ق ب ل (GBL) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (294)

Bu kök Kur'an boyunca 294 kez, 36 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

قَبْلُ118 kez

Bakara 2:25قَبْلُḳabludaha önce

وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ فِيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

ve beşşiri (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti enne lehum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru kullemā ruziḳū minhā min ṧemeratin rizḳan ḳālū hāƶā elleƶī ruziḳnā min ḳablu ve utū bihi muteşābihen ve lehum fīhā ezvācun muTahheratun ve hum fīhā ḣālidūne

İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, "Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!" diyecekler. Halbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

Bakara 2:89قَبْلُḳabludaha önce

وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ فَلَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الْكَافِرِينَ

ve lemmā cā'ehum kitābun min ǐndi (a)llahi muSaddiḳun li mā meǎhum ve kānū min ḳablu yesteftiHūne ǎlā (e)lleƶīne keferū fe lemmā cā'ehum mā ǎrafū keferū bihi fe leǎ'netu (a)llahi ǎlā l-kāfirīne

Kendilerine ellerindekini (Tevrat'ı) tasdik eden bir kitap (Kur'an) gelince onu inkar ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkarcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat'tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkar ettiler. Allah'ın laneti inkarcıların üzerine olsun.

Bakara 2:91قَبْلُḳabludaha önce

وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِمَا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ اَنْبِيَٓاءَ اللّٰهِ مِنْ قَبْلُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

ve iƶā ḳīle lehum āminū bimā enzele (a)llahu ḳālū nu'minu bimā unzile ǎleynā ve yekfurūne bimā verā'ehu ve huve l-Haḳḳu muSaddiḳan li mā meǎhum ḳul fe li me teḳtulūne enbiyā'e (a)llahi min ḳablu in kuntum mu'minīne

Onlara, "Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) iman edin" denilince, "Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız" deyip, ondan sonra geleni (Kur'an'ı) inkar ederler. Halbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat'ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: "Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?"

Bakara 2:108قَبْلُḳabludaha önce

اَمْ تُرِيدُونَ اَنْ تَسْـَٔلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْاِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ

em turīdūne en teselū rasūlekum ke mā suile mūsā min ḳablu ve men yetebeddeli l-kufra bi l-īmāni fe ḳad Delle sevā'e s-sebīli

Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur.

Bakara 2:177قِبَلَḳibeletarafına

لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّنَ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

leyse l-birra en tuvellū vucūhekum ḳibele l-meşriḳi ve l-meğribi ve lākinne l-birra men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve l-melāiketi ve l-kitābi ve n-nebiyyīne ve ātā l-māle ǎlā Hubbihi ƶevī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīne ve bne s-sebīli ve s-sāilīne ve fī r-riḳābi ve eḳāme S-Salāte ve ātā z-zekāte ve l-mūfūne bi ǎhdihim iƶā ǎāhedū ve S-Sābirīne fī l-be'sā'i ve D-Derrā'i ve Hīne l-be'si ulāike (e)lleƶīne Sadeḳū ve ulāike humu l-mutteḳūne

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.

Bakara 2:237قَبْلِḳabliönce

وَاِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ اِلَّٓا اَنْ يَعْفُونَ اَوْ يَعْفُوَا الَّذِي بِيَدِهِ عُقْدَةُ النِّكَاحِ وَاَنْ تَعْفُوا اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰى وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

ve in Talleḳtumūhunne min ḳabli en temessūhunne ve ḳad feraDtum le hunne ferīDeten fe niSfu mā feraDtum illā en yeǎ'fūne ev yeǎ'fuve elleƶī bi yedihi ǔḳdetu n-nikāHi ve en teǎ'fū eḳrabu li t-teḳvā ve lā tensevu l-feDle beynekum inne (a)llahe bimā teǎ'melūne beSīrun

Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikah bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah'a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

Bakara 2:254قَبْلِḳabliönce

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū enfiḳū mimmā razeḳnākum min ḳabli en ye'tiye yevmun lā bey'ǔn fīhi ve lā ḣulletun ve lā şefāǎtun ve l-kāfirūne humu Z-Zālimūne

Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise zalimlerin ta kendileridir.

Al-i İmran 3:4قَبْلُḳabludaha önce

مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَ اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ

min ḳablu huden li n-nāsi ve enzele l-furḳāne inne (e)lleƶīne keferū bi āyāti (a)llahi lehum ǎƶābun şedīdun ve(a)llahu ǎzīzun ƶū ntiḳāmin

(3-4) O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Şüphesiz, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

Al-i İmran 3:93قَبْلِḳabliönce

كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اِلَّا مَا حَرَّمَ اِسْرَٓاءِيلُ عَلٰى نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ اَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرٰيةُ قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرٰيةِ فَاتْلُوهَا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

kullu T-Taǎāmi kāne Hillen li benī isrāīle illā mā Harrame isrāīlu ǎlā nefsihi min ḳabli en tunezzele t-tevrātu ḳul fe 'tū bi t-tevrāti fe tlūhā in kuntum Sādiḳīne

Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in (Yakub'un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun."

Al-i İmran 3:143قَبْلِḳabliönce

وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَلْقَوْهُ فَقَدْ رَاَيْتُمُوهُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

ve leḳad kuntum temennevne l-mevte min ḳabli en telḳavhu fe ḳad raeytumūhu ve entum tenZurūne

Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.

Al-i İmran 3:164قَبْلُḳabludaha önce

لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ اِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

le ḳad menne (a)llahu ǎlā l-mu'minīne iƶ beǎṧe fīhim rasūlen min enfusihim yetlū ǎleyhim āyātihi ve yuzekkīhim ve yuǎllimuhumu l-kitābe ve l-Hikmete ve in kānū min ḳablu le fī Delālin mubīnin

Andolsun, Allah, mü'minlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

Nisa 4:47قَبْلِḳabliönce

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلٰٓى اَدْبَارِهَٓا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا اَصْحَابَ السَّبْتِ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne ūtū l-kitābe āminū bimā nezzelnā muSaddiḳan li mā meǎkum min ḳabli en neTmise vucūhen fe neruddehā ǎlā edbārihā ev nel'ǎnehum ke mā leǎnnā eSHābe s-sebti ve kāne emru (a)llahi mef'ǔlen

Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım yüzleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden, yanınızda bulunanı (Tevrat'ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.

Nisa 4:94قَبْلُḳabluönceden

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū iƶā Derabtum fī sebīli (a)llahi fe tebeyyenū ve lā teḳūlū li men elḳā ileykumu s-selāme leste mu'minen tebteğūne ǎraDe l-Hayāti d-dunyā fe ǐnde (a)llahi meğānimu keṧīratun ke ƶālike kuntum min ḳablu fe menne (a)llahu ǎleykum fe tebeyyenū inne (a)llahe kāne bimā teǎ'melūne ḣabīran

Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, "Sen mü'min değilsin" demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Nisa 4:136قَبْلُḳabludaha öncekilere

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū āminū bi(a)llahi ve rasūlihi ve l-kitābi elleƶī nezzele ǎlā rasūlihi ve l-kitābi elleƶī enzele min ḳablu ve men yekfur bi(a)llahi ve melāiketihi ve kutubihi ve rusulihi ve l-yevmi l-āḣiri fe ḳad Delle Delālen beǐyden

Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.

Nisa 4:159قَبْلَḳableönce

وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا

ve in min ehli l-kitābi illā le yu'minenne bihi ḳable mevtihi ve yevme l-ḳiyāmeti yekūnu ǎleyhim şehīden

Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa'ya) iman edecek olmasın. Kıyamet günü, o (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır.

Nisa 4:164قَبْلُḳabludaha önce

وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْلِيمًا

ve rusulen ḳad ḳaSaSnāhum ǎleyke min ḳablu ve rusulen lem neḳSuShum ǎleyke ve kelleme (a)llahu mūsā teklīmen

Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, Musa ile de doğrudan konuştu.

Maide 5:34قَبْلِḳabliönce

اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

illā (e)lleƶīne tābū min ḳabli en teḳdirū ǎleyhim fe ǎ'lemū enne (a)llahe ğafūrun raHīmun

Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah'ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.

Maide 5:59قَبْلُḳablubizden önce

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلُ وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ

ḳul yā ehle l-kitābi hel tenḳimūne minnā illā en āmennā bi(a)llahi ve mā unzile ileynā ve mā unzile min ḳablu ve enne ekṧerakum fāsiḳūne

De ki: "Ey kitap ehli! Sadece Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (ilahi kitap)lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü bizden hoşlanmıyorsunuz."

Maide 5:77قَبْلُḳabluönceden

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ

ḳul yā ehle l-kitābi lā teğlū fī dīnikum ğayra l-Haḳḳi ve lā tettebiǔ ehvā'e ḳavmin ḳad Dellū min ḳablu ve eDellū keṧīran ve Dellū ǎn sevā'i s-sebīli

De ki: "Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın."

En'am 6:28قَبْلُḳabludaha önce

بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

bel bedā lehum mā kānū yuḣfūne min ḳablu ve lev ruddū le ǎādū li mā nuhū ǎnhu ve innehum le kāƶibūne

Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü (de ondan). Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.

En'am 6:84قَبْلُḳabludaha önce

وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ كُلًّا هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

ve vehebnā lehu isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe kullen hedeynā ve nūHen hedeynā min ḳablu ve min ƶurriyyetihi dāvūde ve suleymāne ve eyyūbe ve yūsufe ve mūsā ve hārūne ve ke ƶālike neczī l-muHsinīne

Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nuh'u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u da. İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

En'am 6:158قَبْلُḳabludaha önce

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا اِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فِي اِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ

hel yenZurūne illā en te'tiyehumu l-melāiketu ev ye'tiye rabbuke ev ye'tiye beǎ'Du āyāti rabbike yevme ye'tī beǎ'Du āyāti rabbike lā yenfeǔ nefsen īmānuhā lem tekun āmenet min ḳablu ev kesebet fī īmānihā ḣayran ḳuli nteZirū innā munteZirūne

(Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: "Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz."

A'raf 7:53قَبْلُḳabluönceden

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

hel yenZurūne illā te'vīlehu yevme ye'tī te'vīluhu yeḳūlu (e)lleƶīne nesūhu min ḳablu ḳad cā'et rusulu rabbinā bi l-Haḳḳi fe hel lenā min şufeǎā'e fe yeşfeǔ lenā ev nuraddu fe neǎ'mele ğayra elleƶī kunnā neǎ'melu ḳad ḣasirū enfusehum ve Delle ǎnhum mā kānū yefterūne

Onlar ise ancak, ("Görelim bakalım!" diyerek) Kur'an'ın bildirdiği sonucu (te'vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?" Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlah diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.

A'raf 7:101قَبْلُḳabluönceden

تِلْكَ الْقُرٰى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓائِهَا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الْكَافِرِينَ

tilke l-ḳurā neḳuSSu ǎleyke min enbāihā ve leḳad cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti fe mā kānū li yu'minū bimā keƶƶebū min ḳablu ke ƶālike yeTbeǔ (a)llahu ǎlā ḳulūbi l-kāfirīne

İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.

A'raf 7:123قَبْلَḳableönce

قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِهِ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا اَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

ḳāle fir'ǎvnu āmentum bihi ḳable en āƶene lekum inne hāƶā le mekrun mekertumūhu fī l-medīneti li tuḣricū minhā ehlehā fe sevfe teǎ'lemūne

Firavun, "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!"

A'raf 7:129قَبْلِḳabliönce-

قَالُوا اُو۫ذِينَا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَأْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ

ḳālū ūƶīnā min ḳabli en te'tiyenā ve min beǎ'di mā ci'tenā ḳāle ǎsā rabbukum en yuhlike ǎduvvekum ve yesteḣlifekum fī l-erDi fe yenZura keyfe teǎ'melūne

Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da." Musa, "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizi bu yerde (Mısır'da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır" dedi.

A'raf 7:155قَبْلُḳabludaha önce

وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلًا لِمِيقَاتِنَا فَلَمَّا اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَ اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاءُ مِنَّا اِنْ هِيَ اِلَّا فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَاءُ وَتَهْدِي مَنْ تَشَاءُ اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ

ve ḣtāra mūsā ḳavmehu seb'ǐyne raculen li mīḳātinā fe lemmā eḣaƶethumu r-racfetu ḳāle rabbi lev şi'te ehlektehum min ḳablu ve iyyāye e tuhlikunā bimā feǎle s-sufehā'u minnā in hiye illā fitnetuke tuDillu bihā men teşā'u ve tehdī men teşā'u ente veliyyunā fe ğfir lenā ve rHamnā ve ente ḣayru l-ğāfirīne

Musa, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Musa, "Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helak ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helak mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın" dedi.

A'raf 7:173قَبْلُḳabludaha önce

اَوْ تَقُولُوا اِنَّمَٓا اَشْرَكَ اٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْ اَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ

ev teḳūlū innemā eşrake ābā'unā min ḳablu ve kunnā ƶurriyyeten min beǎ'dihim e fe tuhlikunā bimā feǎle l-mubTilūne

Yahut, "Bizden önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helak mı edeceksin?" dememeniz içindir.

Enfal 8:71قَبْلُḳabludaha önce

وَاِنْ يُرِيدُوا خِيَانَتَكَ فَقَدْ خَانُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ فَاَمْكَنَ مِنْهُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

ve in yurīdū ḣiyāneteke fe ḳad ḣānū (a)llahe min ḳablu fe emkene minhum ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun

Eğer sana hainlik etmek isterlerse, (bil ki) onlar daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı (sana) imkan vermişti. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Tevbe 9:30قَبْلُḳabluönceden

وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللّٰهِ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُ۫نَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ

ve ḳāleti l-yehūdu ǔzeyrun bnu (a)llahi ve ḳāleti n-neSārā l-mesīHu bnu (a)llahi ƶālike ḳavluhum bi efvāhihim yuDāhiūne ḳavle (e)lleƶīne keferū min ḳablu ḳātelehumu (a)llahu ennā yu'fekūne

Yahudiler, "Üzeyr, Allah'ın oğludur" dediler. Hıristiyanlar ise, "İsa Mesih, Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkar etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!

