ط غ ي (ŦĞY) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

aşmak, taşmak, yayılmak, yörüngesinden çıkmak, sınırı aşmak, başıboş, yükselmek, taşmak, kudurmuş olmak, sapmak, meraklı olmamak, yaramaz, dinsiz, zorba, aşırı, isyankâr, aşırı derecede fena, kabalık, haksızlık, dinsizlik, isyan, şiddetli gök gürültüsü ve şimşek fırtınası, patlama, kötülük güçleri, kötülüğe sürüklemek, çok cesur olmak, inatçı direniş, aşırı derecede itaatsiz, ölçüsüz, yozlaşmış, dağın tepesi veya üst kısmı, put/şeytan, kötülüğün kaynağı

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (39)

Bu kök Kur'an boyunca 39 kez, 18 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

الطَّاغُوتُ6 kez

Bakara 2:257الطَّاغُوتُT-Tāğūtutağuttur

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

(a)llahu veliyyu (e)lleƶīne āmenū yuḣricuhum mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve(e)lleƶīne keferū evliyā'uhumu T-Tāğūtu yuḣricūnehum mine n-nūri ilā Z-Zulumāti ulāike eSHābu n-nāri hum fīhā ḣālidūne

Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin velileri ise tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalırlar.

Nisa 4:60الطَّاغُوتِT-Tāğūtitağuta

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا

e lem tera ilā (e)lleƶīne yez'ǔmūne ennehum āmenū bimā unzile ileyke ve mā unzile min ḳablike yurīdūne en yeteHākemū ilā T-Tāğūti ve ḳad umirū en yekfurū bihi ve yurīdu ş-şeyTānu en yuDillehum Delālen beǐyden

(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağut'u tanımamaları kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.

Nisa 4:76الطَّاغُوتِT-Tāğūtitağut

اَلَّذِينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا

(e)lleƶīne āmenū yuḳātilūne fī sebīli (a)llahi ve(e)lleƶīne keferū yuḳātilūne fī sebīli T-Tāğūti fe ḳātilū evliyā'e ş-şeyTāni inne keyde ş-şeyTāni kāne Deǐyfen

İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.

Maide 5:60الطَّاغُوتَT-TāğūteTâğût'a

قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ

ḳul hel unebbiukum bi şerrin min ƶālike meṧūbeten ǐnde (a)llahi men leǎnehu (a)llahu ve ğaDibe ǎleyhi ve ceǎle minhumu l-ḳiradete ve l-ḣanāzīra ve ǎbede T-Tāğūte ulāike şerrun mekānen ve eDellu ǎn sevā'i s-sebīli

De ki: "Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah'ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır."

Nahl 16:36الطَّاغُوتَT-Tāğūtetagutdan

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

ve leḳad beǎṧnā fī kulli ummetin rasūlen eni ǎ'budū (a)llahe ve ctenibū T-Tāğūte fe minhum men hedā (a)llahu ve minhum men Haḳḳat ǎleyhi D-Delāletu fe sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mukeƶƶibīne

Andolsun biz, her ümmete, "Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının" diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

Zümer 39:17الطَّاغُوتَT-TāğūteTağut'a

وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰى فَبَشِّرْ عِبَادِ

ve(e)lleƶīne ctenebū T-Tāğūte en yeǎ'budūhā ve enābū ilā (a)llahi lehumu l-buşrā fe beşşir ǐbādi

Tağut'tan, ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah'a yönelenler için müjde vardır. O halde, kullarımı müjdele!

طُغْيَانِهِمْ5 kez

Bakara 2:15طُغْيَانِهِمْTuğyānihimtaşkınları

اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

(a)llahu yestehziu bihim ve yemudduhum fī Tuğyānihim yeǎ'mehūne

Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.

En'am 6:110طُغْيَانِهِمْTuğyānihimazgınlıkları

وَنُقَلِّبُ اَفْـِٔدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

ve nuḳallibu ef'idetehum ve ebSārahum ke mā lem yu'minū bihi evvele merratin ve neƶeruhum fī Tuğyānihim yeǎ'mehūne

Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.

A'raf 7:186طُغْيَانِهِمْTuğyānihimazgınlıkları

مَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَا هَادِيَ لَهُ وَيَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

men yuDlili (a)llahu fe lā hādiye lehu ve yeƶeruhum fī Tuğyānihim yeǎ'mehūne

Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.

