← Sureler

Mushaf — 331. Sayfa

‹
/ 604
›
21. Enbiya Suresi

Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak kalırlar.

لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ

lā yesmeǔne Hasīsehā ve hum fī mā ştehet enfusuhum ḣālidūne

En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, "İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür" diyerek karşılarlar.

لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

lā yeHzunuhumu l-fezeǔ l-ekberu ve teteleḳḳāhumu l-melāiketu hāƶā yevmukumu elleƶī kuntum tūǎdūne

Yazılı kağıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا اَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا اِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ

yevme neTvī s-semāe ke Tayyi s-sicilli li l-kutubi ke mā bede'nā evvele ḣalḳin nuǐyduhu veǎ'den ǎleynā innā kunnā fāǐlīne

Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebur'da da, "Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır" diye yazmıştık.

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

ve leḳad ketebnā fī z-zebūri min beǎ'di ƶ-ƶikri enne l-erDe yeriṧuhā ǐbādiye S-SāliHūne

Şüphesiz bunda Allah'a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.

اِنَّ فِي هٰذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِدِينَ

inne fī hāƶā le belāğan li ḳavmin ǎābidīne

(Ey Muhammed!) Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ

ve mā erselnāke illā raHmeten li l-ǎālemīne

De ki: "Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?"

قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

ḳul innemā yūHā ileyye ennemā ilāhukum ilāhun vāHidun fe hel entum muslimūne

Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum."

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ اٰذَنْتُكُمْ عَلٰى سَوَاءٍ وَاِنْ اَدْرِٓي اَقَرِيبٌ اَمْ بَعِيدٌ مَا تُوعَدُونَ

fe in tevellev fe ḳul āƶentukum ǎlā sevā'in ve in edrī e ḳarībun em beǐydun mā tūǎdūne

"Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir."

اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ

innehu yeǎ'lemu l-cehra mine l-ḳavli ve yeǎ'lemu mā tektumūne

"Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır."

وَاِنْ اَدْرِي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ اِلٰى حِينٍ

ve in edrī leǎllehu fitnetun lekum ve metāǔn ilā Hīnin

(Peygamber), "Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahman'dır" dedi.

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ

ḳāle rabbi Hkum bi l-Haḳḳi ve rabbunā r-raHmānu l-musteǎānu ǎlā mā teSifūne