← Sureler

Mushaf — 127. Sayfa

‹
/ 604
›
5. Maide Suresi

Meryem oğlu İsa, "Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın" dedi.

قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

ḳāle ǐysā bnu meryeme (a)llahumme rabbenā enzil ǎleynā māideten mine s-semāi tekūnu lenā ǐyden li evvelinā ve āḣirinā ve āyeten minke ve rzuḳnā ve ente ḣayru r-rāziḳīne

Allah da, "Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkar ederse, artık ben ona kainatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim" demişti.

قَالَ اللّٰهُ اِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنِّٓي اُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا اُعَذِّبُهُٓ اَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ

ḳāle (a)llahu innī munezziluhā ǎleykum fe men yekfur beǎ'du minkum fe innī uǎƶƶibuhu ǎƶāben lā uǎƶƶibuhu eHaden mine l-ǎālemīne

Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve anamı iki ilah edinin, dedin?" İsa da şöyle diyecek: "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin."

وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا اَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

ve iƶ ḳāle (a)llahu yā ǐysā bne meryeme e ente ḳulte li n-nāsi tteḣiƶūnī ve ummiye ilāheyni min dūni (a)llahi ḳāle subHāneke mā yekūnu lī en eḳūle mā leyse lī bi Haḳḳin in kuntu ḳultuhu fe ḳad ǎlimtehu teǎ'lemu mā fī nefsī ve lā eǎ'lemu mā fī nefsike inneke ente ǎllāmu l-ğuyūbi

"Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin."

مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَا اَمَرْتَنِي بِهِ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ اَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

mā ḳultu lehum illā mā emertenī bihi eni ǎ'budū (a)llahe rabbī ve rabbekum ve kuntu ǎleyhim şehīden mā dumtu fīhim fe lemmā teveffeytenī kunte ente r-raḳībe ǎleyhim ve ente ǎlā kulli şey'in şehīdun

"Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.

اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

in tuǎƶƶibhum fe innehum ǐbāduke ve in teğfir lehum fe inneke ente l-ǎzīzu l-Hakīmu

Allah, şöyle diyecek: "Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür." Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.

قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

ḳāle (a)llahu hāƶā yevmu yenfeǔ S-Sādiḳīne Sidḳuhum lehum cennātun tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ƶālike l-fevzu l-ǎZīmu

Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

li (a)llahi mulku s-semāvāti ve l-erDi ve mā fīhinne ve huve ǎlā kulli şey'in ḳadīrun