(156-157) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik" demeyesiniz, yahut, "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz, diye bu Kur'an'ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları ayetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.

اَنْ تَقُولُوا اِنَّمَٓا اُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلٰى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَاِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ اَوْ تَقُولُوا لَوْ اَنَّٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا اَهْدٰى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ اٰيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِفُونَ

en teḳūlū innemā unzile l-kitābu ǎlā Tāifeteyni min ḳablinā ve in kunnā ǎn dirāsetihim le ğāfilīne / ev teḳūlū lev ennā unzile ǎleynā l-kitābu le kunnā ehdā minhum fe ḳad cā'ekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve raHmetun fe men eZlemu mimmen keƶƶebe bi āyāti (a)llahi ve Sadefe ǎnhā se neczī (e)lleƶīne yeSdifūne ǎn āyātinā sū'e l-ǎƶābi bimā kānū yeSdifūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اَنْen
2تَقُولُواteḳūlūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledemeyesiniz
3اِنَّمَٓاinnemāyalnız
4اُنْزِلَunzileن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.indirildi
5الْكِتَابُl-kitābuك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvetKitap
6عَلٰىǎlāüzerine
7طَائِفَتَيْنِTāifeteyniط و فGitme/yürüme eylemi, etrafta gezinme, dolaşma, seyahat etme, ona gelme, üzerine gelme, ziyaret, yaklaşma, yakınına gelme, sıkça etrafında dönme, kuşatmaiki topluluk
8مِنْmin
9قَبْلِنَاḳablināق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmekbizden önceki
10وَاِنْve in
11كُنَّاkunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinbiz ise idik
12عَنْǎn
13دِرَاسَتِهِمْdirāsetihimد ر سÇalışmak, okumak, dikkatle okumak, kaybolmak (iz), silmek, ortadan kaldırmak, öğretmekonların okumasından
14لَغَافِلِينَle ğāfilīneغ ف لDikkatsiz, unutkan, ihmalkar, gafil, kasıtlı olarak ihmal eden veya bırakan veya uzaklaşanhabersiz
1اَوْevyahut
2تَقُولُواteḳūlūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledemeyesiniz
3لَوْleveğer
4اَنَّٓاennāşüphesiz ki
5اُنْزِلَunzileن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.indirilseydi
6عَلَيْنَاǎleynābize
7الْكِتَابُl-kitābuك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvetKitap
8لَكُنَّاle kunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinbiz olurduk
9اَهْدٰىehdāه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.daha doğru yolda
10مِنْهُمْminhumonlardan
11فَقَدْfe ḳadişte
12جَاءَكُمْcā'ekumج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almaksize de geldi
13بَيِّنَةٌbeyyinetunب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinaçık delil
14مِنْmin-den
15رَبِّكُمْrabbikumر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbiniz-
16وَهُدًىve hudenه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.ve hidayet
17وَرَحْمَةٌve raHmetunر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.ve rahmet
18فَمَنْfe menkim olabilir?
19اَظْلَمُeZlemuظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakdaha zalim
20مِمَّنْmimmenkimseden
21كَذَّبَkeƶƶebeك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.yalanlayıp
22بِاٰيَاتِbi āyātiا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.ayetlerini
23اللّٰهِ(a)llahiAllah'ın
24وَصَدَفَve Sadefeص د فUzaklaşmak, yan tarafa çekilmek, engellemek, önlemek, yasaklamak, men etmek. Sadaf - bariyer, engel, tıkanıklık, engel, kısıtlama, önleme, kesinti, sınırlama, yasaklama, kontrol, dağın dik yamacı.ve yüz çeviren
25عَنْهَاǎnhāonlardan
26سَنَجْزِيse neczīج ز يTatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmekcezalandıracağız
27الَّذِينَ(e)lleƶīnekimseleri
28يَصْدِفُونَyeSdifūneص د فUzaklaşmak, yan tarafa çekilmek, engellemek, önlemek, yasaklamak, men etmek. Sadaf - bariyer, engel, tıkanıklık, engel, kısıtlama, önleme, kesinti, sınırlama, yasaklama, kontrol, dağın dik yamacı.yüz çevirenleri
29عَنْǎn-den
30اٰيَاتِنَاāyātināا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.ayetlerimiz-
31سُوءَsū'eس و اeşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmeken kötüsüyle
32الْعَذَابِl-ǎƶābiع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azabın
33بِمَاbimāötürü
34كَانُواkānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
35يَصْدِفُونَyeSdifūneص د فUzaklaşmak, yan tarafa çekilmek, engellemek, önlemek, yasaklamak, men etmek. Sadaf - bariyer, engel, tıkanıklık, engel, kısıtlama, önleme, kesinti, sınırlama, yasaklama, kontrol, dağın dik yamacı.yüz çevirmelerinden