Yunus 10:11طُغْيَانِهِمْTuğyānihimtaşkınlıkları içinde

وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

ve lev yuǎccilu (a)llahu li n-nāsi ş-şerra stiǎ'cālehum bi l-ḣayri le ḳuDiye ileyhim eceluhum fe neƶeru (e)lleƶīne lā yercūne liḳā'enā fī Tuğyānihim yeǎ'mehūne

Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.

Mü'minun 23:75طُغْيَانِهِمْTuğyānihimazgınlıklarında

وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

ve lev raHimnāhum ve keşefnā mā bihim min Durrin le leccū fī Tuğyānihim yeǎ'mehūne

Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.

طَغٰى5 kez

Ta-Ha 20:24طَغٰىTağāazdı

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى

iƶheb ilā fir'ǎvne innehu Tağā

"Firavun'a git, çünkü o azmıştır."

Ta-Ha 20:43طَغٰىTağāazdı

اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى

iƶhebā ilā fir'ǎvne innehu Tağā

"Firavun'a gidin. Çünkü o azmıştır."

Necm 53:17طَغٰىTağāazmadı

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى

mā zāğa l-beSaru ve mā Tağā

Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.

Naziat 79:17طَغٰىTağāazdı

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى

iƶheb ilā fir'ǎvne innehu Tağā

"Haydi Firavun'a git! Çünkü o azmıştır."

Naziat 79:37طَغٰىTağāazmışsa

فَاَمَّا مَنْ طَغٰى

fe emmā men Tağā

(37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.

طُغْيَانًا4 kez

Maide 5:64طُغْيَانًاTuğyānenazgınlığını

وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ اَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ كُلَّمَا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًا وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ

ve ḳāleti l-yehūdu yedu (a)llahi meğlūletun ğullet eydīhim ve luǐnū bimā ḳālū bel yedāhu mebsūTatāni yunfiḳu keyfe yeşā'u ve le yezīdenne keṧīran minhum mā unzile ileyke min rabbike Tuğyānen ve kufran ve elḳaynā beynehumu l-ǎdāvete ve l-beğDā'e ilā yevmi l-ḳiyāmeti kullemā evḳadū nāran li l-Harbi eTfeehā (a)llahu ve yes'ǎvne fī l-erDi fesāden ve(a)llahu lā yuHibbu l-mufsidīne

Bir de Yahudiler, "Allah'ın eli bağlıdır" dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, O'nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur'an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.

Maide 5:68طُغْيَانًاTuğyānenazgınlık

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُقِيمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْجِيلَ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

ḳul yā ehle l-kitābi lestum ǎlā şey'in Hattā tuḳīmū t-tevrāte ve l-incīle ve mā unzile ileykum min rabbikum ve le yezīdenne keṧīran minhum mā unzile ileyke min rabbike Tuğyānen ve kufran fe lā te'se ǎlā l-ḳavmi l-kāfirīne

De ki: "Ey Kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni (Kur'an'ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz." Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur'an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kafirler toplumu için üzülme.

İsra 17:60طُغْيَانًاTuğyānenazgınlıklarından

وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّتِي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ اِلَّا طُغْيَانًا كَبِيرًا

ve iƶ ḳulnā leke inne rabbeke eHāTa bi n-nāsi ve mā ceǎlnā r-ru'yā lletī eraynāke illā fitneten li n-nāsi ve ş-şecerate l-mel'ǔnete fī l-ḳurāni ve nuḣavvifuhum fe mā yezīduhum illā Tuğyānen kebīran

Hani sana, "Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur'an'da lanetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını (daha da) artırdı.

Kehf 18:80طُغْيَانًاTuğyānenazgınlık

وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا

ve emmā l-ğulāmu fe kāne ebevāhu mu'mineyni fe ḣaşīnā en yurhiḳahumā Tuğyānen ve kufran

"Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."

تَطْغَوْا3 kez

Hud 11:112تَطْغَوْاteTğavaşırı gitmeyin

فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

fe steḳim ke mā umirte ve men tābe meǎke ve lā teTğav innehu bimā teǎ'melūne beSīrun

Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.

Ta-Ha 20:81تَطْغَوْاteTğavtaşkınlık etmeyin

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوٰى

kulū min Tayyibāti mā razeḳnākum ve lā teTğav fīhi fe yeHille ǎleykum ğaDebī ve men yeHlil ǎleyhi ğaDebī fe ḳad hevā

"Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helal olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helak olmuş demektir."

Rahman 55:8تَطْغَوْاteTğavtaşkınlık etmeyin

اَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ

ellā teTğav fī l-mīzāni

Ölçüde haddi aşmayın.

