← Sureler

Mushaf — 477. Sayfa

‹
/ 604
›
41. Fussilet Suresi

Ha Mim.

حٰمٓ

Hm

Bu Kur'an, Rahman ve Rahim olan Allah'tan indirilmedir.

تَنْزِيلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

tenzīlun mine r-raHmāni r-raHīmi

Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur'an olarak ayetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.

كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

kitābun fuSSilet āyātuhu ḳur'ānen ǎrabiyyen li ḳavmin yeǎ'lemūne

Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler.

بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

beşīran ve neƶīran fe eǎ'raDe ekṧeruhum fe hum lā yesmeǔne

Dediler ki: "(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O halde sen (istediğini) yap, şüphesiz biz de (istediğimizi) yapacağız."

وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَا اِلَيْهِ وَفِي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّنَا عَامِلُونَ

ve ḳālū ḳulūbunā fī ekinnetin mimmā ted'ǔnā ileyhi ve fī āƶāninā veḳrun ve min beyninā ve beynike Hicābun fe ǎ'mel innenā ǎāmilūne

De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyediliyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Allah'a ortak koşanların vay haline!"

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكِينَ

ḳul innemā enā beşerun miṧlukum yūHā ileyye ennemā ilāhukum ilāhun vāHidun fe steḳīmū ileyhi ve steğfirūhu ve veylun li l-muşrikīne

Onlar zekatı vermeyen kimselerdir. Onlar ahireti de inkar ederler.

اَلَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ

(e)lleƶīne lā yu'tūne z-zekāte ve hum bi l-āḣirati hum kāfirūne

Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükafat vardır.

اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

inne (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti lehum ecrun ğayru memnūnin

De ki: "Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkar ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir."

قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْاَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ اَنْدَادًا ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ

ḳul e innekum le tekfurūne bi(e)lleƶī ḣaleḳa l-erDe fī yevmeyni ve tec'ǎlūne lehu endāden ƶālike rabbu l-ǎālemīne

O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.

وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا اَقْوَاتَهَا فِي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍ سَوَاءً لِلسَّائِلِينَ

ve ceǎle fīhā ravāsiye min fevḳihā ve bārake fīhā ve ḳaddera fīhā eḳvātehā fī erbeǎti eyyāmin sevā'en li s-sāilīne

Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler.

ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا قَالَتَا اَتَيْنَا طَائِعِينَ

ṧumme stevā ilā s-semāi ve hiye duḣānun fe ḳāle lehā ve li l-erDi 'tiyā Tav'ǎn ev kerhen ḳāletā eteynā Tāiǐyne