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Hiç şüphe yok ki bizden önce ancak iki tâifeye kitap indirildi ve bizse onu okumaktan âcizdik, bir şey anlamıyorduk demeyesiniz.

Abdulkadir Gölpınarlı

Hiç şüphe yok ki bizden önce ancak iki tâifeye kitap indirildi ve bizse onu okumaktan âcizdik, bir şey anlamıyorduk demeyesiniz.

Adem Uğur

Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik demeyesiniz diye;

Ahmed Hulusi

"BİLGİ, sadece bizden önceki iki taife (Yahudi ve Nasara) üzerine inzal edildi; biz, onların kendilerine geleni okuyup değerlendirmesinden gafildik" demeyesiniz. . .

Ahmet Tekin

'Kitaplar, bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz, onlara öğretilenlerden, o kitabın içindeki hükümlerden habersizdik' diyerek itiraz edememeniz için bu Kur’ân’ı indirdik.

Ahmet Varol

'Kitap yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi ve biz onların okumalarından habersizdik' demeyesiniz.

Ali Bulaç

"Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;

Ali Fikri Yavuz

(Ey Mekke’liler! Siz): “- Bizden önce Yahudî’lerle Hristiyanlara indirilen kitap, konuştuğumuz dilde olmadığından onu okumaktan gafilleriz” derdiniz. Bunu dememeniz (için lisanınız üzere KUR’AN’ı gönderdik.)

Ali Rıza Safa

"Bizden önce yalnızca iki topluluğa Kitap indirildi; onların öğretisinden zaten habersizdik!" dememeniz için.

Bayraktar Bayraklı

- "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik" demeyesiniz,yahut "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye bu kitabı indirdik. İşte size de Rabbinizden açık bir delil, kılavuz ve rahmet geldi. Allah'ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden dolayı azabın en kötüsüyle cezalandıracağız!

Bekir Sadak

(155-15) 7 Bu, indirdigimiz kutsal Kitap'dir, ona uyun. «Bizden once iki topluluga kitap indirildi, bizim onlarin okuduklarindan haberimiz yok» demekten veya «Bize kitab indirilseydi onlardan daha dogru yolda olurduk» demekten sakinin ki merhamet olunasiniz. µphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gsteren ve rahmet olarak gelmi_tir. Allah'Ùn ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yz evirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yz evirenleri, yz evirmelerinden tr, kt bir azabla cezalandÙracaÙz.

Celal Yıldırım

Bizden önce yalnız iki topluluğa (Yahudî ve Nasârâ'ya) kitap indirildi ve biz de onların eğitim ve öğretimlerinden habersiz bulunuyorduk, dememeniz,

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

“Kitap yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz ise onların okuduklarından tamamen habersiziz” demeyesiniz;

Diyanet İşleri

(156-157) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik" demeyesiniz, yahut, "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz, diye bu Kur'an'ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları ayetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.

Diyanet İşleri (eski)

(155-157) Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. 'Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok' demekten veya 'Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk' demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.

Diyanet Vakfi

«Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik» demeyesiniz diye;

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(Onu size indirdik ki:) «Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)» demeyesiniz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve: "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi. Doğrusu biz, onlar gibi okuyup anlamaktan habersiziz." demeyesiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Demiyesiniz ki: Kitab yalnız bizden evvel iki taifeye indirildi ve doğrusu biz onların tedrisatından kat'ıyyen gafil bulunuyoruz

Erhan Aktaş

"Kitap, bizden önce yalnızca iki topluluğa indirildi, biz onların edindikleri bilgiden habersizdik." dememeniz için;

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Kitap, bizden önce yalnızca iki topluluğa indirildi, biz onların edindikleri bilgiden habersizdik." dememeniz için;

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Kitap, bizden önce yalnızca iki gruba indirildi, biz onların edindikleri bilgiden habersizdik." dememeniz için;

Fizilal-il Kuran

Onu size indirdi ki, «Bizden önceki iki ümmete (yahudiler ile hristiyanlara) kitap indirildi ve biz onların okuduklarından habersiz kaldık» diyemeyesiniz.

