"Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım."
اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَاَنَا۬ لَكُمْ نَاصِحٌ اَمِينٌ
ubelliğukum risālāti rabbī ve enā lekum nāSiHun emīnun
"Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz."
اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَاذْكُرُوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣطَةً فَاذْكُرُوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
e ve ǎcibtum en cā'ekum ƶikrun min rabbikum ǎlā raculin minkum li yunƶirakum ve ƶkurū iƶ ceǎlekum ḣulefā'e min beǎ'di ḳavmi nūHin ve zādekum fī l-ḣalḳi besTaten fe ƶkurū ālā'e (a)llahi leǎllekum tufliHūne
Onlar, "Sen bize tek Allah'a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir" dediler.
قَالُوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
ḳālū e ci'tenā li neǎ'bude (a)llahe veHdehu ve neƶera mā kāne yeǎ'budu ābā'unā fe 'tinā bimā teǐdunā in kunte mine S-Sādiḳīne
Hud, "Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah'ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!" dedi.
قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ اَتُجَادِلُونَنِي فِي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ فَانْتَظِرُوا اِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ
ḳāle ḳad veḳaǎ ǎleykum min rabbikum ricsun ve ğaDebun e tucādilūnenī fī esmā'in semmeytumūhā entum ve ābā'ukum mā nezzele (a)llahu bihā min sulTānin fe nteZirū innī meǎkum mine l-munteZirīne
Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayan ve iman etmemiş olanların ise kökünü kestik.
فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِنِينَ
fe enceynāhu ve(e)lleƶīne meǎhu bi raHmetin minnā ve ḳaTaǎ'nā dābira (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā ve mā kānū mu'minīne
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir ilah yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah'ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah'ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar."
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ هٰذِهِ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
ve ilā ṧemūde eḣāhum SāliHen ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu ḳad cā'etkum beyyinetun min rabbikum hāƶihi nāḳatu (a)llahi lekum āyeten fe ƶerūhā te'kul fī erDi (a)llahi ve lā temessūhā bi sū'in fe ye'ḣuƶekum ǎƶābun elīmun