Mü'minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
ḳad efleHa l-mu'minūne
Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.
اَلَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
(e)lleƶīne hum fī Salātihim ḣāşiǔne
Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.
وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
ve(e)lleƶīne hum ǎni l-leğvi muǎ'riDūne
Onlar ki, zekatı öderler.
وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَ
ve(e)lleƶīne hum li z-zekāti fāǐlūne
Onlar ki, ırzlarını korurlar.
وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
ve(e)lleƶīne hum li furūcihim HāfiZūne
Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
illā ǎlā ezvācihim ev mā meleket eymānuhum fe innehum ğayru melūmīne
Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
fe meni bteğā verā'e ƶālike fe ulāike humu l-ǎādūne
Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.
وَالَّذِينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
ve(e)lleƶīne hum li emānātihim ve ǎhdihim rāǔne
Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler.
وَالَّذِينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
ve(e)lleƶīne hum ǎlā Salevātihim yuHāfiZūne
İşte bunlar varis olanların ta kendileridir.
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
ulāike humu l-vāriṧūne
Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
اَلَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
(e)lleƶīne yeriṧūne l-firdevse hum fīhā ḣālidūne
Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ
ve leḳad ḣaleḳnā l-insāne min sulāletin min Tīnin
Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik.
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ
ṧumme ceǎlnāhu nuTfeten fī ḳarārin mekīnin
Sonra bu az suyu "alaka" haline getirdik. Alakayı da "mudga" yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir!
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ
ṧumme ḣaleḳnā n-nuTfete ǎleḳaten fe ḣaleḳnā l-ǎleḳate muDğaten fe ḣaleḳnā l-muDğate ǐZāmen fe kesevnā l-ǐZāme leHmen ṧumme enşe'nāhu ḣalḳan āḣara fe tebārake (a)llahu eHsenu l-ḣāliḳīne
Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَ
ṧumme innekum beǎ'de ƶālike le meyyitūne
Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz.
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ
ṧumme innekum yevme l-ḳiyāmeti tub'ǎṧūne
Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ
ve leḳad ḣaleḳnā fevḳakum seb'ǎ Tarāiḳa ve mā kunnā ǎni l-ḣalḳi ğāfilīne