Tan yerinin ağarmasına andolsun,
وَالْفَجْرِ
ve l-fecri
On geceye andolsun,
وَلَيَالٍ عَشْرٍ
ve leyālin ǎşrin
Çifte ve teke andolsun,
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ
ve ş-şef'ǐ ve l-vetri
Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır).
وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِ
ve l-leyli iƶā yesri
Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır.
هَلْ فِي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ
hel fī ƶālike ḳasemun li ƶī Hicrin
(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ اَلَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ وَفِرْعَوْنَ ذِي الْاَوْتَادِۖ
e lem tera keyfe feǎle rabbuke bi ǎādin / irame ƶāti l-ǐmādi / lletī lem yuḣleḳ miṧluhā fī l-bilādi / ve ṧemūde (e)lleƶīne cābū S-Saḣra bi l-vādi / ve fir'ǎvne ƶī l-evtādi
(11-12) Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.
اَلَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ فَاَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ
(e)lleƶīne Tağav fī l-bilādi / fe ekṧerū fīhā l-fesāde
Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ
fe Sabbe ǎleyhim rabbuke sevTa ǎƶābin
Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir.
اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ
inne rabbeke le bi l-mirSādi
İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, "Rabbim bana ikram etti" der.
فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي اَكْرَمَنِ
fe emmā l-insānu iƶā mā btelāhu rabbuhu fe ekramehu ve neǎǎmehu fe yeḳūlu rabbī ekrameni
Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, "Rabbim beni aşağıladı" der.
وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي اَهَانَنِ
ve emmā iƶā mā btelāhu fe ḳadera ǎleyhi rizḳahu fe yeḳūlu rabbī ehāneni
Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.
كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ
kellā bel lā tukrimūne l-yetīme
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكِينِ
ve lā teHāDDūne ǎlā Taǎāmi l-miskīni
Haram helal demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.
وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلًا لَمًّا
ve te'kulūne t-turāṧe eklen lemmen
Malı da pek çok seviyorsunuz.
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا
ve tuHibbūne l-māle Hubben cemmen
Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman,
كَلَّا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكًّا دَكًّا
kellā iƶā dukketi l-erDu dekken dekken
(22-23) Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?
وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰى
ve cā'e rabbuke ve l-meleku Saffen Saffen / ve cī'e yevmeiƶin bi cehenneme yevmeiƶin yeteƶekkeru l-insānu ve ennā lehu ƶ-ƶikrā