Gültekin Onan

"Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;

Hamdi Döndüren

“Bizden önce yalnız iki gruba (Yahudilere ve Hristiyanlara) kitap indirilmiştir; bizim dilimizde olmadığı için onları anlamaktan gâfil kaldık.” dememeniz;

Hasan Basri Çantay

(O kitabı indirmemiz) "Bizden evvel kitab yalınız iki taaifeye (Yahudi ve Nasranilere) indirdi, biz ise onların okuduklarından kat'iyyen gaafillerdik" dememeniz için,

Hasib Asutay

Onu size indirdik ki, 'Kitap yalnız bizden önce iki topluluğa (50) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik' demeyesiniz diye; (50. Yahudi ve Hıristiyanlara.)

Hayrat Neşriyat

(Onu indirdik) ki 'Kitab, ancak bizden önce iki tâifeye (yahudilere ve hristiyanlara) indirildi; (biz ise) şübhesiz onların ders yapmalarından (kitablarını okumalarından ve onun hakikatlerinden) de doğrusu habersiz kimselerdik' demeyesiniz!

İbni Kesir

Demeyesiniz ki: Bizden önce kitab, yalnız iki topluluğa indi. Bizim ise onlarınkinden hiç haberimiz yok.

Mehmet Okuyan

“Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hristiyanlara) indirildi. Doğrusu biz onların okumasından habersizdik.” dersiniz diye (Kur’an’ı indirdik).

Muhammed Esed

(Bu kitap, size verildi) ki, "Yalnızca bizden önce yaşamış iki gurup insana ilahi kelam bahşedilmişti ve biz onların öğretilerinden habersizdik!" demeyesiniz;

Mustafa İslamoğlu

(Bir de) "Sadece bizden önce yaşamış iki topluluğa ilahi mesaj indirilmişti ve biz onların öğretilerinden haberdar değildik" demeyesiniz;

Ömer Nasuhi Bilmen

Demeyesiniz ki, «Kitap ancak bizden evvel iki tâifeye indirilmiştir ve biz onların kıraatinden şüphesiz ki gâfiller idik.»

Ömer Öngüt

Bu kitap: “Bizden önceki iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların ne okuduğundan haberimiz yoktu. ” dememeniz için indirildi.

Suat Yıldırım

O kitabı indirmemiz, "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların okuduklarından habersizdik." dememeniz,

Süleyman Ateş

(Onu size indirdik ki) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere, hıristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitapları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.

Süleymaniye Vakfı

Yoksa şöyle derdiniz: "Kitap bizden önceki iki topluluğa indirildi. Biz onların okuduklarından habersiz kaldık."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Yoksa kalkar, "Kitap bizden önceki iki topluluğa indirilmişti. Biz onların okuduklarından habersiz kaldık." diyebilirdiniz.

Şaban Piriş

-Kitap, ancak bizden önceki (Yahudi ve Hıristiyan olan) iki topluluğa indirildi, Biz, onların okuyup, incelemelerinden habersizdik." dersiniz;

Tefhim-ul Kuran

«Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik» dememeniz,

Ümit Şimşek

'Kitap bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz onların derslerinden habersizdik' demeyesiniz diye Biz onu size indirdik.

Yaşar Nuri Öztürk

"Kitap, bizden önce iki topluluğa indirildi. Biz onu okuyup araştırmaktan gerçekten habersizdik." demeyesiniz.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz bunu ona görə nazil etdik ki, siz: “Kitab yalnız bizdən əvvəlki iki tayfaya (yəhudilərə və xaçpərəstlərə) nazil edilmişdir. Biz isə onların oxuduqlarından xəbərsizik”– deməyəsiniz

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Biz onu sizin: ″Bizdən əvvəl kitab ancaq iki tayfaya (yəhudilərə və xaçpərəstlərə) nazil edilmişdir. Biz onların oxuduqlarından xəbərsizik″,- deməməyiniz.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

