Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: "Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun" de.
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
fe iƶā steveyte ente ve men meǎke ǎlā l-fulki fe ḳuli l-Hamdu li (a)llahi elleƶī neccānā mine l-ḳavmi Z-Zālimīne
Yine de ki: "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın."
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ
ve ḳul rabbi enzilnī munzelen mubāraken ve ente ḣayru l-munzilīne
Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz.
اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ
inne fī ƶālike le āyātin ve in kunnā le mubtelīne
Sonra onların (Nuh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرِينَ
ṧumme enşe'nā min beǎ'dihim ḳarnen āḣarīne
Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hala O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.
فَاَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ
fe erselnā fīhim rasūlen minhum eni ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu e fe lā tetteḳūne
O peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
ve ḳāle l-meleu min ḳavmihi (e)lleƶīne keferū ve keƶƶebū bi liḳā'i l-āḣirati ve etrafnāhum fī l-Hayāti d-dunyā mā hāƶā illā beşerun miṧlukum ye'kulu mimmā te'kulūne minhu ve yeşrabu mimmā teşrabūne
"Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız."
وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ
ve le in eTaǎ'tum beşeran miṧlekum innekum iƶen le ḣāsirūne
"O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"
اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَ
e yeǐdukum ennekum iƶā mittum ve kuntum turāben ve ǐZāmen ennekum muḣracūne
"Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!"
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ
heyhāte heyhāte li mā tūǎdūne
"Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."
اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
in hiye illā Hayātunā d-dunyā nemūtu ve neHyā ve mā neHnu bi meb'ǔṧīne
"Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ
in huve illā raculun fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ve mā neHnu lehu bi mu'minīne
O peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ
ḳāle rabbi nSurnī bimā keƶƶebūni
Allah, "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" dedi.
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ
ḳāle ǎmmā ḳalīlin le yuSbiHunne nādimīne
Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını haline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاءً فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
fe eḣaƶethumu S-SayHatu bi l-Haḳḳi fe ceǎlnāhum ğuṧā'en fe buǎ'den li l-ḳavmi Z-Zālimīne
Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَرِينَ
ṧumme enşe'nā min beǎ'dihim ḳurūnen āḣarīne