← Sureler

Mushaf — 476. Sayfa

‹
/ 604
›
40. Mü'min Suresi

Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ فَاِذَا جَاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ

ve leḳad erselnā rusulen min ḳablike minhum men ḳaSaSnā ǎleyke ve minhum men lem neḳSuS ǎleyke ve mā kāne li rasūlin en ye'tiye bi āyetin illā bi iƶni (a)llahi fe iƶā cā'e emru (a)llahi ḳuDiye bi l-Haḳḳi ve ḣasira hunālike l-mubTilūne

Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.

اَللّٰهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْاَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

(a)llahu elleƶī ceǎle lekumu l-en'ǎāme li terkebū minhā ve minhā te'kulūne

Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır. Gönüllerinizdeki ihtiyaçlara kendileri üzerinden ulaşasınız diye onları yaratmıştır. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.

وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً فِي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

ve lekum fīhā menāfiǔ ve li tebluğū ǎleyhā Hāceten fī Sudūrikum ve ǎleyhā ve ǎlā l-fulki tuHmelūne

Allah, size ayetlerini gösteriyor. Allah'ın hangi ayetlerini inkar edersiniz?

وَيُرِيكُمْ اٰيَاتِهِۗ فَاَيَّ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُنْكِرُونَ

ve yurīkum āyātihi fe eyye āyāti (a)llahi tunkirūne

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.

اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim kānū ekṧera minhum ve eşedde ḳuvveten ve āṧāran fī l-erDi fe mā eğnā ǎnhum mā kānū yeksibūne

Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.

فَلَمَّا جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

fe lemmā cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti feriHū bimā ǐndehum mine l-ǐlmi ve Hāḳa bihim mā kānū bihi yestehziūne

Azabımızı gördükleri zaman, "Yalnız Allah'a inandık; O'na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkar ettik" dediler.

فَلَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا قَالُوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِهِ مُشْرِكِينَ

fe lemmā raev be'senā ḳālū āmennā bi(a)llahi veHdehu ve kefernā bimā kunnā bihi muşrikīne

Fakat azabımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah'ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkarcılar hüsrana uğradılar.

فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ اِيمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا سُنَّتَ اللّٰهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ فِي عِبَادِهِ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ

fe lem yeku yenfeǔhum īmānuhum lemmā raev be'senā sunnete (a)llahi lletī ḳad ḣalet fī ǐbādihi ve ḣasira hunālike l-kāfirūne