Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ
ve enzelnā mine s-semāi māen bi ḳaderin fe eskennāhu fī l-erDi ve innā ǎlā ƶehābin bihi le ḳādirūne
Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَاَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
fe enşe'nā lekum bihi cennātin min neḣīlin ve eǎ'nābin lekum fīhā fevākihu keṧīratun ve minhā te'kulūne
Yine o su ile Sina dağında biten bir ağaç (zeytin ağacı) yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir.
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِلِينَ
ve şeceraten teḣrucu min Tūri seynā'e tenbutu bi d-duhni ve Sibğin li l-'ākilīne
Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de.
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
ve inne lekum fī l-en'ǎāmi le ǐbraten nusḳīkum mimmā fī buTūnihā ve lekum fīhā menāfiǔ keṧīratun ve minhā te'kulūne
Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ
ve ǎleyhā ve ǎlā l-fulki tuHmelūne
Andolsun biz, Nuh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hala sakınmaz mısınız?" dedi.
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ
ve leḳad erselnā nūHen ilā ḳavmihi fe ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu e fe lā tetteḳūne
Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ
fe ḳāle l-meleū (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi mā hāƶā illā beşerun miṧlukum yurīdu en yetefeDDele ǎleykum ve lev şā'e (a)llahu le enzele melāiketen mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne
"Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz."
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتّٰى حِينٍ
in huve illā raculun bihi cinnetun fe terabbeSū bihi Hattā Hīnin
(Nuh), "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ
ḳāle rabbi nSurnī bimā keƶƶebūni
Bunun üzerine Nuh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nuh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
fe evHaynā ileyhi eni Sneǐ l-fulke bi eǎ'yuninā ve veHyinā fe iƶā cā'e emrunā ve fāra t-tennūru fe sluk fīhā min kullin zevceyni ṧneyni ve ehleke illā men sebeḳa ǎleyhi l-ḳavlu minhum ve lā tuḣāTibnī fī (e)lleƶīne Zelemū innehum muğraḳūne