Tevbe 9:48قَبْلُḳabluönceden de

لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ حَتّٰى جَاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ اَمْرُ اللّٰهِ وَهُمْ كَارِهُونَ

le ḳadi bteğavu l-fitnete min ḳablu ve ḳallebū leke l-umūra Hattā cā'e l-Haḳḳu ve Zehera emru (a)llahi ve hum kārihūne

Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri halde, Allah'ın dini galip geldi.

Tevbe 9:50قَبْلُḳabluönce-

اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ

in tuSibke Hasenetun tesu'hum ve in tuSibke muSībetun yeḳūlū ḳad eḣaƶnā emranā min ḳablu ve yetevellev ve hum feriHūne

Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musibet gelirse, "Biz tedbirimizi önceden almıştık" derler ve sevinerek dönüp giderler.

Tevbe 9:107قَبْلُḳabluönceden

وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّا الْحُسْنٰى وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

ve(e)lleƶīne tteḣaƶū mescidān Dirāran ve kufran ve tefrīḳan beyne l-mu'minīne ve irSāden li men Hārabe (a)llahe ve rasūlehu min ḳablu ve le yeHlifunne in eradnā illā l-Husnā ve(a)llahu yeşhedu innehum le kāƶibūne

Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resulüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, "Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok" diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şahitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.

Yunus 10:74قَبْلُḳabludaha önce

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِهِ مِنْ قَبْلُ كَذٰلِكَ نَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِ الْمُعْتَدِينَ

ṧumme beǎṧnā min beǎ'dihi rusulen ilā ḳavmihim fe cā'ūhum bi l-beyyināti fe mā kānū li yu'minū bimā keƶƶebū bihi min ḳablu ke ƶālike neTbeǔ ǎlā ḳulūbi l-muǎ'tedīne

Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.

Yunus 10:91قَبْلُḳabludaha önce

آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ

āl-āne ve ḳad ǎSayte ḳablu ve kunte mine l-mufsidīne

Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.

Hud 11:49قَبْلِḳabliönce

تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا اِلَيْكَ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۛ فَاصْبِرْ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ

tilke min enbā'i l-ğaybi nūHīhā ileyke mā kunte teǎ'lemuhā ente ve lā ḳavmuke min ḳabli hāƶā fe Sbir inne l-ǎāḳibete li l-mutteḳīne

İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.

Hud 11:62قَبْلَḳableönce

قَالُوا يَاصَالِحُ قَدْ كُنْتَ فِينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَفِي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَا اِلَيْهِ مُرِيبٍ

ḳālū yā SāliHu ḳad kunte fīnā mercuvven ḳable hāƶā e tenhānā en neǎ'bude mā yeǎ'budu ābā'unā ve innenā le fī şekkin mimmā ted'ǔnā ileyhi murībin

Onlar şöyle dediler: "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz."

Hud 11:78قَبْلُḳabluve daha önce

وَجَاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ قَالَ يَاقَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَاتِي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ فِي ضَيْفِي اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَشِيدٌ

ve cā'ehu ḳavmuhu yuhraǔne ileyhi ve min ḳablu kānū yeǎ'melūne s-seyyiāti ḳāle yā ḳavmi hā'ulā'i benātī hunne eTheru lekum fe tteḳū (a)llahe ve lā tuḣzūni fī Deyfī e leyse minkum raculun raşīdun

Kavmi, (konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere) ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lut, dedi ki: "Ey Kavmim! İşte kızlarım. Onlar(la nikahlanmanız) sizin için daha temizdir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?"

Hud 11:109قَبْلُḳabludaha önce

فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ

fe lā teku fī miryetin mimmā yeǎ'budu hā'ulā'i mā yeǎ'budūne illā ke mā yeǎ'budu ābā'uhum min ḳablu ve innā le muveffūhum neSībehum ğayra menḳūSin

(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan) paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.

Yusuf 12:6قَبْلُḳabludaha önce

وَكَذٰلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْاَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

ve ke ƶālike yectebīke rabbuke ve yuǎllimuke min te'vīli l-eHādīṧi ve yutimmu niǎ'metehu ǎleyke ve ǎlā āli yeǎ'ḳūbe ke mā etemmehā ǎlā ebeveyke min ḳablu ibrāhīme ve isHāḳa inne rabbeke ǎlīmun Hakīmun

"İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."

Yusuf 12:26قُبُلٍḳubulinönden

قَالَ هِيَ رَاوَدَتْنِي عَنْ نَفْسِي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَا اِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِبِينَ

ḳāle hiye rāvedetnī ǎn nefsī ve şehide şāhidun min ehlihā in kāne ḳamīSuhu ḳudde min ḳubulin fe Sadeḳat ve huve mine l-kāƶibīne

Yusuf, "O, benden arzusunu elde etmek istedi" dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: "Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o (Yusuf) yalancılardandır."

Yusuf 12:37قَبْلَḳableönceden

قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَا ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي اِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ

ḳāle lā ye'tīkumā Taǎāmun turzeḳānihi illā nebbe'tukumā bi te'vīlihi ḳable en ye'tiyekumā ƶālikumā mimmā ǎllemenī rabbī innī teraktu millete ḳavmin lā yu'minūne bi(a)llahi ve hum bi l-āḣirati hum kāfirūne

Yusuf dedi ki: "Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden bir milletin dinini bıraktım."

Yusuf 12:64قَبْلُḳabludaha önce

قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخِيهِ مِنْ قَبْلُ فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

ḳāle hel āmenukum ǎleyhi illā ke mā emintukum ǎlā eḣīhi min ḳablu fe(a)llahu ḣayrun HāfiZen ve huve erHamu r-rāHimīne

Yakub onlara, "Onun hakkında size ancak, daha önce kardeşi hakkında güvendiğim kadar güvenebilirim! Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir" dedi.

Yusuf 12:76قَبْلَḳableönce

فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاءِ اَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَاءِ اَخِيهِ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ

fe bedee bi ev'ǐyetihim ḳable viǎā'i eḣīhi ṧumme steḣracehā min viǎā'i eḣīhi ke ƶālike kidnā lī yūsufe mā kāne li ye'ḣuƶe eḣāhu fī dīni l-meliki illā en yeşā'e (a)llahu nerfeǔ deracātin men neşā'u ve fevḳa kulli ƶī ǐlmin ǎlīmun

Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünden çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.

Yusuf 12:77قَبْلُḳablubundan önce

قَالُوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفْسِهِ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًا وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ

ḳālū in yesriḳ fe ḳad seraḳa eḣun lehu min ḳablu fe eserrahā yūsufu fī nefsihi ve lem yubdihā lehum ḳāle entum şerrun mekānen ve(a)llahu eǎ'lemu bimā teSifūne

Dediler ki: "Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı." Yusuf, bunu içinde sakladı ve onlara belli etmedi. İçinden, "Siz kötü bir durumdasınız; anlattığınızı Allah çok daha iyi biliyor" dedi.

Yusuf 12:80قَبْلُḳabludaha önce

فَلَمَّا اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّا قَالَ كَبِيرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ فِي يُوسُفَ فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَأْذَنَ لِي اَبِٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ لِي وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ

fe lemmā steyesū minhu ḣaleSū neciyyen ḳāle kebīruhum e lem teǎ'lemū enne ebākum ḳad eḣaƶe ǎleykum mevṧiḳan mine (a)llahi ve min ḳablu mā ferraTtum fī yūsufe fe len ebraHa l-erDe Hattā ye'ƶene lī ebī ev yeHkume (a)llahu lī ve huve ḣayru l-Hākimīne

Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır."

Yusuf 12:100قَبْلُḳabluönceki

وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَاأَبَتِ هٰذَا تَأْوِيلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ اَحْسَنَ بِي اِذْ اَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ اِخْوَتِي اِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ اِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

ve rafeǎ ebeveyhi ǎlā l-ǎrşi ve ḣarrū lehu succeden ve ḳāle yā ebeti hāƶā te'vīlu ru'yāye min ḳablu ḳad ceǎlehā rabbī Haḳḳan ve ḳad eHsene bī iƶ eḣracenī mine s-sicni ve cā'e bikum mine l-bedvi min beǎ'di en nezeğa ş-şeyTānu beynī ve beyne iḣvetī inne rabbī leTīfun li mā yeşā'u innehu huve l-ǎlīmu l-Hakīmu

Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yusuf'a) saygı ile eğildiler. Yusuf dedi ki: "Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."

Ra'd 13:6قَبْلَḳableönce

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ

ve yesteǎ'cilūneke bi s-seyyieti ḳable l-Haseneti ve ḳad ḣalet min ḳablihimu l-meṧulātu ve inne rabbeke le ƶū meğfiratin li n-nāsi ǎlā Zulmihim ve inne rabbeke le şedīdu l-ǐḳābi

Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.

İbrahim 14:22قَبْلُḳabluönceden

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّ اِنِّي كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

ve ḳāle ş-şeyTānu lemmā ḳuDiye l-emru inne (a)llahe veǎdekum veǎ'de l-Haḳḳi ve veǎdtukum fe eḣleftukum ve mā kāne li ye ǎleykum min sulTānin illā en deǎvtukum fe stecebtum lī fe lā telūmūnī ve lūmū enfusekum mā enā bi muSriḣikum ve mā entum bi muSriḣiyye innī kefertu bimā eşraktumūni min ḳablu inne Z-Zālimīne lehum ǎƶābun elīmun

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır."

İbrahim 14:31قَبْلِḳabliönce

قُلْ لِعِبَادِيَ الَّذِينَ اٰمَنُوا يُقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خِلَالٌ

ḳul li ǐbādiye (e)lleƶīne āmenū yuḳīmū S-Salāte ve yunfiḳū mimmā razeḳnāhum sirran ve ǎlāniyeten min ḳabli en ye'tiye yevmun lā bey'ǔn fīhi ve lā ḣilālun

İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.

İbrahim 14:44قَبْلُḳabluönceden

وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَرِيبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ اَوَلَمْ تَكُونُوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ

ve enƶiri n-nāse yevme ye'tīhimu l-ǎƶābu fe yeḳūlu (e)lleƶīne Zelemū rabbenā eḣḣirnā ilā ecelin ḳarībin nucib deǎ'veteke ve nettebiǐ r-rusule e ve lem tekūnū eḳsemtum min ḳablu mā lekum min zevālin

(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, "Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim" diyecekler. Onlara şöyle denilecek: "Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?"

Hicr 15:27قَبْلُḳabludaha önce

وَالْجَانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ

ve l-cānne ḣaleḳnāhu min ḳablu min nāri s-semūmi

Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.

Nahl 16:118قَبْلُḳablubundan önce

وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

ve ǎlā (e)lleƶīne hādū Harramnā mā ḳaSaSnā ǎleyke min ḳablu ve mā Zelemnāhum ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

İsra 17:58قَبْلَḳableönce

وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

ve in min ḳaryetin illā neHnu muhlikūhā ḳable yevmi l-ḳiyāmeti ev muǎƶƶibūhā ǎƶāben şedīden kāne ƶālike fī l-kitābi mesTūran

Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap'ta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış bulunuyor.

Kehf 18:109قَبْلَḳableönce

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا

ḳul lev kāne l-baHru midāden li kelimāti rabbī le nefide l-baHru ḳable en tenfede kelimātu rabbī ve lev ci'nā bi miṧlihi mededen

De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi."

Meryem 19:7قَبْلُḳabludaha önce

يَازَكَرِيَّا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيٰى لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا

yā zekeriyyā innā nubeşşiruke bi ğulāmin ismuhu yeHyā lem nec'ǎl lehu min ḳablu semiyyen

(Allah, şöyle dedi:) "Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik."

Meryem 19:9قَبْلُḳabludaha önce

قَالَ كَذٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا

ḳāle ke ƶālike ḳāle rabbuke huve ǎleyye heyyinun ve ḳad ḣaleḳtuke min ḳablu ve lem teku şey'en

(Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: "Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım."

Meryem 19:23قَبْلَḳableönce

فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَالَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا

fe ecā'ehā l-meḣāDu ilā ciƶ'ǐ n-naḣleti ḳālet yā leytenī mittu ḳable hāƶā ve kuntu nesyen mensiyyen

Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi.

Meryem 19:67قَبْلُḳabluönceden

اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا

e ve lā yeƶkuru l-insānu ennā ḣaleḳnāhu min ḳablu ve lem yeku şey'en

İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?

Ta-Ha 20:71قَبْلَḳableönce

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى

ḳāle āmentum lehu ḳable en āƶene lekum innehu le kebīrukumu elleƶī ǎllemekumu s-siHra fe le uḳaTTiǎnne eydiyekum ve erculekum min ḣilāfin ve le uSallibennekum fī cuƶūǐ n-naḣli ve le teǎ'lemunne eyyunā eşeddu ǎƶāben ve ebḳā

Firavun, "Demek, ben size izin vermeden önce ona (Musa'ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz."

Ta-Ha 20:90قَبْلُḳabluönceden

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَاقَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهِ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُونِي وَاَطِيعُٓوا اَمْرِي

ve leḳad ḳāle lehum hārūnu min ḳablu yā ḳavmi innemā futintum bihi ve inne rabbekumu r-raHmānu fe ttebiǔnī ve eTīǔ emrī

Andolsun, Harun onlara daha önce şöyle demişti: "Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahman'dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin."

Ta-Ha 20:114قَبْلِḳabliönce

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا

fe teǎālā (a)llahu l-meliku l-Haḳḳu ve lā teǎ'cel bi l-ḳurāni min ḳabli en yuḳDā ileyke veHyuhu ve ḳul rabbi zidnī ǐlmen

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme. "Rabbim! İlmimi arttır" de.

