← Sureler

Mushaf — 57. Sayfa

‹
/ 604
›
3. Al-i İmran Suresi

"Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber'e uyduk. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz."

رَبَّنَا اٰمَنَّا بِمَا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

rabbenā āmennā bimā enzelte ve ttebeǎ'nā r-rasūle fe ktubnā meǎ ş-şāhidīne

Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.

وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

ve mekerū ve mekera (a)llahu ve(a)llahu ḣayru l-mākirīne

Hani Allah şöyle buyurmuştu: "Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim."

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ اِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

iƶ ḳāle (a)llahu yā ǐysā innī muteveffīke ve rāfiǔke ileyye ve muTahhiruke mine (e)lleƶīne keferū ve cāǐlu (e)lleƶīne ttebeǔke fevḳa (e)lleƶīne keferū ilā yevmi l-ḳiyāmeti ṧumme ileyye merciǔkum fe eHkumu beynekum fīmā kuntum fīhi teḣtelifūne

"İnkar edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır."

فَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَاُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ

fe emmā (e)lleƶīne keferū fe uǎƶƶibuhum ǎƶāben şedīden fī d-dunyā ve l-āḣirati ve mā lehum min nāSirīne

"İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez."

وَاَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ اُجُورَهُمْ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ

ve emmā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti fe yuveffīhim ucūrahum ve(a)llahu lā yuHibbu Z-Zālimīne

(Ey Muhammed!) Bunu (bildirdiklerimizi) biz sana ayetlerden ve hikmet dolu Kur'an'dan okuyoruz.

ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ

ƶālike netlūhu ǎleyke mine l-āyāti ve ƶ-ƶikri l-Hakīmi

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi.

اِنَّ مَثَلَ عِيسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ اٰدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

inne meṧele ǐysā ǐnde (a)llahi ke meṧeli ādeme ḣaleḳahu min turābin ṧumme ḳāle lehu kun fe yekūnu

Hak Rabbindendir. O halde, sakın şüphe edenlerden olma.

اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْمُمْتَرِينَ

l-Haḳḳu min rabbike fe lā tekun mine l-mumterīne

Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah'ın lanetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım."

فَمَنْ حَاجَّكَ فِيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَٓاءَنَا وَاَبْنَٓاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا وَاَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ

fe men Hācceke fīhi min beǎ'di mā cā'eke mine l-ǐlmi fe ḳul teǎālev ned'ǔ ebnā'enā ve ebnā'ekum ve nisā'enā ve nisā'ekum ve enfusenā ve enfusekum ṧumme nebtehil fe nec'ǎl leǎ'nete (a)llahi ǎlā l-kāƶibīne