(Dünyada) kazandıkları şeylerin kötülükleri karşılarına çıkmış, alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır.
وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ
ve bedā lehum seyyiātu mā kesebū ve Hāḳa bihim mā kānū bihi yestehziūne
İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, "Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir" der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.
فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّا قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
fe iƶā messe l-insāne Durrun deǎānā ṧumme iƶā ḣavvelnāhu niǎ'meten minnā ḳāle innemā ūtītuhu ǎlā ǐlmin bel hiye fitnetun ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne
Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamamıştı.
قَدْ قَالَهَا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
ḳad ḳālehā (e)lleƶīne min ḳablihim fe mā eğnā ǎnhum mā kānū yeksibūne
Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet etmişti. Onlardan zulmedenler var ya, kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet edecektir. Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَالَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ سَيُصِيبُهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَمَا هُمْ بِمُعْجِزِينَ
fe eSābehum seyyiātu mā kesebū ve(e)lleƶīne Zelemū min hā'ulā'i se yuSībuhum seyyiātu mā kesebū ve mā hum bi muǎ'cizīne
Bilmediler mi ki, Allah rızkı dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
اَوَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
e ve lem yeǎ'lemū enne (a)llahe yebsuTu r-rizḳa li men yeşā'u ve yeḳdiru inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yu'minūne
De ki: "Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
قُلْ يَاعِبَادِيَ الَّذِينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
ḳul yā ǐbādiye (e)lleƶīne esrafū ǎlā enfusihim lā teḳneTū min raHmeti (a)llahi inne (a)llahe yeğfiru ƶ-ƶunūbe cemīǎn innehu huve l-ğafūru r-raHīmu
Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
وَاَنِيبُٓوا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
ve enībū ilā rabbikum ve eslimū lehu min ḳabli en ye'tiyekumu l-ǎƶābu ṧumme lā tunSarūne
(55-56) Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, "Allah'ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay halime! Gerçekten ben alay edenlerden idim" demesin.
وَاتَّبِعُوا اَحْسَنَ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ اَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَاحَسْرَتٰى عَلٰى مَا فَرَّطْتُ فِي جَنْبِ اللّٰهِ وَاِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِرِينَ
ve ttebiǔ eHsene mā unzile ileykum min rabbikum min ḳabli en ye'tiyekumu l-ǎƶābu beğteten ve entum lā teş'ǔrūne / en teḳūle nefsun yā Hasratā ǎlā mā ferraTtu fī cenbi (a)llahi ve in kuntu le mine s-sāḣirīne