Ta-Ha 20:115قَبْلُḳabluönceden

وَلَقَدْ عَهِدْنَا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا

ve leḳad ǎhidnā ilā ādeme min ḳablu fe nesiye ve lem necid lehu ǎzmen

Andolsun, bundan önce biz Adem'e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.

Ta-Ha 20:130قَبْلَḳableönce

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى

fe Sbir ǎlā mā yeḳūlūne ve sebbiH bi Hamdi rabbike ḳable Tulūǐ ş-şemsi ve ḳable ğurūbihā ve min ānā'i l-leyli fe sebbiH ve eTrāfe n-nehāri leǎlleke terDā

O halde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.

Ta-Ha 20:134قَبْلِḳabliönce

وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى

ve lev ennā ehleknāhum bi ǎƶābin min ḳablihi le ḳālū rabbenā levlā erselte ileynā rasūlen fe nettebiǎ āyātike min ḳabli en neƶille ve neḣzā

Eğer biz onları o Kur'an'dan önce bir azap ile helak etseydik mutlaka, "Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık" derlerdi.

Enbiya 21:51قَبْلُḳabludaha önceden

وَلَقَدْ اٰتَيْنَٓا اِبْرٰهِيمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِهِ عَالِمِينَ

ve leḳad āteynā ibrāhīme ruşdehu min ḳablu ve kunnā bihi ǎālimīne

Andolsun, daha önce de İbrahim'e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.

Enbiya 21:76قَبْلُḳablubunlardan önce

وَنُوحًا اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

ve nūHen iƶ nādā min ḳablu fe stecebnā lehu fe necceynāhu ve ehlehu mine l-kerbi l-ǎZīmi

(Ey Muhammed!) Nuh'u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.

Hac 22:78قَبْلُḳablubundan önce

وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبِيكُمْ اِبْرٰهِيمَ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِنْ قَبْلُ وَفِي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصِيرُ

ve cāhidū fī (a)llahi Haḳḳa cihādihi huve ctebākum ve mā ceǎle ǎleykum fī d-dīni min Haracin millete ebīkum ibrāhīme huve semmākumu l-muslimīne min ḳablu ve fī hāƶā li yekūne r-rasūlu şehīden ǎleykum ve tekūnū şuhedā'e ǎlā n-nāsi fe eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ve ǎ'teSimū bi(a)llahi huve mevlākum fe niǎ'me l-mevlā ve niǎ'me n-neSīru

Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur'an'da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

Mü'minun 23:83قَبْلُḳablubizden önce

لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

le ḳad vuǐdnā neHnu ve ābā'unā hāƶā min ḳablu in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.

Nur 24:58قَبْلِḳabliönce

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلٰثَ مَرَّاتٍ مِنْ قَبْلِ صَلٰوةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّهِيرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلٰوةِ الْعِشَاءِ ثَلٰثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلٰى بَعْضٍ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū l yeste'ƶinkumu (e)lleƶīne meleket eymānukum ve(e)lleƶīne lem yebluğū l-Hulume minkum ṧelāṧe merrātin min ḳabli Salāti l-fecri ve Hīne teDeǔne ṧiyābekum mine Z-Zehīrati ve min beǎ'di Salāti l-ǐşā'i ṧelāṧu ǎvrātin lekum leyse ǎleykum ve lā ǎleyhim cunāHun beǎ'dehunne Tavvāfūne ǎleykum beǎ'Dukum ǎlā beǎ'Din ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun

Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz buluğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, ayetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Şuara 26:49قَبْلَḳableönce

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَعِينَ

ḳāle āmentum lehu ḳable en āƶene lekum innehu le kebīrukumu elleƶī ǎllemekumu s-siHra fe le sevfe teǎ'lemūne le uḳaTTiǎnne eydiyekum ve erculekum min ḣilāfin ve le uSallibennekum ecmeǐyne

Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi.

Neml 27:37قِبَلَḳibelekarşı koyamayacakları

اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ

irciǎ' ileyhim fe le ne'tiyennehum bi cunūdin lā ḳibele lehum bihā ve le nuḣricennehum minhā eƶilleten ve hum Sāğirūne

"Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız."

Neml 27:38قَبْلَḳableönce

قَالَ يَاأَيُّهَا الْمَلَؤُا اَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ

ḳāle yā eyyuhā l-meleū eyyukum ye'tīnī bi ǎrşihā ḳable en ye'tūnī muslimīne

Süleyman, "Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?"

Neml 27:39قَبْلَḳableönce

قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَاِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَمِينٌ

ḳāle ǐfrītun mine l-cinni enā ātīke bihi ḳable en teḳūme min meḳāmike ve innī ǎleyhi le ḳaviyyun emīnun

Cinlerden bir ifrit, "Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim" dedi.

Neml 27:40قَبْلَḳableönce

قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ

ḳāle elleƶī ǐndehu ǐlmun mine l-kitābi enā ātīke bihi ḳable en yertedde ileyke Tarfuke fe lemmā rāhu musteḳirran ǐndehu ḳāle hāƶā min feDli rabbī li yebluvenī e eşkuru em ekfuru ve men şekera fe innemā yeşkuru li nefsihi ve men kefera fe inne rabbī ğaniyyun kerīmun

Kitaptan bilgisi olan biri, "Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir."

Neml 27:46قَبْلَḳableönce

قَالَ يَاقَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

ḳāle yā ḳavmi li me testeǎ'cilūne bi s-seyyieti ḳable l-Haseneti levlā testeğfirūne (a)llahe leǎllekum turHamūne

Salih, onlara "Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorsunuz? Merhamet edilmeniz için Allah'tan bağışlanma dileseniz ya!"

Neml 27:68قَبْلُḳabluönceden

لَقَدْ وُعِدْنَا هٰذَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

le ḳad vuǐdnā hāƶā neHnu ve ābā'unā min ḳablu in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

"Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

Kasas 28:12قَبْلُḳabludaha önce

وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ

ve Harramnā ǎleyhi l-merāDiǎ min ḳablu fe ḳālet hel edullukum ǎlā ehli beytin yekfulūnehu lekum ve hum lehu nāSiHūne

Biz, daha önce onun, süt analarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, "Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.

Kasas 28:48قَبْلُḳabludaha önce

فَلَمَّا جَاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَا اُو۫تِيَ مُوسٰى اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَا اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا وَقَالُوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ

fe lemmā cā'ehumu l-Haḳḳu min ǐndinā ḳālū levlā ūtiye miṧle mā ūtiye mūsā e ve lem yekfurū bimā ūtiye mūsā min ḳablu ḳālū siHrāni teZāherā ve ḳālū innā bi kullin kāfirūne

Onlara katımızdan gerçek gelince, "Musa'ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi" dediler. Onlar daha önce Musa'ya verilen (mucize)leri inkar etmemişler miydi? Onlar, "İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor" dediler. "Biz hepsini inkar ediyoruz" dediler.

Rum 30:4قَبْلُḳablu(bundan) önce

فِي بِضْعِ سِنِينَ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ

fī biD'ǐ sinīne li (a)llahi l-emru min ḳablu ve min beǎ'du ve yevmeiƶin yefraHu l-mu'minūne

(2-5) Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah'ındır. O gün Allah'ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü'minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

Rum 30:42قَبْلُḳabluönceki

قُلْ سِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلُ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِكِينَ

ḳul sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablu kāne ekṧeruhum muşrikīne

De ki: "Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın." Onların çoğu Allah'a ortak koşan kimselerdi.

Rum 30:43قَبْلِḳabliönce

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ

fe eḳim vecheke li d-dīni l-ḳayyimi min ḳabli en ye'tiye yevmun lā meradde lehu mine (a)llahi yevmeiƶin yeSSaddeǔne

Allah tarafından, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün insanlar bölük bölük ayrılacaklardır.

Rum 30:49قَبْلِḳablidaha önce-

وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمُبْلِسِينَ

ve in kānū min ḳabli en yunezzele ǎleyhim min ḳablihi le mublisīne

Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.

Ahzab 33:15قَبْلُḳabludaha önce

وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لًا

ve leḳad kānū ǎāhedū (a)llahe min ḳablu lā yuvellūne l-edbāra ve kāne ǎhdu (a)llahi mes'ūlen

Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir.

Ahzab 33:38قَبْلُḳablusizden önce

مَا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ اللّٰهُ لَهُ سُنَّةَ اللّٰهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ قَدَرًا مَقْدُورًا

mā kāne ǎlā n-nebiyyi min Haracin fīmā feraDe (a)llahu lehu sunnete (a)llahi fī (e)lleƶīne ḣalev min ḳablu ve kāne emru (a)llahi ḳaderan meḳdūran

Allah'ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda peygambere bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.

Ahzab 33:49قَبْلِḳabliönce

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū iƶā nekeHtumu l-mu'mināti ṧumme Talleḳtumūhunne min ḳabli en temessūhunne fe mā lekum ǎleyhinne min ǐddetin teǎ'teddūnehā fe mettiǔhunne ve serriHūhunne serāHen cemīlen

Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut'a verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.

Ahzab 33:62قَبْلُḳabluönceden

سُنَّةَ اللّٰهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْدِيلًا

sunnete (a)llahi fī (e)lleƶīne ḣalev min ḳablu ve len tecide li sunneti (a)llahi tebdīlen

Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın kanununda asla değişme bulamazsın.

Sebe 34:53قَبْلُḳabludaha önce

وَقَدْ كَفَرُوا بِهِ مِنْ قَبْلُ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ

ve ḳad keferū bihi min ḳablu ve yeḳƶifūne bi l-ğaybi min mekānin beǐydin

Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

Sebe 34:54قَبْلُḳablubundan önce

وَحِيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِاَشْيَاعِهِمْ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا فِي شَكٍّ مُرِيبٍ

ve Hīle beynehum ve beyne mā yeştehūne ke mā fuǐle bi eşyāǐhim min ḳablu innehum kānū fī şekkin murībin

Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.

Sad 38:16قَبْلَḳableönce

وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ

ve ḳālū rabbenā ǎccil lenā ḳiTTanā ḳable yevmi l-Hisābi

Müşrikler (alay ederek) şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!"

Zümer 39:8قَبْلُḳabluönceden

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُٓوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلًا اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ

ve iƶā messe l-insāne Durrun deǎā rabbehu munīben ileyhi ṧumme iƶā ḣavvelehu niǎ'meten minhu nesiye mā kāne yed'ǔ ileyhi min ḳablu ve ceǎle li (a)llahi endāden li yuDille ǎn sebīlihi ḳul temetteǎ' bi kufrike ḳalīlen inneke min eSHābi n-nāri

İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O'na yalvardığını unutur ve Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. De ki: "Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin."

Zümer 39:54قَبْلِḳabliönce

وَاَنِيبُٓوا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

ve enībū ilā rabbikum ve eslimū lehu min ḳabli en ye'tiyekumu l-ǎƶābu ṧumme lā tunSarūne

Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.

Zümer 39:55قَبْلِḳabliönce

وَاتَّبِعُوا اَحْسَنَ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

ve ttebiǔ eHsene mā unzile ileykum min rabbikum min ḳabli en ye'tiyekumu l-ǎƶābu beğteten ve entum lā teş'ǔrūne

(55-56) Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, "Allah'ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay halime! Gerçekten ben alay edenlerden idim" demesin.

Mü'min 40:34قَبْلُḳabludaha önce

وَلَقَدْ جَاءَكُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ فِي شَكٍّ مِمَّا جَاءَكُمْ بِهِ حَتّٰٓى اِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِهِ رَسُولًا كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌ

ve leḳad cā'ekum yūsufu min ḳablu bi l-beyyināti fe mā ziltum fī şekkin mimmā cā'ekum bihi Hattā iƶā heleke ḳultum len yeb'ǎṧe (a)llahu min beǎ'dihi rasūlen ke ƶālike yuDillu (a)llahu men huve musrifun murtābun

Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, "Allah, ondan sonra asla peygamber göndermez" demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır.

Mü'min 40:67قَبْلُḳabludaha önce

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

huve elleƶī ḣaleḳakum min turābin ṧumme min nuTfetin ṧumme min ǎleḳatin ṧumme yuḣricukum Tiflen ṧumme li tebluğū eşuddekum ṧumme li tekūnū şuyūḣen ve minkum men yuteveffā min ḳablu ve li tebluğū ecelen musemmen ve leǎllekum teǎ'ḳilūne

O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra "alaka"dan yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar.

Mü'min 40:74قَبْلُḳabluönceden

مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـًٔا كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِرِينَ

min dūni (a)llahi ḳālū Dellū ǎnnā bel lem nekun ned'ǔ min ḳablu şey'en ke ƶālike yuDillu (a)llahu l-kāfirīne

(73-74) Sonra onlara, "Allah'ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?" denilir. Onlar da, "(Yüzüstü bırakıp) bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarımız bir hiçmiş)" derler. İşte Allah, inkarcıları böyle saptırır.

Fussilet 41:48قَبْلُḳabluönceden

وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَحِيصٍ

ve Delle ǎnhum mā kānū yed'ǔne min ḳablu ve Zennū mā lehum min meHīSin

Daha önce yalvardıkları (tanrılar) onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.

Şura 42:47قَبْلِḳabliönce

اِسْتَجِيبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكِيرٍ

istecībū li rabbikum min ḳabli en ye'tiye yevmun lā meradde lehu mine (a)llahi mā lekum min melcein yevmeiƶin ve mā lekum min nekīrin

Allah'tan, geri çevrilmesi imkansız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkar edebilirsiniz!

Ahkaf 46:4قَبْلِḳabliönce

قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِ اِيتُونِي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هٰذَٓا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

ḳul e raeytum mā ted'ǔne min dūni (a)llahi erūnī māƶā ḣaleḳū mine l-erDi em lehum şirkun fī s-semāvāti 'tūnī bi kitābin min ḳabli hāƶā ev eṧāratin min ǐlmin in kuntum Sādiḳīne

De ki: "Allah'ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!"

