Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
fe eḣaƶehumu l-ǎƶābu inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne
Kelimeler
Tüm mealler
Meal seçin (79 / 79 görünüyor)
Türkçe
Azerice
Almanca
English
Fransızca
Kürtçe
Hollandaca
Rusça
İsveççe
Türkçe
Abdulbaki Gölpınarlı
Azap, onları helâk ediverdi. Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Adem Uğur
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Ahmed Hulusi
Sonunda o azap onları çarptı! Muhakkak ki bu olayda bir işaret - ders vardır. . . Onların çoğunluğu iman etmemişlerdir!
Ahmet Tekin
Şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe onların işini bitirdi. Bunda da, kesinlikle bütün insanlar için ibretler, alınacak dersler vardır. Onların çoğu iman edecek değildi.
Ahmet Varol
Çünkü kendilerini azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç
Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz
Çünkü azab kendilerini yakalayıverdi. Muhakkak ki bunda bir ibret var. Öyle iken (arkadan gelenlerin) çoğu mümin olmadı.
Ali Rıza Safa
Sonunda, ceza onları yakaladı. Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.
Bayraktar Bayraklı
Çünkü felaket başlarına geldi. Onların çoğu inanmamış olsa da,bunda kesinlikle bir ders vardır.
Bekir Sadak
Bunun uzerine onlari azap yakaladi. Dogrusu bunda bir ders vardir, fakat cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım
O sebeple azâb onları yakaladı. Şüphesiz ki (bu olayda) bir ibret ve öğüt vardır; ama onların çoğu imân edenler olmadı.
Diyanet (Kur'an Yolu Meali)
(157-158) Buna rağmen onlar deveyi kestiler, ama yaptıklarına pişman oldular; çünkü onları azap yakaladı. Doğrusu bunda büyük bir ders vardır ama çokları iman etmezler.
Diyanet İşleri
Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Diyanet İşleri (eski)
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda (alınacak) bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü kendilerini azab yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir ayet var öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Erhan Aktaş
Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda bir ayet vardır. Yine de İnsanların çoğu iman etmediler.
Erhan Aktaş (10. Baskı)
Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda bir ayet vardır. Yine de insanların çoğu inanmadılar.
Erhan Aktaş (Eski Baskı)
Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda bir ayet vardır. Yine de insanların çoğu inanmadılar.
Fizilal-il Kuran
Arkasından azab, yakalarına yapıştı. Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdi.
Gültekin Onan
Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır / değildir.
Hamdi Döndüren
Çünkü kendilerini o azap yakalayıverdi. Kuşkusuz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu inanmazlar.
Hasan Basri Çantay
Çünkü kendilerini o azab yakalayıverdi. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet (ibret) vardır. Böyle iken onların çoğu iman ediciler değildir.
Hasib Asutay
Böylece azap onları yakalayıverdi. (27) Gerçekten bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değillerdir. (27. Peygamberin uyarısına rağmen inanmayanlar deveyi kesince Semûd kavmi korkunç bir sesle helak olmuştur.)
Hayrat Neşriyat
Çünki, azab onları yakaladı. Şübhe yok ki bunda apaçık bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir
Bunun üzerine azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Mehmet Okuyan
(Ama çoktan) o azap kendilerini yakalamıştı. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Muhammed Esed
çünkü (Salih'in önceden haber verdiği) azap onları kıskıvrak yakaladı. Şüphesiz bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; onlardan çoğu (buna) inanmasalar da...
Mustafa İslamoğlu
çünkü onları malum azap kıskıvrak yakalamıştı. Elbet bu (Salih kıssası)nda da, alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanları çoğu yine de inanmayacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık onları azap yakaladı. Şüphe yok ki, bunda bir ibret vardır. Böyle iken onların çokları imân etmiş olmadılar.
Ömer Öngüt
Bunun üzerine azap onları yakaladı. Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Suat Yıldırım
Çünkü bildirilen azap onları bastırıverdi. Elbette bunda alınacak ibret vardı. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş
Ve azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Süleymaniye Vakfı
Sonra o azap onları yakaladı. Bu olayda kesin bir ibret /bir ayet vardır ama bunların çoğu inanıp güvenmiş kimseler değillerdi.
Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
O azap onları hemen yakaladı. Bu olayda kesin bir belge vardır ama bunların çoğu inanacak değillerdir.
Şaban Piriş
Çünkü onları azap yakaladı. Bu olayda gerçekten bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmiş değildir.
Tefhim-ul Kuran
Böylece azab da onları yakaladı. Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek
Azap onları yakalayıverdi. İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonunda azap onları yakaladı. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu inanan kişiler değildi.
Azerice (2)
Azerice — Alihan Musayev
Əzab onları yaxaladı. Şübhəsiz ki, bunda bir ibrət vardır. Lakin onların əksəriyyəti yenə iman gətirmədi.
Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov
Artıq əzab onları yaxaladı (hamısı məhv oldu). Şübhəsiz ki, bunda (Salehin bu hekayətində) bir ibrət vardır. Halbuki onların əksəriyyəti iman gətirmədi.
Almanca (2)
Almanca — Al-Azhar
Da erfaßte sie eine qualvolle Strafe. Darin ist ein Zeichen. Doch die meisten unter ihnen glauben nicht.
Almanca — Der Edle Quran
Da ergriff sie die Strafe. Darin ist wahrlich ein Zeichen, doch sind die meisten von ihnen nicht gläubig.
English (26)
Abdel Khalek Himmat
They were overtaken by Allah's wrath which spoke thunder. This is indeed emblematic of His Omnipotence and Authority but most of them denied Him Who brought them into existence.
Abdul Haleem
the punishment fell upon them. There truly is a sign in this, though most of them will not believe:
Abdullah Yusuf Ali
But the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.
Abul A'la Maududi
So the chastisement seized them. Surely there is a Sign in this, but most of them would not believe.
Aisha Bewley
for the punishment did come down them. There is certainly a Sign in that, yet most of them are not muminun.
Al-Hilali & Khan
So the torment overtook them. Verily, in this is indeed a sign, yet most of them are not believers.
Ali Quli Qarai
So the punishment seized them. There is indeed a sign in that; but most of them do not have faith.
Amatul Rahman Omar
Consequently (the threatened) punishment overtook them. Behold! there is a remarkably great sign in this (episode); yet most of them would not be believers.
Arthur John Arberry
and the chastisement seized them. Surely in that is a sign, yet most of them are not believers.
Bijan Moeinian
when they were subjected to their punishment.
E. Henry Palmer
and the torment seized them; verily, in that is a sign; but most of them will never be believers:
Edip-Layth
So the retribution took them. In that is a sign, but most of them are not those who acknowledge.
George Sale
For the punishment which had been threatened overtook them. Verily herein was a sign; but the greater part of them did not believe.
Hamid S. Aziz
But they hamstrung her, and on the morrow they repented;
Mahmoud Ghali
Then the torment took them (away). Surely in that is indeed a sign, and in no way were most of them believers.
Marmaduke Pickthall
So the retribution came on them. Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.
Mohamed Ahmed - Samira
For they were seized by the torment. Verily there was a sign in this, but most of them did not believe.
Muhammad Asad
for the suffering [predicted by Salih, ] befell them [then and there]. In this [story], behold, there is a message [unto men], even though most of them will not believe [in it].
Mustafa Khattab
So the punishment overtook them. Surely in this is a sign. Yet most of them would not believe.
Progressive Muslims
So the retribution took them. In that is a sign, but most of them are not believers.
Sahih International
And the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.
Sam Gerrans
And the punishment seized them. In that is a proof, but most of them are not believers.
Shabbir Ahmed
So, the Retribution seized them. Herein is indeed a sign, yet most people are not believers (in the Law of Requital).
Syed Vickar Ahamed
But the penalty seized them, surely there is indeed a Sign in this but most of them do not believe.
Taqi Usmani
and the punishment seized them. Surely, in this there is a sign, but most of them are not believers,
The Monotheist Group
So the retribution took them. In that is a sign, but most of them are not believers.
Fransızca (1)
Fransızca — Muhammad Hamidullah
Le châtiment, en effet, les saisit. Voilà bien là un prodige. Cependant, la plupart dʹentre eux ne croient pas.
Kürtçe (1)
Kürtçe Meal
Ji ber vê kirina wan ezab ew girtin. Bêguman di vê de îbretek heye, lê pirên wan bawerî nayînin.
Hollandaca (3)
Hollandaca — Fred Leemhuis
Toen greep de bestraffing hen. Daarin is zeker een teken, maar de meesten van hen zijn niet gelovig.
Hollandaca — Salomo Keyzer
Want de straf, waarmede zij bedreigd waren geworden, overviel hen. Waarlijk, hierin was een teeken; maar het grootste deel van hen geloofde niet.
Hollandaca — Siregar
Toen trof de bestraffing hen. Voorwaar, daarin is zeker een Teken, maar de meesten van hen zijn geen gelovigen.
Rusça (2)
Rusça — Ebu Adel
И постигло их наказание; Поистине, в этом [в истории пророка Салиха] – однозначно, знамение, но большая часть их (которые слышат эту историю) не становятся верующими!
Rusça — Osmanov
Постигло их наказание. Воистину, в этом - знамение, но большинство их тем не менее не уверовали.
İsveççe (1)
İsveççe — Knut Bernström
när de drabbades av det (förutsagda) straffet. I detta ligger förvisso ett budskap (till människorna), men de flesta av dem vill inte tro.