← Sureler

Mushaf — 594. Sayfa

‹
/ 604
›
89. Fecr Suresi

"Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım" der.

يَقُولُ يَالَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي

yeḳūlu yā leytenī ḳaddemtu li Hayātī

Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.

فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ اَحَدٌ

fe yevmeiƶin lā yuǎƶƶibu ǎƶābehu eHadun

Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ اَحَدٌ

ve lā yūṧiḳu veṧāḳahu eHadun

(Allah, şöyle der:) "Ey huzur içinde olan nefis!"

يَاأَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

yā eyyetuhā n-nefsu l-muTmeinnetu

"Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!"

اِرْجِعِٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً

irciǐy ilā rabbiki rāDiyeten merDiyyeten

"(İyi) kullarımın arasına gir."

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

fe dḣulī fī ǐbādī

"Cennetime gir."

وَادْخُلِي جَنَّتِي

ve dḣulī cennetī

90. Beled Suresi

(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.

لَا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِ وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِ وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فِي كَبَدٍ

lā uḳsimu bi hāƶā l-beledi / ve ente Hillun bi hāƶā l-beledi / ve vālidin ve mā velede / le ḳad ḣaleḳnā l-insāne fī kebedin

İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌ

e yeHsebu en len yeḳdira ǎleyhi eHadun

"Yığınla mal harcadım" diyor.

يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًا

yeḳūlu ehlektu mālen lubeden

Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor?

اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُ اَحَدٌ

e yeHsebu en lem yerahu eHadun

(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?

اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

e lem nec'ǎl lehu ǎyneyni / ve lisānen ve şefeteyni / ve hedeynāhu n-necdeyni

Fakat o, sarp yokuşa atılmadı.

فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ

fe lā ḳteHame l-ǎḳabete

Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?

وَمَا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُ

ve mā edrāke mā l-ǎḳabetu

O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek)tir.

فَكُّ رَقَبَةٍ

fekku raḳabetin

(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.

اَوْ اِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ اَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ

ev iT'ǎāmun fī yevmin ƶī mesğabetin / yetīmen ƶā meḳrabetin / ev miskīnen ƶā metrabetin

(17-18) Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

ṧumme kāne mine (e)lleƶīne āmenū ve tevāSav bi S-Sabri ve tevāSav bi l-merHameti / ulāike eSHābu l-meymeneti

Ayetlerimizi inkar edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir.

وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ

ve(e)lleƶīne keferū bi āyātinā hum eSHābu l-meşemeti

Üzerlerinde etrafı sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.

عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ

ǎleyhim nārun mu'Sadetun