Fetih 48:15قَبْلُḳabluönceden

سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ يُرِيدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَلِيلًا

se yeḳūlu l-muḣallefūne iƶā nTaleḳtum ilā meğānime li te'ḣuƶūhā ƶerūnā nettebiǎ'kum yurīdūne en yubeddilū kelāme (a)llahi ḳul len tettebiǔnā ke ƶālikum ḳāle (a)llahu min ḳablu fe se yeḳūlūne bel teHsudūnenā bel kānū lā yefḳahūne illā ḳalīlen

Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, "Bırakın biz de sizinle gelelim" diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, önceden böyle buyurmuştur." Onlar, "Bizi kıskanıyorsunuz" diyeceklerdir. Hayır, onlar pek az anlarlar.

Fetih 48:16قَبْلُḳabluönceden

قُلْ لِلْمُخَلَّفِينَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُو۬لِي بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَ فَاِنْ تُطِيعُوا يُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْرًا حَسَنًا وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَلِيمًا

ḳul li l-muḣallefīne mine l-eǎ'rābi se tud'ǎvne ilā ḳavmin ūlī be'sin şedīdin tuḳātilūnehum ev yuslimūne fe in tuTīǔ yu'tikumu (a)llahu ecran Hasenen ve in tetevellev ke mā tevelleytum min ḳablu yuǎƶƶibkum ǎƶāben elīmen

Bedevilerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki: "Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır."

Fetih 48:23قَبْلُḳabluötedenberi

سُنَّةَ اللّٰهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْدِيلًا

sunnete (a)llahi lletī ḳad ḣalet min ḳablu ve len tecide li sunneti (a)llahi tebdīlen

Allah'ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

Kaf 50:39قَبْلَḳableönce

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ

fe Sbir ǎlā mā yeḳūlūne ve sebbiH bi Hamdi rabbike ḳable Tulūǐ ş-şemsi ve ḳable l-ğurūbi

O halde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.

Zariyat 51:16قَبْلَḳableönce

اٰخِذِينَ مَا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِنِينَ

āḣiƶīne mā ātāhum rabbuhum innehum kānū ḳable ƶālike muHsinīne

(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

Zariyat 51:46قَبْلُḳabludaha önce

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ

ve ḳavme nūHin min ḳablu innehum kānū ḳavmen fāsiḳīne

Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.

Tur 52:26قَبْلُḳabludaha önce

قَالُوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي اَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

ḳālū innā kunnā ḳablu fī ehlinā muşfiḳīne

Derler ki: "Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (Allah'a isyandan) korkardık."

Tur 52:28قَبْلُḳablubundan önce

اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ

innā kunnā min ḳablu ned'ǔhu innehu huve l-berru r-raHīmu

"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, çok merhametlidir."

Necm 53:52قَبْلُḳabluönceden

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰى

ve ḳavme nūHin min ḳablu innehum kānū hum eZleme ve eTğā

Daha önce de Nuh'un kavmini helak etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.

Vakıa 56:45قَبْلَḳableönce

اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَفِينَ

innehum kānū ḳable ƶālike mutrafīne

Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.

Hadid 57:10قَبْلِḳabliönce

وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ مِيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

ve mā lekum ellā tunfiḳū fī sebīli (a)llahi ve li (a)llahi mīrāṧu s-semāvāti ve l-erDi lā yestevī minkum men enfeḳa min ḳabli l-fetHi ve ḳātele ulāike eǎ'Zemu deraceten mine (e)lleƶīne enfeḳū min beǎ'du ve ḳātelū ve kullen veǎde (a)llahu l-Husnā ve(a)llahu bimā teǎ'melūne ḣabīrun

Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Hadid 57:16قَبْلُḳablubundan önce

اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

e lem ye'ni li(e)lleƶīne āmenū en teḣşeǎ ḳulūbuhum li ƶikri (a)llahi ve mā nezele mine l-Haḳḳi ve lā yekūnū ke(e)lleƶīne ūtū l-kitābe min ḳablu fe Tāle ǎleyhimu l-emedu fe ḳaset ḳulūbuhum ve keṧīrun minhum fāsiḳūne

İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.

Hadid 57:22قَبْلِḳabliönce

مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرٌ

mā eSābe min muSībetin fī l-erDi ve lā fī enfusikum illā fī kitābin min ḳabli en nebraehā inne ƶālike ǎlā (a)llahi yesīrun

Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.

Mücadele 58:3قَبْلِḳabliönce

وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَاسَّا ذٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

ve(e)lleƶīne yuZāhirūne min nisāihim ṧumme yeǔdūne li mā ḳālū fe teHrīru raḳabetin min ḳabli en yetemāssā ƶālikum tūǎZūne bihi ve(a)llahu bimā teǎ'melūne ḣabīrun

Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Mücadele 58:4قَبْلِḳabliönce

فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَاسَّا فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ اَلِيمٌ

fe men lem yecid fe Siyāmu şehrayni mutetābiǎyni min ḳabli en yetemāssā fe men lem yesteTiǎ' fe iT'ǎāmu sittīne miskīnen ƶālike li tu'minū bi(a)llahi ve rasūlihi ve tilke Hudūdu (a)llahi ve li l-kāfirīne ǎƶābun elīmun

Kim (köle azat etme imkanı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah'a ve Resulüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kafirler için elem dolu bir azap vardır.

Cum'a 62:2قَبْلُḳabluönceden

هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْاُمِّيِّنَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

huve elleƶī beǎṧe fī l-ummiyyīne rasūlen minhum yetlū ǎleyhim āyātihi ve yuzekkīhim ve yuǎllimuhumu l-kitābe ve l-Hikmete ve in kānū min ḳablu le fī Delālin mubīnin

O, ümmilere, içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Halbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

Münafikun 63:10قَبْلِḳabliönce

وَاَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا اَخَّرْتَنِٓي اِلٰٓى اَجَلٍ قَرِيبٍ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ

ve enfiḳū min mā razeḳnākum min ḳabli en ye'tiye eHadekumu l-mevtu fe yeḳūle rabbi levlā eḣḣartenī ilā ecelin ḳarībin fe eSSaddeḳa ve ekun mine S-SāliHīne

Herhangi birinize ölüm gelip de, "Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!" demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.

Teğabun 64:5قَبْلُḳabludaha önce-

اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

e lem ye'tikum nebeu (e)lleƶīne keferū min ḳablu fe ƶāḳū vebāle emrihim ve lehum ǎƶābun elīmun

Daha önce inkar edip de inkarlarının cezasını tadanların haberi size gelmedi mi? Onlar için elem dolu bir azap da vardır.

Nuh 71:1قَبْلِḳabliönce

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

innā erselnā nūHen ilā ḳavmihi en enƶir ḳavmeke min ḳabli en ye'tiyehum ǎƶābun elīmun

Şüphesiz biz Nuh'u, kavmine, "Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik.

قَبْلِهِمْ52 kez

Bakara 2:118قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki(ler de)

وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَأْتِينَا اٰيَةٌ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

ve ḳāle (e)lleƶīne lā yeǎ'lemūne levlā yukellimunā (a)llahu ev te'tīnā āyetun ke ƶālike ḳāle (e)lleƶīne min ḳablihim miṧle ḳavlihim teşābehet ḳulūbuhum ḳad beyyennā l-āyāti li ḳavmin yūḳinūne

Bilmeyenler, "Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!" derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz ayetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.

Al-i İmran 3:11قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki

كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ

ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keƶƶebū bi āyātinā fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi

(Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.

En'am 6:6قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önce

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرِينَ

e lem yerav kem ehleknā min ḳablihim min ḳarnin mekkennāhum fī l-erDi mā lem numekkin lekum ve erselnā s-semāe ǎleyhim midrāran ve ceǎlnā l-enhāra tecrī min teHtihim fe ehleknāhum bi ƶunūbihim ve enşe'nā min beǎ'dihim ḳarnen āḣarīne

Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helak ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.

En'am 6:148قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önce

سَيَقُولُ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا اَشْرَكْنَا وَلَا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتّٰى ذَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَخْرُصُونَ

se yeḳūlu (e)lleƶīne eşrakū lev şā'e (a)llahu mā eşraknā ve lā ābā'unā ve lā Harramnā min şey'in ke ƶālike keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim Hattā ƶāḳū be'senā ḳul hel ǐndekum min ǐlmin fe tuḣricūhu lenā in tettebiǔne illā Z-Zenne ve in entum illā teḣruSūne

Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz."

Enfal 8:52قَبْلِهِمْḳablihimonlardan öncekilerin

كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ

ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keferū bi āyāti (a)llahi fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim inne (a)llahe ḳaviyyun şedīdu l-ǐḳābi

Bunların durumu tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini inkar etmişler, Allah da kendilerini günahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır.

Enfal 8:54قَبْلِهِمْḳablihimonlardan öncekilerin

كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمِينَ

ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keƶƶebū bi āyāti rabbihim fe ehleknāhum bi ƶunūbihim ve eğraḳnā āle fir'ǎvne ve kullun kānū Zālimīne

Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin ayetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helak etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.

Tevbe 9:70قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden öncekilerin

اَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَاُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرٰهِيمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

e lem ye'tihim nebeu (e)lleƶīne min ḳablihim ḳavmi nūHin ve ǎādin ve ṧemūde ve ḳavmi ibrāhīme ve eSHābi medyene ve l-mu'tefikāti etethum rusuluhum bi l-beyyināti fe mā kāne (a)llahu li yeZlimehum ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin; İbrahim'in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Yunus 10:39قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki(ler)

بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحِيطُوا بِعِلْمِهِ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ

bel keƶƶebū bimā lem yuHīTū bi ǐlmihi ve lemmā ye'tihim te'vīluhu ke ƶālike keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu Z-Zālimīne

Hayır öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri ve onlara indirilen kitapları) böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu.

Yunus 10:102قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önce

فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ قُلْ فَانْتَظِرُوا اِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ

fe hel yenteZirūne illā miṧle eyyāmi (e)lleƶīne ḣalev min ḳablihim ḳul fe nteZirū innī meǎkum mine l-munteZirīne

Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: "Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim."

Yusuf 12:109قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim min ehli l-ḳurā e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve le dāru l-āḣirati ḣayrun li(e)lleƶīne tteḳav e fe lā teǎ'ḳilūne

Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Ra'd 13:6قَبْلِهِمُḳablihimuonlardan önce

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ

ve yesteǎ'cilūneke bi s-seyyieti ḳable l-Haseneti ve ḳad ḣalet min ḳablihimu l-meṧulātu ve inne rabbeke le ƶū meğfiratin li n-nāsi ǎlā Zulmihim ve inne rabbeke le şedīdu l-ǐḳābi

Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.

Ra'd 13:42قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki(ler)

وَقَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلِلّٰهِ الْمَكْرُ جَمِيعًا يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ

ve ḳad mekera (e)lleƶīne min ḳablihim fe li (a)llahi l-mekru cemīǎn yeǎ'lemu mā teksibu kullu nefsin ve se yeǎ'lemu l-kuffāru li men ǔḳbā d-dāri

Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah'a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkar edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir.

Nahl 16:26قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki

قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

ḳad mekera (e)lleƶīne min ḳablihim fe etā (a)llahu bunyānehum mine l-ḳavāǐdi fe ḣarra ǎleyhimu s-seḳfu min fevḳihim ve etāhumu l-ǎƶābu min Hayṧu lā yeş'ǔrūne

Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah'ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.

Nahl 16:33قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ اَمْرُ رَبِّكَ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

hel yenZurūne illā en te'tiyehumu l-melāiketu ev ye'tiye emru rabbike ke ƶālike feǎle (e)lleƶīne min ḳablihim ve mā Zelemehumu (a)llahu ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

(O kafirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helak emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Nahl 16:35قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki(ler)

وَقَالَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

ve ḳāle (e)lleƶīne eşrakū lev şā'e (a)llahu mā ǎbednā min dūnihi min şey'in neHnu ve lā ābā'unā ve lā Harramnā min dūnihi min şey'in ke ƶālike feǎle (e)lleƶīne min ḳablihim fe hel ǎlā r-rusuli illā l-belāğu l-mubīnu

Allah'a ortak koşanlar, dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O'nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

Meryem 19:74قَبْلَهُمْḳablehumonlardan önce

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا

ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hum eHsenu eṧāṧen ve ri'yen

Biz onlardan önce, mal mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helak ettik.

Meryem 19:98قَبْلَهُمْḳablehumonlardan önce

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا

ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hel tuHissu minhum min eHadin ev tesmeǔ lehum rikzen

Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?

Ta-Ha 20:128قَبْلَهُمْḳablehumkendilerinden önce

اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى

e fe lem yehdi lehum kem ehleknā ḳablehum mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin li ūlī n-nuhā

Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.

Enbiya 21:6قَبْلَهُمْḳablehumbunlardan önce

مَا اٰمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ

mā āmenet ḳablehum min ḳaryetin ehleknāhā e fe hum yu'minūne

Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?

Hac 22:42قَبْلَهُمْḳablehumbunlardan önce

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ

ve in yukeƶƶibūke fe ḳad keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin ve ǎādun ve ṧemūdu

Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nuh, Ad ve Semud kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.

Nur 24:55قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْـًٔا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

veǎde (a)llahu (e)lleƶīne āmenū minkum ve ǎmilū S-SāliHāti le yesteḣlifennehum fī l-erDi ke mā steḣlefe (e)lleƶīne min ḳablihim ve le yumekkinenne lehum dīnehumu elleƶī rteDā lehum ve le yubeddilennehum min beǎ'di ḣavfihim emnen yeǎ'budūnenī lā yuşrikūne bī şey'en ve men kefera beǎ'de ƶālike fe ulāike humu l-fāsiḳūne

Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkar ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.

