Allah'ın, peygamberleri toplayıp "siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?" diyeceği, onların da, "Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin" diyecekleri günü hatırlayın.
يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا اُجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
yevme yecmeǔ (a)llahu r-rusule fe yeḳūlu māƶā ucibtum ḳālū lā ǐlme lenā inneke ente ǎllāmu l-ğuyūbi
O gün Allah, şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkar edenler, "Bu, ancak açık bir büyüdür" demişlerdi.
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْجِيلَ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْنِي فَتَنْفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْنِي وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْنِي وَاِذْ كَفَفْتُ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
iƶ ḳāle (a)llahu yā ǐysā bne meryeme ƶkur niǎ'metī ǎleyke ve ǎlā velidetike iƶ eyyedtuke bi rūHi l-ḳudusi tukellimu n-nāse fī l-mehdi ve kehlen ve iƶ ǎllemtuke l-kitābe ve l-Hikmete ve t-tevrāte ve l-incīle ve iƶ teḣluḳu mine T-Tīni ke hey'eti T-Tayri bi iƶnī fe tenfuḣu fīhā fe tekūnu Tayran bi iƶnī ve tubriu l-ekmehe ve l-ebraSa bi iƶnī ve iƶ tuḣricu l-mevtā bi iƶnī ve iƶ kefeftu benī isrāīle ǎnke iƶ ci'tehum bi l-beyyināti fe ḳāle (e)lleƶīne keferū minhum in hāƶā illā siHrun mubīnun
Hani bir de, "Bana ve Peygamberime iman edin" diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da "İman ettik. Bizim müslüman olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.
وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيِّنَ اَنْ اٰمِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّنَا مُسْلِمُونَ
ve iƶ evHaytu ilā l-Havāriyyīne en āminū bī ve bi rasūlī ḳālū āmennā ve şhed bi ennenā muslimūne
Hani havariler de, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. İsa da, "Eğer mü'minler iseniz, Allah'a karşı gelmekten sakının" demişti.
اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَاعِيسَىٰ ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
iƶ ḳāle l-Havāriyyūne yā ǐysā bne meryeme hel yesteTīǔ rabbuke en yunezzile ǎleynā māideten mine s-semāi ḳāle tteḳū (a)llahe in kuntum mu'minīne
Onlar, "İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, (gözü ile) görmüş şahitlerden olalım" demişlerdi.
قَالُوا نُرِيدُ اَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ اَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ
ḳālū nurīdu en ne'kule minhā ve teTmeinne ḳulūbunā ve neǎ'leme en ḳad Sadeḳtenā ve nekūne ǎleyhā mine ş-şāhidīne