(118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ
ve lev şā'e rabbuke le ceǎle n-nāse ummeten vāHideten ve lā yezālūne muḣtelifīne / illā men raHime rabbuke ve li ƶālike ḣaleḳahum ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme mine l-cinneti ve n-nāsi ecmeǐyne
(Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
وَكُلًّا نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِ فُؤٰادَكَ وَجَاءَكَ فِي هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِنِينَ
ve kullen neḳuSSu ǎleyke min enbā'i r-rusuli mā nuṧebbitu bihi fu'ādeke ve cā'eke fī hāƶihi l-Haḳḳu ve mev'ǐZetun ve ƶikrā li l-mu'minīne
İman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız."
وَقُلْ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنَّا عَامِلُونَ
ve ḳul li(e)lleƶīne lā yu'minūne ǎ'melū ǎlā mekānetikum innā ǎāmilūne
"Bekleyin, biz de bekleyeceğiz."
وَانْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ
ve nteZirū innā munteZirūne
Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
ve li (a)llahi ğaybu s-semāvāti ve l-erDi ve ileyhi yurceǔ l-emru kulluhu fe ǎ'budhu ve tevekkel ǎleyhi ve mā rabbuke bi ğāfilin ǎmmā teǎ'melūne
Elif Lam Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ
Elif, Lâm, Râ tilke āyātu l-kitābi l-mubīni
Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
innā enzelnāhu ḳur'ānen ǎrabiyyen leǎllekum teǎ'ḳilūne
Sana bu Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ
neHnu neḳuSSu ǎleyke eHsene l-ḳaSaSi bimā evHaynā ileyke hāƶā l-ḳurāne ve in kunte min ḳablihi le mine l-ğāfilīne
Hani Yusuf, babasına "Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı" demişti.
اِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَبِيهِ يَاأَبَتِ اِنِّي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ
iƶ ḳāle yūsufu li ebīhi yā ebeti innī raeytu eHade ǎşera kevkeben ve ş-şemse ve l-ḳamera raeytuhum lī sācidīne