Nur 24:59قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

وَاِذَا بَلَغَ الْاَطْفَالُ مِنْكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

ve iƶā beleğa l-eTfālu minkumu l-Hulume fe l yeste'ƶinū ke mā ste'ƶene (e)lleƶīne min ḳablihim ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekum āyātihi ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun

Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ankebut 29:3قَبْلِهِمْḳablihimonlardan öncekiler-

وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ

ve leḳad fetennā (e)lleƶīne min ḳablihim fe le yeǎ'lemenne (a)llahu (e)lleƶīne Sadeḳū ve le yeǎ'lemenne l-kāƶibīne

Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.

Rum 30:9قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim kānū eşedde minhum ḳuvveten ve eṧārū l-erDe ve ǎmerūhā ekṧera mimmā ǎmerūhā ve cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti fe mā kāne (a)llahu li yeZlimehum ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

(Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Secde 32:26قَبْلِهِمْḳablihimdaha önceki

اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ اَفَلَا يَسْمَعُونَ

e ve lem yehdi lehum kem ehleknā min ḳablihim mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin e fe lā yesmeǔne

Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hala duymayacaklar mı?

Sebe 34:45قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki(ler)

وَكَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُلِي فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

ve keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim ve mā beleğū miǎ'şāra mā āteynāhum fe keƶƶebū rusulī fe keyfe kāne nekīri

Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Halbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!

Fatır 35:25قَبْلِهِمْḳablihimbunlardan önceki

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُنِيرِ

ve in yukeƶƶibūke fe ḳad keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti ve bi z-zuburi ve bi l-kitābi l-munīri

(Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de peygamberlerini yalanlamışlardı. Oysa peygamberleri onlara apaçık delilleri, sahifeleri ve aydınlatıcı kitabı getirmişlerdi.

Fatır 35:44قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ اِنَّهُ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve kānū eşedde minhum ḳuvveten ve mā kāne (a)llahu li yuǎ'cizehu min şey'in fī s-semāvāti ve lā fī l-erDi innehu kāne ǎlīmen ḳadīran

Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah'ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.

Yasin 36:31قَبْلَهُمْḳablehumkendilerinden önce

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

e lem yerav kem ehleknā ḳablehum mine l-ḳurūni ennehum ileyhim lā yerciǔne

Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

Saffat 37:71قَبْلَهُمْḳablehumonlardan önce

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّلِينَ

ve leḳad Delle ḳablehum ekṧeru l-evvelīne

Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

Sad 38:3قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki

كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ

kem ehleknā min ḳablihim min ḳarnin fe nādev ve lāte Hīne menāSin

Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.

Sad 38:12قَبْلَهُمْḳablehumonlardan önce

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِ

keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin ve ǎādun ve fir'ǎvnu ƶū l-evtādi

(12-13) Onlardan önce de Nuh kavmi, Ad kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semud kavmi, Lut kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.

Zümer 39:25قَبْلِهِمْḳablihimonlardan öncekiler

كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim fe etāhumu l-ǎƶābu min Hayṧu lā yeş'ǔrūne

Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi.

Zümer 39:50قَبْلِهِمْḳablihimonlardan öncekiler

قَدْ قَالَهَا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

ḳad ḳālehā (e)lleƶīne min ḳablihim fe mā eğnā ǎnhum mā kānū yeksibūne

Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamamıştı.

Mü'min 40:5قَبْلَهُمْḳablehumonlardan önce

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin ve l-eHzābu min beǎ'dihim ve hemmet kullu ummetin bi rasūlihim li ye'ḣuƶūhu ve cādelū bi l-bāTili li yudHiDū bihi l-Haḳḳa fe eḣaƶtuhum fe keyfe kāne ǐḳābi

Onlardan önce Nuh'un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış, (gördüler)!

Mü'min 40:21قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne kānū min ḳablihim kānū hum eşedde minhum ḳuvveten ve āṧāran fī l-erDi fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim ve mā kāne lehum mine (a)llahi min vāḳin

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.

Mü'min 40:82قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim kānū ekṧera minhum ve eşedde ḳuvveten ve āṧāran fī l-erDi fe mā eğnā ǎnhum mā kānū yeksibūne

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.

Fussilet 41:25قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önce

وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ

ve ḳayyeDnā lehum ḳuranā'e fe zeyyenū lehum mā beyne eydīhim ve mā ḣalfehum ve Haḳḳa ǎleyhimu l-ḳavlu fī umemin ḳad ḣalet min ḳablihim mine l-cinni ve l-insi innehum kānū ḣāsirīne

Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.

Duhan 44:17قَبْلَهُمْḳablehumonlardan önce

وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ

ve leḳad fetennā ḳablehum ḳavme fir'ǎvne ve cā'ehum rasūlun kerīmun

Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Musa) gelmişti.

Duhan 44:37قَبْلِهِمْḳablihimonlardan öncekiler (mi?)

اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ اَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ

e hum ḣayrun em ḳavmu tubbeǐn ve(e)lleƶīne min ḳablihim ehleknāhum innehum kānū mucrimīne

Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helak ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.

Ahkaf 46:18قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önce

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ

ulāike (e)lleƶīne Haḳḳa ǎleyhimu l-ḳavlu fī umemin ḳad ḣalet min ḳablihim mine l-cinni ve l-insi innehum kānū ḣāsirīne

İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır.

Muhammed 47:10قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ اَمْثَالُهَا

e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim demmera (a)llahu ǎleyhim ve li l-kāfirīne emṧāluhā

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkar edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.

Kaf 50:12قَبْلَهُمْḳablehumonlardan önce

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُ

keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin ve eSHābu r-rassi ve ṧemūdu

(12-14) Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud kavmi, Ad ve Firavun, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tübba'ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanladılar, böylece kendilerini uyardığım şey gerçekleşti.

Kaf 50:36قَبْلَهُمْḳablehumbunlardan önce

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِ هَلْ مِنْ مَحِيصٍ

ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hum eşeddu minhum beTşen fe neḳḳabū fī l-bilādi hel min meHīSin

Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?

Zariyat 51:52قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önce

كَذٰلِكَ مَا اَتَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ

ke ƶālike mā etā (e)lleƶīne min ḳablihim min rasūlin illā ḳālū sāHirun ev mecnūnun

İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, "O bir büyücüdür" yahut "bir delidir" demiş olmasınlar.

Kamer 54:9قَبْلَهُمْḳablehumonlardan önce

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin fe keƶƶebū ǎbdenā ve ḳālū mecnūnun ve zducira

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.

Rahman 55:56قَبْلَهُمْḳablehumbunlardan önce

فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ

fīhinne ḳāSirātu T-Tarfi lem yeTmiṧhunne insun ḳablehum ve lā cānnun

Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.

Rahman 55:74قَبْلَهُمْḳablehumbunlardan önce

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ

lem yeTmiṧhunne insun ḳablehum ve lā cānnun

Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.

Mücadele 58:5قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

اِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ

inne (e)lleƶīne yuHāddūne (a)llahe ve rasūlehu kubitū ke mā kubite (e)lleƶīne min ḳablihim ve ḳad enzelnā āyātin beyyinātin ve li l-kāfirīne ǎƶābun muhīnun

Allah'a ve Resulüne düşmanlık edenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Oysa biz apaçık ayetler indirdik. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır.

Haşr 59:9قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önce

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

ve(e)lleƶīne tebevve'ū d-dāra ve l-īmāne min ḳablihim yuHibbūne men hācera ileyhim ve lā yecidūne fī Sudūrihim Hāceten mimmā ūtū ve yu'ṧirūne ǎlā enfusihim ve lev kāne bihim ḣaSāSatun ve men yūḳa şuHHa nefsihi fe ulāike humu l-mufliHūne

Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Haşr 59:15قَبْلِهِمْḳablihimkendilerinden önceki

كَمَثَلِ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَرِيبًا ذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

ke meṧeli (e)lleƶīne min ḳablihim ḳarīben ƶāḳū vebāle emrihim ve lehum ǎƶābun elīmun

Onların durumu, kendilerinden az öncekilerin (Mekkeli müşriklerin) durumu gibidir. Onlar (Bedir'de) yaptıklarının cezasını tatmışlardır. Onlara (Ahirette de) elem dolu bir azap vardır.

Mülk 67:18قَبْلِهِمْḳablihimonlardan önceki

وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

ve leḳad keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim fe keyfe kāne nekīri

Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!?

قَبْلِكَ33 kez

Bakara 2:4قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

ve(e)lleƶīne yu'minūne bimā unzile ileyke ve mā unzile min ḳablike ve bi l-āḣirati hum yūḳinūne

Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.

Al-i İmran 3:184قَبْلِكَḳablikesenden önce

فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنِيرِ

fe in keƶƶebūke fe ḳad kuƶƶibe rusulun min ḳablike cā'ū bi l-beyyināti ve z-zuburi ve l-kitābi l-munīri

Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.

Nisa 4:60قَبْلِكَḳablikeve senden önce

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا

e lem tera ilā (e)lleƶīne yez'ǔmūne ennehum āmenū bimā unzile ileyke ve mā unzile min ḳablike yurīdūne en yeteHākemū ilā T-Tāğūti ve ḳad umirū en yekfurū bihi ve yurīdu ş-şeyTānu en yuDillehum Delālen beǐyden

(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağut'u tanımamaları kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.

Nisa 4:162قَبْلِكَḳablikesenden önce

لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلٰوةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ اُو۬لٰٓئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ اَجْرًا عَظِيمًا

lākini r-rāsiḣūne fī l-ǐlmi minhum ve l-mu'minūne yu'minūne bimā unzile ileyke ve mā unzile min ḳablike ve l-muḳīmīne S-Salāte ve l-mu'tūne z-zekāte ve l-mu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ulāike se nu'tīhim ecran ǎZīmen

Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.

En'am 6:10قَبْلِكَḳablikesenden önce de

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ve le ḳadi stuhzie bi rusulin min ḳablike fe Hāḳa bi(e)lleƶīne seḣirū minhum mā kānū bihi yestehziūne

(Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti.

En'am 6:34قَبْلِكَḳablikesenden önce de

وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا وَاُو۫ذُوا حَتّٰٓى اَتٰيهُمْ نَصْرُنَا وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَلِينَ

ve leḳad kuƶƶibet rusulun min ḳablike fe Saberū ǎlā mā kuƶƶibū ve ūƶū Hattā etāhum neSrunā ve lā mubeddile li kelimāti (a)llahi ve leḳad cā'eke min nebei l-murselīne

Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor.

En'am 6:42قَبْلِكَḳablikesenden önce de

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ

ve leḳad erselnā ilā umemin min ḳablike fe eḣaƶnāhum bi l-be'sā'i ve D-Derrā'i leǎllehum yeteDerraǔne

Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.

Yunus 10:94قَبْلِكَḳablikesenden önce

فَاِنْ كُنْتَ فِي شَكٍّ مِمَّا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذِينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ لَقَدْ جَاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ

fe in kunte fī şekkin mimmā enzelnā ileyke fe seli (e)lleƶīne yeḳra'ūne l-kitābe min ḳablike le ḳad cā'eke l-Haḳḳu min rabbike fe lā tekūnenne mine l-mumterīne

Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O halde, sakın şüphe edenlerden olma!

Yusuf 12:109قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim min ehli l-ḳurā e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve le dāru l-āḣirati ḣayrun li(e)lleƶīne tteḳav e fe lā teǎ'ḳilūne

Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Ra'd 13:32قَبْلِكَḳablikesenden önceki

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

ve le ḳadi stuhzie bi rusulin min ḳablike fe emleytu li(e)lleƶīne keferū ṧumme eḣaƶtuhum fe keyfe kāne ǐḳābi

Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkar edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!

Ra'd 13:38قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ

ve leḳad erselnā rusulen min ḳablike ve ceǎlnā lehum ezvācen ve ƶurriyyeten ve mā kāne li rasūlin en ye'tiye bi āyetin illā bi iƶni (a)llahi li kulli ecelin kitābun

Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır.

Hicr 15:10قَبْلِكَḳablikesenden önceki

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الْاَوَّلِينَ

ve leḳad erselnā min ḳablike fī şiyeǐ l-evvelīne

Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.

Nahl 16:43قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim fe selū ehle ƶ-ƶikri in kuntum lā teǎ'lemūne

Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

Nahl 16:63قَبْلِكَḳablikesenden önceki

تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

tāllahi le ḳad erselnā ilā umemin min ḳablike fe zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum fe huve veliyyuhumu l-yevme ve lehum ǎƶābun elīmun

Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

İsra 17:77قَبْلَكَḳablekesenden önce

سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلًا

sunnete men ḳad erselnā ḳableke min rusulinā ve lā tecidu li sunnetinā teHvīlen

Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın.

Enbiya 21:7قَبْلَكَḳablekesenden önce

وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

ve mā erselnā ḳableke illā ricālen nūHī ileyhim fe selū ehle ƶ-ƶikri in kuntum lā teǎ'lemūne

Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

Enbiya 21:25قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحِي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ

ve mā erselnā min ḳablike min rasūlin illā nūHī ileyhi ennehu lā ilāhe illā enā fe ǎ'budūni

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, "Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin" diye vahyetmişizdir.

Enbiya 21:34قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

ve mā ceǎlnā li beşerin min ḳablike l-ḣulde e fe in mitte fe humu l-ḣālidūne

Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar?

Enbiya 21:41قَبْلِكَḳablikesenden önceki

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ve le ḳadi stuhzie bi rusulin min ḳablike fe Hāḳa bi(e)lleƶīne seḣirū minhum mā kānū bihi yestehziūne

Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.

Hac 22:52قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ اِلَّٓا اِذَا تَمَنّٰٓى اَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي اُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللّٰهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللّٰهُ اٰيَاتِهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

ve mā erselnā min ḳablike min rasūlin ve lā nebiyyin illā iƶā temennā elḳā ş-şeyTānu fī umniyyetihi fe yenseḣu (a)llahu mā yulḳī ş-şeyTānu ṧumme yuHkimu (a)llahu āyātihi ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun

Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Furkan 25:20قَبْلَكَḳablekesenden önce

وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً اَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا

ve mā erselnā ḳableke mine l-murselīne illā innehum le ye'kulūne T-Taǎāme ve yemşūne fī l-esvāḳi ve ceǎlnā beǎ'Dekum li beǎ'Din fitneten e teSbirūne ve kāne rabbuke beSīran

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.