طَاغِينَ2 kez

Saffat 37:30طَاغِينَTāğīneazgın

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

ve mā kāne lenā ǎleykum min sulTānin bel kuntum ḳavmen Tāğīne

"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

Kalem 68:31طَاغِينَTāğīneazgınlarmışız

قَالُوا يَاوَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا طَاغِينَ

ḳālū yā veylenā innā kunnā Tāğīne

Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"

لِلطَّاغِينَ2 kez

Sad 38:55لِلطَّاغِينَli T-Tāğīneazgınlara vardır

هٰذَا وَاِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَاٰبٍ

hāƶā ve inne li T-Tāğīne le şerra mābin

(55-56) İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!

Nebe 78:22لِلطَّاغِينَli T-Tāğīneazgınların

لِلطَّاغِينَ مَاٰبًا

li T-Tāğīne māben

(21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.

طَاغُونَ2 kez

Zariyat 51:53طَاغُونَTāğūneazgın

اَتَوَاصَوْا بِهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

e tevāSav bihi bel hum ḳavmun Tāğūne

Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.

Tur 52:32طَاغُونَTāğūneazgın

اَمْ تَأْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهٰذَٓا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

em te'muruhum eHlāmuhum bi hāƶā em hum ḳavmun Tāğūne

Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

بِالطَّاغُوتِ1 kez

Bakara 2:256بِالطَّاغُوتِbi T-Tāğūtitağut (şeytan)ı

لَا اِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

lā ikrāhe fī d-dīni ḳad tebeyyene r-ruşdu mine l-ğayyi fe men yekfur bi T-Tāğūti ve yu'min bi(a)llahi fe ḳadi stemseke bi l-ǔrveti l-vuṧḳā lā nfiSāme lehā ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde, kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

وَالطَّاغُوتِ1 kez

Nisa 4:51وَالطَّاغُوتِve T-Tāğūtive tağut'a

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ اُو۫تُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذِينَ اٰمَنُوا سَبِيلًا

e lem tera ilā (e)lleƶīne ūtū neSīben mine l-kitābi yu'minūne bi l-cibti ve T-Tāğūti ve yeḳūlūne li(e)lleƶīne keferū hā'ulā'i ehdā mine (e)lleƶīne āmenū sebīlen

Kendilerine Kitap'tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar "cibt"e ve "tağut"a inanıyorlar. İnkar edenler için de, "Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır" diyorlar.

يَطْغٰى1 kez

Ta-Ha 20:45يَطْغٰىyeTğāiyice azar

قَالَا رَبَّنَا اِنَّنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا اَوْ اَنْ يَطْغٰى

ḳālā rabbenā innenā neḣāfu en yefruTa ǎleynā ev en yeTğā

Musa ve Harun, şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz."

اَطْغَيْتُهُ1 kez

Kaf 50:27اَطْغَيْتُهُeTğaytuhuben onu azdırmadım

قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ

ḳāle ḳarīnuhu rabbenā mā eTğaytuhu ve lākin kāne fī Delālin beǐydin

Arkadaşı (olan şeytan) der ki: "Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi."

وَاَطْغٰى1 kez

Necm 53:52وَاَطْغٰىve eTğāve azgın

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰى

ve ḳavme nūHin min ḳablu innehum kānū hum eZleme ve eTğā

Daha önce de Nuh'un kavmini helak etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.

بِالطَّاغِيَةِ1 kez

Hakka 69:5بِالطَّاغِيَةِbi T-Tāğiyetiazgın bir vak'a ile

فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ

fe emmā ṧemūdu fe uhlikū bi T-Tāğiyeti

Semud kavmi korkunç bir sarsıntı ile helak edildi.

طَغَا1 kez

Hakka 69:11طَغَاTağātaşınca

اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ

innā lemmā Tağā l-māu Hamelnākum fī l-cāriyeti

(11-12) Şüphesiz, (Nuh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.

طَغَوْا1 kez

Fecr 89:11طَغَوْاTağavazmışlardı

اَلَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ

(e)lleƶīne Tağav fī l-bilādi

(11-12) Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.

بِطَغْوٰيهَاۖ1 kez

Şems 91:11بِطَغْوٰيهَاۖbi Tağvāhāazgınlığı yüzünden

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۖ

keƶƶebet ṧemūdu bi Tağvāhā

Semud kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı.

لَيَطْغٰى1 kez

Alak 96:6لَيَطْغٰىle yeTğāazar

كَلَّا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى

kellā inne l-insāne le yeTğā

(6-7) Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.