdul Haleem

We would make their hearts and their eyes turn away, just as they did not believe the first time, and leave them to flounder in their obstinacy.

Abdullah Yusuf Ali

We (too) shall turn to (confusion) their hearts and their eyes, even as they refused to believe in this in the first instance: We shall leave them in their trespasses, to wander in distraction.

Abul A'la Maududi

We are turning their hearts and eyes away from the Truth even as they did not believe in the first instance - and We leave them in their insurgence to stumble blindly.

Aisha Bewley

We will overturn their hearts and sight, just as when they did not have iman in it at first, and We will abandon them to wander blindly in their excessive insolence.

Al-Hilali & Khan

And We shall turn their hearts and their eyes away (from guidance), as they refused to believe therein for the first time, and We shall leave them in their trespass to wander blindly.

Ali Quli Qarai

We transform their hearts and their visions as they did not believe in it the first time, and We leave them bewildered in their rebellion.

Amatul Rahman Omar

We shall confound their hearts and their eyes, since they did not believe in it (-God's signs) in the first instance, and We shall leave them alone wandering blindly in their transgression.

Arthur John Arberry

We shall turn about their hearts and their eyes, even as they believed not in it the first time; and We shall leave them in their insolence wandering blindly.

Bijan Moeinian

As a result of their choice of denying these revelations (the most profound miracle), I will keep their minds and sights confused and leave them to wonder about in their rebellion.

E. Henry Palmer

We will overturn their hearts and their eye-sights, even as they believed not at first; and we will leave them, in their rebellion, blindly wandering on.

Edip-Layth

We divert their hearts and eyesight, as they did not acknowledge it the first time; and We leave them wandering in their transgression.

George Sale

And We shall confound their hearts and their eyes, for they believe not therein the first time, and We shall leave them in their transgression to wander in distraction.

Hamid S. Aziz

We confound their heart and their eyesight, even as they believed not at first, We will leave them, in their rebellion, blindly wandering on.

Mahmoud Ghali

And We will turn about their heart-sights (Or: perception) and their beholdings, (i. e., eyesights) just as they did not believe in it the first time; and We will leave them out in their in ordinance blundering.

Marmaduke Pickthall

We confound their hearts and their eyes. As they believed not therein at the first, We let them wander blindly on in their contumacy.

Mohamed Ahmed - Samira

We shall turn their hearts and their eyes, for they did not believe them at the very first, and leave them to wander perplexed in bewilderment.

Muhammad Asad

so long as We keep their hearts and their eyes turned [away from the truth], even as they did not believe in it in the first instance: and [so] We shall leave them in their overweening arrogance, blindly stumbling to and fro.

Mustafa Khattab

We turn their hearts and eyes away ˹from the truth˺ as they refused to believe at first, leaving them to wander blindly in their defiance.

Progressive Muslims

And We divert their hearts and eyesight, as they did not believe in it the first time; and We leave them wandering in their transgression.

Sahih International

And We will turn away their hearts and their eyes just as they refused to believe in it the first time. And We will leave them in their transgression, wandering blindly.

Sam Gerrans

And We will turn away their hearts and their eyes, even as they believed not in it the first time; and We will leave them wandering blindly in their inordinacy.

Shabbir Ahmed

Our Law keeps their hearts and their eyes turned away from the Truth. Since they have preemptively rejected it (the Qur'an), We let them wander blindly in their rebellious attitude.

Syed Vickar Ahamed

We (too) shall give their hearts and their eyes (confusion), because they refused to believe in this (Sign) in the first place: We shall leave them to exceed their limits (and) to wander in (confusion and) distraction.

Taqi Usmani

We will upset their hearts and sights, as they did not believe in them at the first instance, and We will leave them wandering blindly in their rebellion.

The Monotheist Group

And We divert their hearts and eyesight, as they did not believe in it the first time; and We leave them wandering in their transgression.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Parce quʹils nʹont pas cru la première fois, nous détournerons leurs cœurs et leurs yeux; nous les laisserons marcher aveuglement dans leur rébellion.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Em ê dilên wan û çavên wan (ji naskirina heqiyê) berevajî bikin; çawa ku wan berê jî bawerî pê neanîbûn û em ê wan di serxweveçûna wan de matmayî û sergeşte bihêlin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En Wij zullen hun harten en hun ogen omdraaien, zoals zij ook de eerste keer niet geloofd hebben en Wij laten hen in hun onbeschaamdheid doorgaan met dwalen.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En wij zullen hunne harten en hun gezicht van de waarheid afwenden; want zij geloofden er voor de eerste maal niet aan, en wij zullen hen verlaten, opdat zij in hunne dwaling mogen voortgaan.

Hollandaca — Siregar

En Wij zullen hun harten en hun blikken omkeren, zoals zij er de eerste maal al niet in geloofden an Wij laten hen in hun dwaling rusteloos rondgaan.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И Мы переворачиваем сердца их и взоры их [Мы препятствуем им уверовать]. (И даже если им явить такие чудеса, которые они просят, то они все равно не уверуют) как они не уверовали в это в первый раз [как не уверовали в прежние чудеса, как например раскалывание луны,...], и Мы оставляем их скитаться слепо в своем беспределье [заблуждении].

Rusça — Osmanov

Мы отвращаем их сердца и взоры [от истины], и они пребывают такими же, какими были, когда не уверовали в нее в первый раз. И Мы оставляем их в неповиновении [Аллаху], заблудшими.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

När de första gången (hörde Vårt budskap) ville de inte tro, och därför skall Vi vända deras hjärtan ut och in och grumla deras syn, och Vi skall låta dem hållas i sitt trotsiga övermod, snubblande än hit än dit i blindo.