Kasas 28:46قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلٰكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

ve mā kunte bi cānibi T-Tūri iƶ nādeynā ve lākin raHmeten min rabbike li tunƶira ḳavmen mā etāhum min neƶīrin min ḳablike leǎllehum yeteƶekkerūne

Yine biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman Tur'un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz.

Rum 30:47قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ اَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ

ve leḳad erselnā min ḳablike rusulen ilā ḳavmihim fe cā'ūhum bi l-beyyināti fe nteḳamnā mine (e)lleƶīne ecramū ve kāne Haḳḳan ǎleynā neSru l-mu'minīne

Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.

Secde 32:3قَبْلِكَḳablikesenden önce

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

em yeḳūlūne fterāhu bel huve l-Haḳḳu min rabbike li tunƶira ḳavmen mā etāhum min neƶīrin min ḳablike leǎllehum yehtedūne

Yoksa "Onu Muhammed uydurdu" mu diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından indirilmiş gerçektir.

Sebe 34:44قَبْلَكَḳablekesenden önce

وَمَا اٰتَيْنَاهُمْ مِنْ كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا وَمَا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِنْ نَذِيرٍ

ve mā āteynāhum min kutubin yedrusūnehā ve mā erselnā ileyhim ḳableke min neƶīrin

Oysa biz onlara okuyup inceleyecekleri kitaplar vermedik. Onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik.

Fatır 35:4قَبْلِكَḳablikesenden önceki

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

ve in yukeƶƶibūke fe ḳad kuƶƶibet rusulun min ḳablike ve ilā (a)llahi turceǔ l-umūru

(Ey Muhammed!) Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, senden önce de nice peygamberler yalancı sayılmıştır. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür.

Zümer 39:65قَبْلِكَḳablikesenden önceki

وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

ve leḳad ūHiye ileyke ve ilā (e)lleƶīne min ḳablike le in eşrakte le yeHbeTanne ǎmeluke ve le tekūnenne mine l-ḣāsirīne

Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: "Eğer Allah'a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun."

Mü'min 40:78قَبْلِكَḳablikesenden önce de

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ فَاِذَا جَاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ

ve leḳad erselnā rusulen min ḳablike minhum men ḳaSaSnā ǎleyke ve minhum men lem neḳSuS ǎleyke ve mā kāne li rasūlin en ye'tiye bi āyetin illā bi iƶni (a)llahi fe iƶā cā'e emru (a)llahi ḳuDiye bi l-Haḳḳi ve ḣasira hunālike l-mubTilūne

Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.

Fussilet 41:43قَبْلِكَḳablikesenden önceki

مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَلِيمٍ

mā yuḳālu leke illā mā ḳad ḳīle li r-rusuli min ḳablike inne rabbeke le ƶū meğfiratin ve ƶū ǐḳābin elīmin

Sana ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir.

Şura 42:3قَبْلِكَḳablikesenden öncekilere

كَذٰلِكَ يُوحِي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللّٰهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

ke ƶālike yūHī ileyke ve ilā (e)lleƶīne min ḳablike (a)llahu l-ǎzīzu l-Hakīmu

(Ey Muhammed!) Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.

Zuhruf 43:23قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَكَذٰلِكَ مَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ

ve ke ƶālike mā erselnā min ḳablike fī ḳaryetin min neƶīrin illā ḳāle mutrafūhā innā vecednā ābā'enā ǎlā ummetin ve innā ǎlā āṧārihim muḳtedūne

İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz" demiş olmasınlar.

Zuhruf 43:45قَبْلِكَḳablikesenden önce

وَسْـَٔلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ

ve sel men erselnā min ḳablike min rusulinā e ceǎlnā min dūni r-raHmāni āliheten yuǎ'bedūne

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?

Mearic 70:36قِبَلَكَḳibelekesana doğru

فَمَالِ الَّذِينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ

fe māli (e)lleƶīne keferū ḳibeleke muhTiǐyne

(36-37) Şimdi, inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar halinde sana doğru koşuyorlar?

قَبْلِكُمْ18 kez

Bakara 2:21قَبْلِكُمْḳablikumsizden öncekileri

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

yā eyyuhā n-nāsu ǎ'budū rabbekumu elleƶī ḣaleḳakum ve(e)lleƶīne min ḳablikum leǎllekum tetteḳūne

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız.

Bakara 2:183قَبْلِكُمْḳablikumsizden önceki(ler)

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū kutibe ǎleykumu S-Siyāmu ke mā kutibe ǎlā (e)lleƶīne min ḳablikum leǎllekum tetteḳūne

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

Bakara 2:214قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَرِيبٌ

em Hasibtum en tedḣulū l-cennete ve lemmā ye'tikum meṧelu (e)lleƶīne ḣalev min ḳablikum messethumu l-be'sā'u ve D-Derrā'u ve zulzilū Hattā yeḳūle r-rasūlu ve(e)lleƶīne āmenū meǎhu metā neSru (a)llahi elā inne neSra (a)llahi ḳarībun

Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü'minler, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı pek yakındır.

Al-i İmran 3:137قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce de

قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

ḳad ḣalet min ḳablikum sunenun fe sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mukeƶƶibīne

Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

Al-i İmran 3:186قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce

لَتُبْلَوُنَّ فِي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَثِيرًا وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

le tublevunne fī emvālikum ve enfusikum ve le tesmeǔnne mine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe min ḳablikum ve mine (e)lleƶīne eşrakū eƶen keṧīran ve in teSbirū ve tetteḳū fe inne ƶālike min ǎzmi l-umūri

Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.

Nisa 4:26قَبْلِكُمْḳablikumsizden önceki(lerin)

يُرِيدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

yurīdu (a)llahu li yubeyyine lekum ve yehdiyekum sunene (e)lleƶīne min ḳablikum ve yetūbe ǎleykum ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun

Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:131قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِيًّا حَمِيدًا

ve li (a)llahi mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve leḳad veSSaynā (e)lleƶīne ūtū l-kitābe min ḳablikum ve iyyākum eni tteḳū (a)llahe ve in tekfurū fe inne li (a)llahi mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve kāne (a)llahu ğaniyyen Hamīden

Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de "Allah'a karşı gelmekten sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkar ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Allah, zengindir, övülmeye layıktır.

Maide 5:5قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce

اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِي اَخْدَانٍ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْاِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

l-yevme uHille lekumu T-Tayyibātu ve Taǎāmu (e)lleƶīne ūtū l-kitābe Hillun lekum ve Taǎāmukum Hillun lehum ve l-muHSanātu mine l-mu'mināti ve l-muHSanātu mine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe min ḳablikum iƶā āteytumūhunne ucūrahunne muHSinīne ğayra musāfiHīne ve lā mutteḣiƶī eḣdānin ve men yekfur bi l-īmāni fe ḳad HabiTa ǎmeluhu ve huve fī l-āḣirati mine l-ḣāsirīne

Bu gün size temiz ve hoş şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal, sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkar ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.

Maide 5:57قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ اَوْلِيَٓاءَ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tetteḣiƶū (e)lleƶīne tteḣaƶū dīnekum huzuven ve leǐben mine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe min ḳablikum ve l-kuffāra evliyā'e ve tteḳū (a)llahe in kuntum mu'minīne

Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kafirleri dost edinmeyin. Eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının.

Maide 5:102قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce gelen

قَدْ سَاَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ اَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ

ḳad seelehā ḳavmun min ḳablikum ṧumme eSbeHū bihā kāfirīne

Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.

A'raf 7:38قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce

قَالَ ادْخُلُوا فِي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَا حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ

ḳāle dḣulū fī umemin ḳad ḣalet min ḳablikum mine l-cinni ve l-insi fī n-nāri kullemā deḣalet ummetun leǎnet uḣtehā Hattā iƶā ddārakū fīhā cemīǎn ḳālet uḣrāhum li ūlāhum rabbenā hā'ulā'i eDellūnā fe ātihim ǎƶāben Diǎ'fen mine n-nāri ḳāle li kullin Diǎ'fun ve lākin lā teǎ'lemūne

Allah, şöyle der: "Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin." Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lanet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, "Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver" derler. Allah, der ki: "Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz."

Tevbe 9:69قَبْلِكُمْḳablikumsizden öncekiler

كَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَاَكْثَرَ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًا فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذِي خَاضُوا اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

ke(e)lleƶīne min ḳablikum kānū eşedde minkum ḳuvveten ve ekṧera emvālen ve evlāden fe stemteǔ bi ḣalāḳihim fe stemteǎ'tum bi ḣalāḳikum ke mā stemteǎ (e)lleƶīne min ḳablikum bi ḣalāḳihim ve ḣuDtum ke elleƶī ḣāDū ulāike HabiTat eǎ'māluhum fī d-dunyā ve l-āḣirati ve ulāike humu l-ḣāsirūne

(Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

Tevbe 9:69قَبْلِكُمْḳablikumsizden öncekilerin

كَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَاَكْثَرَ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًا فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذِي خَاضُوا اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

ke(e)lleƶīne min ḳablikum kānū eşedde minkum ḳuvveten ve ekṧera emvālen ve evlāden fe stemteǔ bi ḣalāḳihim fe stemteǎ'tum bi ḣalāḳikum ke mā stemteǎ (e)lleƶīne min ḳablikum bi ḣalāḳihim ve ḣuDtum ke elleƶī ḣāDū ulāike HabiTat eǎ'māluhum fī d-dunyā ve l-āḣirati ve ulāike humu l-ḣāsirūne

(Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

Yunus 10:13قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ

ve leḳad ehleknā l-ḳurūne min ḳablikum lemmā Zelemū ve cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti ve mā kānū li yu'minū ke ƶālike neczī l-ḳavme l-mucrimīne

Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helak ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.

Hud 11:116قَبْلِكُمْḳablikumsizden önceki

فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَلِيلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا اُتْرِفُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ

fe levlā kāne mine l-ḳurūni min ḳablikum ūlū beḳiyyetin yenhevne ǎni l-fesādi fī l-erDi illā ḳalīlen mimmen enceynā minhum ve ttebeǎ (e)lleƶīne Zelemū mā utrifū fīhi ve kānū mucrimīne

Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkar kimseler oldular.

İbrahim 14:9قَبْلِكُمْḳablikumsizden öncekilerin

اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُ۬ا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوا اَيْدِيَهُمْ فِي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِهِ وَاِنَّا لَفِي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَا اِلَيْهِ مُرِيبٍ

e lem ye'tikum nebeu (e)lleƶīne min ḳablikum ḳavmi nūHin ve ǎādin ve ṧemūde ve(e)lleƶīne min beǎ'dihim lā yeǎ'lemuhum illā (a)llahu cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti fe raddū eydiyehum fī efvāhihim ve ḳālū innā kefernā bimā ursiltum bihi ve innā le fī şekkin mimmā ted'ǔnenā ileyhi murībin

Sizden önceki Nuh, Ad, ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah'tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, "Biz sizinle gönderileni inkar ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz" dediler.

Nur 24:34قَبْلِكُمْḳablikumsizden önce

وَلَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ

ve leḳad enzelnā ileykum āyātin mubeyyinātin ve meṧelen mine (e)lleƶīne ḣalev min ḳablikum ve mev'ǐZeten li l-mutteḳīne

Andolsun, biz size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik.

Ankebut 29:18قَبْلِكُمْḳablikumsizden önceki

وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

ve in tukeƶƶibū fe ḳad keƶƶebe umemun min ḳablikum ve mā ǎlā r-rasūli illā l-belāğu l-mubīnu

"Eğer siz yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen apaçık tebliğden başka bir şey değildir."

قَبْلِهِ17 kez

Bakara 2:198قَبْلِهِḳablihiO'ndan önce

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّٓالِّينَ

leyse ǎleykum cunāHun en tebteğū feDlen min rabbikum fe iƶā efeDtum min ǎrafātin fe ƶkurū (a)llahe ǐnde l-meş'ǎri l-Harāmi ve ƶkurūhu ke mā hedākum ve in kuntum min ḳablihi le mine D-Dāllīne

(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife'ye) akın ettiğinizde, Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.

Al-i İmran 3:144قَبْلِهِḳablihiondan önce de

وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔا وَسَيَجْزِي اللّٰهُ الشَّاكِرِينَ

ve mā muHammedun illā rasūlun ḳad ḣalet min ḳablihi r-rusulu e fe in māte ev ḳutile nḳalebtum ǎlā eǎ'ḳābikum ve men yenḳalib ǎlā ǎḳibeyhi fe len yeDurra (a)llahe şey'en ve se yeczī (a)llahu ş-şākirīne

Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.

Maide 5:75قَبْلِهِḳablihiondan önce de

مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ اِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَاُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ اُنْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ

mā l-mesīHu bnu meryeme illā rasūlun ḳad ḣalet min ḳablihi r-rusulu ve ummuhu Siddīḳatun kānā ye'kulāni T-Taǎāme unZur keyfe nubeyyinu lehumu l-āyāti ṧumme unZur ennā yu'fekūne

Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilah olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.

Yunus 10:16قَبْلِهِḳablihidaha önce

قُلْ لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَا اَدْرٰيكُمْ بِهِ فَقَدْ لَبِثْتُ فِيكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِهِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ḳul lev şā'e (a)llahu mā televtuhu ǎleykum ve lā edrākum bihi fe ḳad lebiṧtu fīkum ǔmuran min ḳablihi e fe lā teǎ'ḳilūne

De ki: "Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur'an'ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?"

