← Sureler

Mushaf — 506. Sayfa

‹
/ 604
›
46. Ahkaf Suresi

Hani Kur'an'ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, "Susun!" dediler. Kur'an'ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.

وَاِذْ صَرَفْنَا اِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَۚ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا اَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِرِينَ

ve iƶ Sarafnā ileyke neferan mine l-cinni yestemiǔne l-ḳurāne fe lemmā HaDerūhu ḳālū enSitū fe lemmā ḳuDiye vellev ilā ḳavmihim munƶirīne

Dediler ki: "Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik."

قَالُوا يَاقَوْمَنَا اِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰى مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِي اِلَى الْحَقِّ وَاِلٰى طَرِيقٍ مُسْتَقِيمٍ

ḳālū yā ḳavmenā innā semiǎ'nā kitāben unzile min beǎ'di mūsā muSaddiḳan li mā beyne yedeyhi yehdī ilā l-Haḳḳi ve ilā Tarīḳin musteḳīmin

"Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın."

يَاقَوْمَنَا اَجِيبُوا دَاعِيَ اللّٰهِ وَاٰمِنُوا بِهِ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلِيمٍ

yā ḳavmenā ecībū dāǐye (a)llahi ve āminū bihi yeğfir lekum min ƶunūbikum ve yucirkum min ǎƶābin elīmin

Kim Allah'ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.

وَمَنْ لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللّٰهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَٓاءُ اُو۬لٰٓئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

ve men lā yucib dāǐye (a)llahi fe leyse bi muǎ'cizin fī l-erDi ve leyse lehu min dūnihi evliyā'u ulāike fī Delālin mubīnin

Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰى بَلٰٓى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

e ve lem yerav enne (a)llahe elleƶī ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe ve lem yeǎ'ye bi ḣalḳihinne bi ḳādirin ǎlā en yuHyiye l-mevtā belā innehu ǎlā kulli şey'in ḳadīrun

İnkar edenlere ateşe sunuldukları gün, "Bu gerçek değil miymiş?" denir. Onlar, "Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş" derler. Allah, "Öyle ise inkar etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!" der.

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

ve yevme yuǎ'raDu (e)lleƶīne keferū ǎlā n-nāri e leyse hāƶā bi l-Haḳḳi ḳālū belā ve rabbinā ḳāle fe ƶūḳū l-ǎƶābe bimā kuntum tekfurūne

(Ey Muhammed!) O halde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helak edilir.

فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُو۬لُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ

fe Sbir ke mā Sabera ūlū l-ǎzmi mine r-rusuli ve lā testeǎ'cil lehum keennehum yevme yeravne mā yūǎdūne lem yelbeṧū illā sāǎten min nehārin belāğun fe hel yuhleku illā l-ḳavmu l-fāsiḳūne