Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."
قَالُوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ
Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ
"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا اِنَّا لَذَائِقُونَ
"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."
فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاوِينَ
Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
İşte biz suçlulara böyle yaparız.
اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
اِنَّهُمْ كَانُوا اِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَ
"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.
وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ
Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.
بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَلِيمِ
Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ancak Allah'ın halis kulları başka.
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِينَ
(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ فَوَاكِهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ
Onlar Naim cennetlerindedirler.
فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ
(45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ
Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ
Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.
كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."
قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ اِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