Hud 11:17قَبْلِهِḳablihiondan önce

اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةً اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ

e fe men kāne ǎlā beyyinetin min rabbihi ve yetlūhu şāhidun minhu ve min ḳablihi kitābu mūsā imāmen ve raHmeten ulāike yu'minūne bihi ve men yekfur bihi mine l-eHzābi fe n-nāru mev'ǐduhu fe lā teku fī miryetin minhu innehu l-Haḳḳu min rabbike ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yu'minūne

Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur'an) ve bir de ondan (Kur'an'dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Musa'nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir. İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkar ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.

Yusuf 12:3قَبْلِهِḳablihiondan önce

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ

neHnu neḳuSSu ǎleyke eHsene l-ḳaSaSi bimā evHaynā ileyke hāƶā l-ḳurāne ve in kunte min ḳablihi le mine l-ğāfilīne

Sana bu Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.

İsra 17:107قَبْلِهِḳablihidaha önce

قُلْ اٰمِنُوا بِهِ اَوْ لَا تُؤْمِنُوا اِنَّ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهِ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّدًا

ḳul āminū bihi ev lā tu'minū inne (e)lleƶīne ūtū l-ǐlme min ḳablihi iƶā yutlā ǎleyhim yeḣirrūne li l-eƶḳāni succeden

De ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur'an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar."

Ta-Ha 20:134قَبْلِهِḳablihiondan önce

وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى

ve lev ennā ehleknāhum bi ǎƶābin min ḳablihi le ḳālū rabbenā levlā erselte ileynā rasūlen fe nettebiǎ āyātike min ḳabli en neƶille ve neḣzā

Eğer biz onları o Kur'an'dan önce bir azap ile helak etseydik mutlaka, "Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık" derlerdi.

Kasas 28:52قَبْلِهِḳablihibundan önce

اَلَّذِينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِهِ هُمْ بِهِ يُؤْمِنُونَ

(e)lleƶīne āteynāhumu l-kitābe min ḳablihi hum bihi yu'minūne

Bu Kur'an'dan önce kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, işte onlar ona da inanırlar.

Kasas 28:53قَبْلِهِḳablihiondan önce de

وَاِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ قَالُوا اٰمَنَّا بِهِ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّنَا اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلِهِ مُسْلِمِينَ

ve iƶā yutlā ǎleyhim ḳālū āmennā bihi innehu l-Haḳḳu min rabbinā innā kunnā min ḳablihi muslimīne

Kur'an kendilerine okunduğu zaman, "Ona inandık, şüphesiz o Rabbimizden gelen gerçektir. Şüphesiz biz ondan önce de müslümandık" derler.

Kasas 28:78قَبْلِهِḳablihikendisinden önceki

قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدِي اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهِ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًا وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ

ḳāle innemā ūtītuhu ǎlā ǐlmin ǐndī e ve lem yeǎ'lem enne (a)llahe ḳad ehleke min ḳablihi mine l-ḳurūni men huve eşeddu minhu ḳuvveten ve ekṧeru cem'ǎn ve lā yuselu ǎn ƶunūbihimu l-mucrimūne

Karun, "Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir" dedi. O, Allah'ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).

Ankebut 29:48قَبْلِهِḳablihibundan önce

وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ اِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ

ve mā kunte tetlū min ḳablihi min kitābin ve lā teḣuTTuhu bi yemīnike iƶen le ārtābe l-mubTilūne

Sen şu Kur'an'dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi.

Rum 30:49قَبْلِهِḳablihiönce

وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمُبْلِسِينَ

ve in kānū min ḳabli en yunezzele ǎleyhim min ḳablihi le mublisīne

Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.

Zuhruf 43:21قَبْلِهِḳablihibundan önce

اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِهِ فَهُمْ بِهِ مُسْتَمْسِكُونَ

em āteynāhum kitāben min ḳablihi fe hum bihi mustemsikūne

Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?

Ahkaf 46:12قَبْلِهِḳablihiondan önce

وَمِنْ قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةً وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِيًّا لِيُنْذِرَ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِنِينَ

ve min ḳablihi kitābu mūsā imāmen ve raHmeten ve hāƶā kitābun muSaddiḳun lisānen ǎrabiyyen li yunƶira (e)lleƶīne Zelemū ve buşrā li l-muHsinīne

Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır.

Hadid 57:13قِبَلِهِḳibelihiyönünde

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُ

yevme yeḳūlu l-munāfiḳūne ve l-munāfiḳātu li(e)lleƶīne āmenū nZurūnā neḳtebis min nūrikum ḳīle rciǔ verā'ekum fe ltemisū nūran fe Duribe beynehum bi sūrin lehu bābun bāTinuhu fīhi r-raHmetu ve Zāhiruhu min ḳibelihi l-ǎƶābu

Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, "Bize bakın ki sizin ışığınızdan biz de aydınlanalım" diyecekleri gün kendilerine, "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayın" denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır.

Hakka 69:9قَبْلَهُḳablehuondan önceki

وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ

ve cā'e fir'ǎvnu ve men ḳablehu ve l-mu'tefikātu bi l-ḣāTieti

Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lut kavmi) hep o suçu işlediler.

يُقْبَلُ6 kez

Bakara 2:48يُقْبَلُyuḳbelukabul edilmez

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

ve tteḳū yevmen lā teczī nefsun ǎn nefsin şey'en ve lā yuḳbelu minhā şefāǎtun ve lā yu'ḣaƶu minhā ǎdlun ve lā hum yunSarūne

Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.

Bakara 2:123يُقْبَلُyuḳbeluve kabul edilmez

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

ve tteḳū yevmen lā teczī nefsun ǎn nefsin şey'en ve lā yuḳbelu minhā ǎdlun ve lā tenfeǔhā şefāǎtun ve lā hum yunSarūne

Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının.

Al-i İmran 3:85يُقْبَلَyuḳbele(o din) kabul edilmeyecek

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

ve men yebteği ğayra l-islāmi dīnen fe len yuḳbele minhu ve huve fī l-āḣirati mine l-ḣāsirīne

Kim İslam'dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.

Al-i İmran 3:91يُقْبَلَyuḳbelekabul edilmeyecektir

اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدٰى بِهِ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ

inne (e)lleƶīne keferū ve mātū ve hum kuffārun fe len yuḳbele min eHadihim mil'u l-erDi ƶeheben ve levi ftedā bihi ulāike lehum ǎƶābun elīmun ve mā lehum min nāSirīne

Şüphesiz inkar edip kafir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

Tevbe 9:104يَقْبَلُyeḳbelukabul eden

اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

e lem yeǎ'lemū enne (a)llahe huve yeḳbelu t-tevbete ǎn ǐbādihi ve ye'ḣuƶu S-Sadeḳāti ve enne (a)llahe huve t-tevvābu r-raHīmu

Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi?

Şura 42:25يَقْبَلُyeḳbelukabul eder

وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ

ve huve elleƶī yeḳbelu t-tevbete ǎn ǐbādihi ve yeǎ'fū ǎni s-seyyiāti ve yeǎ'lemu mā tef'ǎlūne

O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.

تَقَبَّلْ4 kez

Bakara 2:127تَقَبَّلْteḳabbelkabul buyur

وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve iƶ yerfeǔ ibrāhīmu l-ḳavāǐde mine l-beyti ve ismāǐylu rabbenā teḳabbel minnā inneke ente s-semīǔ l-ǎlīmu

Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kabe'nin) temellerini yükseltiyor, "Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" diyorlardı.

Al-i İmran 3:90تُقْبَلَtuḳbelekabul edilmeyecektir

اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بَعْدَ اِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّالُّونَ

inne (e)lleƶīne keferū beǎ'de īmānihim ṧumme zdādū kufran len tuḳbele tevbetuhum ve ulāike humu D-Dāllūne

Şüphesiz iman ettikten sonra inkar eden, sonra da inkarda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.

Maide 5:36تُقُبِّلَtuḳubbilekabul edilmez

اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

inne (e)lleƶīne keferū lev enne lehum mā fī l-erDi cemīǎn ve miṧlehu meǎhu li yeftedū bihi min ǎƶābi yevmi l-ḳiyāmeti mā tuḳubbile minhum ve lehum ǎƶābun elīmun

Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kafirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.

Tevbe 9:54تُقْبَلَtuḳbelekabul edilmesine

وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلَّٓا اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِهِ وَلَا يَأْتُونَ الصَّلٰوةَ اِلَّا وَهُمْ كُسَالٰى وَلَا يُنْفِقُونَ اِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ

ve mā meneǎhum en tuḳbele minhum nefeḳātuhum illā ennehum keferū bi(a)llahi ve bi rasūlihi ve lā ye'tūne S-Salāte illā ve hum kusālā ve lā yunfiḳūne illā ve hum kārihūne

Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah'ı ve Resulünü inkar etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.

مُتَقَابِلِينَ4 kez

Hicr 15:47مُتَقَابِلِينَmuteḳābilīnekarşı karşıya otururlar

وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ

ve nezeǎ'nā mā fī Sudūrihim min ğillin iḣvānen ǎlā sururin muteḳābilīne

Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.

Saffat 37:44مُتَقَابِلِينَmuteḳābilīnekarşılıklı otururlar

عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ

ǎlā sururin muteḳābilīne

Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

Duhan 44:53مُتَقَابِلِينَmuteḳābilīnekarşılıklı otururlar

يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ

yelbesūne min sundusin ve istebraḳin muteḳābilīne

İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.

Vakıa 56:16مُتَقَابِلِينَmuteḳābilīnekarşılıklı

مُتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ

muttekiīne ǎleyhā muteḳābilīne

(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

قِبْلَةً3 kez

Bakara 2:144قِبْلَةًḳibletenbir kıbleye

قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ وَاِنَّ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

ḳad nerā teḳallube vechike fī s-semāi fe le nuvelliyenneke ḳibleten terDāhā fe velli vecheke şeTra l-mescidi l-Harāmi ve Hayṧu mā kuntum fe vellū vucūhekum şeTrahu ve inne (e)lleƶīne ūtū l-kitābe le yeǎ'lemūne ennehu l-Haḳḳu min rabbihim ve mā (a)llahu bi ğāfilin ǎmmā yeǎ'melūne

(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.

Bakara 2:145قِبْلَةَḳibletekıblesine

وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ

ve le in eteyte (e)lleƶīne ūtū l-kitābe bi kulli āyetin mā tebiǔ ḳibleteke ve mā ente bi tābiǐn ḳibletehum ve mā beǎ'Duhum bi tābiǐn ḳiblete beǎ'Din ve le ini ttebeǎ'te ehvā'ehum min beǎ'di mā cā'eke mine l-ǐlmi inneke iƶen le mine Z-Zālimīne

Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.

Yunus 10:87قِبْلَةًḳibletenkıble

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخِيهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

ve evHaynā ilā mūsā ve eḣīhi en tebevvā li ḳavmikumā bi miSra buyūten ve c'ǎlū buyūtekum ḳibleten ve eḳīmū S-Salāte ve beşşiri l-mu'minīne

Musa'ya ve kardeşine, "Kavminiz için Mısır'da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri müjdele" diye vahyettik.

قَبْلِي3 kez

Al-i İmran 3:183قَبْلِيḳablībenden önce

اَلَّذِينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

(e)lleƶīne ḳālū inne (a)llahe ǎhide ileynā ellā nu'mine li rasūlin Hattā ye'tiyenā bi ḳurbānin te'kuluhu n-nāru ḳul ḳad cā'ekum rusulun min ḳablī bi l-beyyināti ve bi elleƶī ḳultum fe li me ḳateltumūhum in kuntum Sādiḳīne

Onlar, "Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti" dediler. De ki: "Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?"

Enbiya 21:24قَبْلِيḳablībenden öncekilerin

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اٰلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ

emi tteḣaƶū min dūnihi āliheten ḳul hātū burhānekum hāƶā ƶikru men meǐye ve ƶikru men ḳablī bel ekṧeruhum lā yeǎ'lemūne l-Haḳḳa fe hum muǎ'riDūne

Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilah olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler."

Ahkaf 46:17قَبْلِيḳablībenden önce

وَالَّذِي قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَا اَتَعِدَانِنِٓي اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلِي وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْۗ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

ve elleƶī ḳāle li vālideyhi uffin le kumā e teǐdāninī en uḣrace ve ḳad ḣaleti l-ḳurūnu min ḳablī ve humā yesteğīṧāni (a)llahe veyleke āmin inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe yeḳūlu mā hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

Anne ve babasına, "Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, onlar Allah'a sığınarak, "Yazıklar olsun sana! İman et, Allah'ın va'di gerçektir" diyorlar, o da, "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyordu.

يُتَقَبَّلْ3 kez

Maide 5:27يُتَقَبَّلْyuteḳabbelkabul edilmemişti

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ

ve tlu ǎleyhim nebee bney ādeme bi l-Haḳḳi iƶ ḳarrabā ḳurbānen fe tuḳubbile min eHadihimā ve lem yuteḳabbel mine l-āḣari ḳāle le eḳtulenneke ḳāle innemā yeteḳabbelu (a)llahu mine l-mutteḳīne

(Ey Muhammed!) Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti.

Maide 5:27يَتَقَبَّلُyeteḳabbelukabul eder

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ

ve tlu ǎleyhim nebee bney ādeme bi l-Haḳḳi iƶ ḳarrabā ḳurbānen fe tuḳubbile min eHadihimā ve lem yuteḳabbel mine l-āḣari ḳāle le eḳtulenneke ḳāle innemā yeteḳabbelu (a)llahu mine l-mutteḳīne

(Ey Muhammed!) Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti.

Tevbe 9:53يُتَقَبَّلَyuteḳabbelekabul edilmeyecektir

قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْ اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْمًا فَاسِقِينَ

ḳul enfiḳū Tav'ǎn ev kerhen len yuteḳabbele minkum innekum kuntum ḳavmen fāsiḳīne

Yine de ki: "İster gönüllü, ister gönülsüz olarak harcayın, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz."

قِبْلَتِهِمُ2 kez

Bakara 2:142قِبْلَتِهِمُḳibletihimukıbleleri-

سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلّٰيهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

se yeḳūlu s-sufehā'u mine n-nāsi mā vellāhum ǎn ḳibletihimu lletī kānū ǎleyhā ḳul li (a)llahi l-meşriḳu ve l-meğribu yehdī men yeşā'u ilā SirāTin musteḳīmin

Birtakım kendini bilmez insanlar, "Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, Batı da Allah'ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir."

Bakara 2:145قِبْلَتَهُمْḳibletehumonların kıblesine

وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ

ve le in eteyte (e)lleƶīne ūtū l-kitābe bi kulli āyetin mā tebiǔ ḳibleteke ve mā ente bi tābiǐn ḳibletehum ve mā beǎ'Duhum bi tābiǐn ḳiblete beǎ'Din ve le ini ttebeǎ'te ehvā'ehum min beǎ'di mā cā'eke mine l-ǐlmi inneke iƶen le mine Z-Zālimīne

Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.

قَبْلِنَا2 kez

Bakara 2:286قَبْلِنَاḳablinābizden öncekilerin

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا اِنْ نَسِينَا اَوْ اَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

lā yukellifu (a)llahu nefsen illā vus'ǎhā lehā mā kesebet ve ǎleyhā mā ktesebet rabbenā lā tu'āḣiƶnā in nesīnā ev eḣTa'nā rabbenā ve lā teHmil ǎleynā iSran ke mā Hameltehu ǎlā (e)lleƶīne min ḳablinā rabbenā ve lā tuHammilnā mā lā Tāḳate lenā bihi ve ǎ'fu ǎnnā ve ğfir lenā ve rHamnā ente mevlānā fe nSurnā ǎlā l-ḳavmi l-kāfirīne

Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et."

En'am 6:156قَبْلِنَاḳablinābizden önceki

اَنْ تَقُولُوا اِنَّمَٓا اُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلٰى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَاِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ

en teḳūlū innemā unzile l-kitābu ǎlā Tāifeteyni min ḳablinā ve in kunnā ǎn dirāsetihim le ğāfilīne

(156-157) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik" demeyesiniz, yahut, "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz, diye bu Kur'an'ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları ayetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.

فَتَقَبَّلْ2 kez

Al-i İmran 3:35فَتَقَبَّلْfe teḳabbelkabul buyur

اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

iƶ ḳāleti mraetu ǐmrāne rabbi innī neƶertu leke mā fī beTnī muHarraran fe teḳabbel minnī inneke ente s-semīǔ l-ǎlīmu

Hani, İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti.

Maide 5:27فَتُقُبِّلَfe tuḳubbilekabul edilmiş

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ

ve tlu ǎleyhim nebee bney ādeme bi l-Haḳḳi iƶ ḳarrabā ḳurbānen fe tuḳubbile min eHadihimā ve lem yuteḳabbel mine l-āḣari ḳāle le eḳtulenneke ḳāle innemā yeteḳabbelu (a)llahu mine l-mutteḳīne

(Ey Muhammed!) Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti.

قُبُلًا2 kez

En'am 6:111قُبُلًاḳubulenkarşılarına

وَلَوْ اَنَّنَا نَزَّلْنَا اِلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتٰى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ

ve lev ennenā nezzelnā ileyhimu l-melāikete ve kellemehumu l-mevtā ve Haşernā ǎleyhim kulle şey'in ḳubulen mā kānū li yu'minū illā en yeşā'e (a)llahu ve lākinne ekṧerahum yechelūne

Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.

Kehf 18:55قُبُلًاḳubulenaçıkça

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُوا اِذْ جَاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّلِينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلًا

ve mā meneǎ n-nāse en yu'minū iƶ cā'ehumu l-hudā ve yesteğfirū rabbehum illā en te'tiyehum sunnetu l-evvelīne ev ye'tiyehumu l-ǎƶābu ḳubulen

İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab'lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.

قَبْلِهَا2 kez

Ra'd 13:30قَبْلِهَاḳablihākendilerinden önce

كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ فِي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِ قُلْ هُوَ رَبِّي لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ

ke ƶālike erselnāke fī ummetin ḳad ḣalet min ḳablihā umemun li tetluve ǎleyhimu elleƶī evHaynā ileyke ve hum yekfurūne bi r-raHmāni ḳul huve rabbī lā ilāhe illā huve ǎleyhi tevekkeltu ve ileyhi metābi

(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahman'ı inkar ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: "O, benim Rabbimdir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben yalnız O'na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O'nadır."

Neml 27:42قَبْلِهَاḳablihādaha önce

فَلَمَّا جَاءَتْ قِيلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَ وَاُو۫تِينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ

fe lemmā cā'et ḳīle e hākeƶā ǎrşuki ḳālet keennehu huve ve ūtīnā l-ǐlme min ḳablihā ve kunnā muslimīne

Belkıs gelince, "Senin tahtın böyle mi?" denildi. O da, "Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik" dedi.

وَقَبْلَ2 kez

Ta-Ha 20:130وَقَبْلَve ḳableve önce

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى

fe Sbir ǎlā mā yeḳūlūne ve sebbiH bi Hamdi rabbike ḳable Tulūǐ ş-şemsi ve ḳable ğurūbihā ve min ānā'i l-leyli fe sebbiH ve eTrāfe n-nehāri leǎlleke terDā

O halde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.

Kaf 50:39وَقَبْلَve ḳableve önce

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ

fe Sbir ǎlā mā yeḳūlūne ve sebbiH bi Hamdi rabbike ḳable Tulūǐ ş-şemsi ve ḳable l-ğurūbi

O halde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.

وَاَقْبَلَ2 kez

Saffat 37:27وَاَقْبَلَve eḳbeleve döner

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

ve eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetesā'elūne

Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

Tur 52:25وَاَقْبَلَve eḳbeleve dönmüş(ler)

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

ve eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetesā'elūne

Birbirlerine dönüp ("Ne iyilik yaptınız da bu nimetlere ulaştınız?" diye) sorarlar.

فَاَقْبَلَ2 kez

Saffat 37:50فَاَقْبَلَfe eḳbeledönmüş

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

fe eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetesā'elūne

Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

Kalem 68:30فَاَقْبَلَfe eḳbeledönüp başladılar

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ

fe eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetelāvemūne

Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.

الْقِبْلَةَ1 kez

Bakara 2:143الْقِبْلَةَl-ḳibletebir kıble

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنْتَ عَلَيْهَا اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَاِنْ كَانَتْ لَكَبِيرَةً اِلَّا عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّٰهُ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضِيعَ اِيمَانَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ

ve ke ƶālike ceǎlnākum ummeten veseTen li tekūnū şuhedā'e ǎlā n-nāsi ve yekūne r-rasūlu ǎleykum şehīden ve mā ceǎlnā l-ḳiblete lletī kunte ǎleyhā illā li neǎ'leme men yettebiǔ r-rasūle mimmen yenḳalibu ǎlā ǎḳibeyhi ve in kānet le kebīraten illā ǎlā (e)lleƶīne hedā (a)llahu ve mā kāne (a)llahu li yuDiyǎ īmānekum inne (a)llahe bi n-nāsi le ra'ūfun raHīmun

Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

قِبْلَتَكَ1 kez

Bakara 2:145قِبْلَتَكَḳibletekesenin kıblene

وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ

ve le in eteyte (e)lleƶīne ūtū l-kitābe bi kulli āyetin mā tebiǔ ḳibleteke ve mā ente bi tābiǐn ḳibletehum ve mā beǎ'Duhum bi tābiǐn ḳiblete beǎ'Din ve le ini ttebeǎ'te ehvā'ehum min beǎ'di mā cā'eke mine l-ǐlmi inneke iƶen le mine Z-Zālimīne

Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.

فَتَقَبَّلَهَا1 kez

Al-i İmran 3:37فَتَقَبَّلَهَاfe teḳabbelehākabul buyurdu onu

فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَاَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًا قَالَ يَامَرْيَمُ اَنّٰى لَكِ هٰذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

fe teḳabbelehā rabbuhā bi ḳabūlin Hasenin ve enbetehā nebāten Hasenen ve keffelehā zekeriyyā kullemā deḣale ǎleyhā zekeriyyā l-miHrābe vecede ǐndehā rizḳan ḳāle yā meryemu ennā le ki hāƶā ḳālet huve min ǐndi (a)llahi inne (a)llahe yerzuḳu men yeşā'u bi ğayri Hisābin

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

بِقَبُولٍ1 kez

Al-i İmran 3:37بِقَبُولٍbi ḳabūlinkabulle (şekilde)

فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَاَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًا قَالَ يَامَرْيَمُ اَنّٰى لَكِ هٰذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

fe teḳabbelehā rabbuhā bi ḳabūlin Hasenin ve enbetehā nebāten Hasenen ve keffelehā zekeriyyā kullemā deḣale ǎleyhā zekeriyyā l-miHrābe vecede ǐndehā rizḳan ḳāle yā meryemu ennā le ki hāƶā ḳālet huve min ǐndi (a)llahi inne (a)llahe yerzuḳu men yeşā'u bi ğayri Hisābin

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

وَقَبِيلُهُ1 kez

A'raf 7:27وَقَبِيلُهُve ḳabīluhuve kabilesi

يَابَنِي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَا اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ

yā benī ādeme lā yeftinennekumu ş-şeyTānu ke mā eḣrace ebeveykum mine l-cenneti yenziǔ ǎnhumā libāsehumā li yuriyehumā sev'ātihimā innehu yerākum huve ve ḳabīluhu min Hayṧu lā teravnehum innā ceǎlnā ş-şeyāTīne evliyā'e li(e)lleƶīne lā yu'minūne

Ey Ademoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.

وَاَقْبَلُوا1 kez

Yusuf 12:71وَاَقْبَلُواve eḳbelūdönerek

قَالُوا وَاَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ

ḳālū ve eḳbelū ǎleyhim māƶā tefḳidūne

Yusuf'un kardeşleri onlara dönerek, "Ne yitirdiniz?" dediler.

اَقْبَلْنَا1 kez

Yusuf 12:82اَقْبَلْنَاeḳbelnāgeldiğimiz

وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيرَ الَّتِي اَقْبَلْنَا فِيهَا وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

ve seli l-ḳaryete lletī kunnā fīhā ve l-ǐyra lletī eḳbelnā fīhā ve innā le Sādiḳūne

"Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."

وَتَقَبَّلْ1 kez

İbrahim 14:40وَتَقَبَّلْve teḳabbelkabul buyur

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

rabbi c'ǎlnī muḳīme S-Salāti ve min ƶurrīyetī rabbenā ve teḳabbel duǎā'i

"Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle."

قَبِيلًا1 kez

İsra 17:92قَبِيلًاḳabīlenkarşımıza

اَوْ تُسْقِطَ السَّمَاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَبِيلًا

ev tusḳiTa s-semāe ke mā zeǎmte ǎleynā kisefen ev te'tiye bi(a)llahi ve l-melāiketi ḳabīlen

(90-93) Dediler ki: "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim."

تَقْبَلُوا1 kez

Nur 24:4تَقْبَلُواteḳbelūkabul etmeyin

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَدًا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

ve(e)lleƶīne yermūne l-muHSanāti ṧumme lem ye'tū bi erbeǎti şuhedā'e fe clidūhum ṧemānīne celdeten ve lā teḳbelū lehum şehādeten ebeden ve ulāike humu l-fāsiḳūne

Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fasık kimselerdir.

اَقْبِلْ1 kez

Kasas 28:31اَقْبِلْeḳbildön

وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَىٰ اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِنِينَ

ve en elḳi ǎSāke fe lemmā rāhā tehtezzu keennehā cānnun vellā mudbiran ve lem yuǎḳḳib yā mūsā eḳbil ve lā teḣaf inneke mine l-āminīne

"Değneğini (yere) at." (Musa, değneğini attı). Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Bu sefer şöyle seslenildi:) "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın."

فَاَقْبَلُٓوا1 kez

Saffat 37:94فَاَقْبَلُٓواfe eḳbelūhemen gittiler

فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ

fe eḳbelū ileyhi yeziffūne

Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

وَقَابِلِ1 kez

Mü'min 40:3وَقَابِلِve ḳābilive kabul edendir

غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ اِلَيْهِ الْمَصِيرُ

ğāfiri ƶ-ƶenbi ve ḳābili t-tevbi şedīdi l-ǐḳābi ƶī T-Tavli lā ilāhe illā huve ileyhi l-meSīru

(2-3) Bu kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O'nadır.

نَتَقَبَّلُ1 kez

Ahkaf 46:16نَتَقَبَّلُneteḳabbelukabul ederiz

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّـَٔاتِهِمْ فِي اَصْحَابِ الْجَنَّةِ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ

ulāike (e)lleƶīne neteḳabbelu ǎnhum eHsene mā ǎmilū ve netecāvezu ǎn seyyiātihim fī eSHābi l-cenneti veǎ'de S-Sidḳi elleƶī kānū yūǎdūne

İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va'ddir.

مُسْتَقْبِلَ1 kez

Ahkaf 46:24مُسْتَقْبِلَmusteḳbileyönelerek geldiğini

فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهِ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ اَلِيمٌ

fe lemmā raevhu ǎāriDan musteḳbile evdiyetihim ḳālū hāƶā ǎāriDun mumTirunā bel huve mā steǎ'celtum bihi rīHun fīhā ǎƶābun elīmun

O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Hud, "Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır" dedi.

وَقَبَائِلَ1 kez

Hucurat 49:13وَقَبَائِلَve ḳabāileve kabilelere

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

yā eyyuhā n-nāsu innā ḣaleḳnākum min ƶekerin ve unṧā ve ceǎlnākum şuǔben ve ḳabāile li teǎārafū inne ekramekum ǐnde (a)llahi etḳākum inne (a)llahe ǎlīmun ḣabīrun

Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.

فَاَقْبَلَتِ1 kez

Zariyat 51:29فَاَقْبَلَتِfe eḳbeletisonra geldi

فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

fe eḳbeleti mraetuhu fī Sarratin fe Sakket vechehā ve ḳālet ǎcūzun ǎḳīmun

Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. "Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)" dedi.