So werdet ihr nicht sagen können: ʺDas Buch Gottes ist vor uns zwei Gemeinschaften (Juden und Christen) herabgesandt worden, und wir haben keine Möglichkeit, es kennenzulernen.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Damit ihr (nicht) sagt: ʺDie Schrift wurde nur auf zwei Gruppen vor uns herabgesandt, und wir waren gegenüber dem, was sie erlernt haben, wahrlich unachtsam.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

damit ihr nicht sprechet: ʺNur zu zwei Völkern vor uns wurde die Schrift niedergesandt, und wir hatten in der Tat keine Kunde von ihrem Inhaltʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

damit ihr nicht sagt: ʺDie Schrift wurde nur zu zwei Gruppen vor uns hinabgesandt und wir waren deren Studium gegenüber achtlosʺ,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

We have sent it down as the spirit of truth guiding into all truth lest you people render such a reason as to say: "The Book sent down to the people of Mussa and to those of Isa aforetime was expressed in their own tongues, in languages, we were not taught nor did we understand"; an excuse which it shall no longer be possible to justify.

Abdul Haleem

lest you say, ‘Scriptures were only sent down to two communities before us: we were not aware of what they studied,’

Abdullah Yusuf Ali

Lest ye should say: "The Book was sent down to two Peoples before us, and for our part, we remained unacquainted with all that they learned by assiduous study:"

Abul A'la Maududi

(You may no longer) say now that the Book was revealed only to two groups of people before Us and that we had indeed been unaware of what they read.

Aisha Bewley

So you cannot say: ‘The Book was only sent down to the two groups before us and we were ignorant of their studies. ’

Al-Hilali & Khan

Lest you (pagan Arabs) should say: "The Book was sent down only to two sects before us (the Jews and the Christians), and for our part, we were in fact unaware of what they studied."

Ali Quli Qarai

Lest you should say, ‘The Book was sent down only to two communities before us, and we were indeed unaware of their studies,’

Amatul Rahman Omar

(We have revealed this blessed Book) lest you should say, `The Book has only been revealed to two communities (- the Jews and the Christians) before us, and (as for us) we remained unaware of what those (Books) read. '

Arthur John Arberry

lest you should say, 'The Book was sent down only upon two parties before us, and we have indeed been heedless of their study';

Bijan Moeinian

Now [that you have received this Qur'an] you can no longer [come up with any excuse and] say, "The Lord's Book was sent only to the two nations before us (Jews and Christians) and that we were not aware of its teachings. "

E. Henry Palmer

Lest ye say, 'The Book was only sent down to two sects before us; verily, we, for what they read, care naught. '

Edip-Layth

Lest you say, "The book was only sent down to two groups before us, and we were unaware of their study!"

George Sale

Lest ye should say, the scriptures were only sent down unto two people before us; and we neglected to peruse them with attention:

Hamid S. Aziz

Lest you say, "The Book (Scripture) was only sent down to two sects before us; verily, we care naught for (or are unaware of) what they read. "

Mahmoud Ghali

So that you may not say, "Surely the Book was sent down only upon two sections even before us, and decidedly we have indeed been heedless of their study. "

Marmaduke Pickthall

Lest ye should say: The Scripture was revealed only to two sects before us, and we in sooth were unaware of what they read;

Mohamed Ahmed - Samira

Lest you say: "The Book that was sent before was meant only for two groups; we were not aware of their teachings;"

Muhammad Asad

It has been given to you] lest you say, "Only unto two groups of people, [both of them] before our time, has a divine writ been bestowed from on high and we were indeed unaware of their teachings";

Mustafa Khattab

You ˹pagans˺ can no longer say, "Scriptures were only revealed to two groups before us and we were unaware of their teachings."

Progressive Muslims

Lest you Say: "The Scripture was only sent down to two groups before us, and we were unaware of their study!"

Sahih International

[We revealed it] lest you say, "The Scripture was only sent down to two groups before us, but we were of their study unaware,"

Sam Gerrans

Lest you say: “The Writ was but sent down upon two groups before us, and we were of their study unaware,”

Shabbir Ahmed

(It has been given to you) lest you say, "The Scripture was sent down to two groups (Jews and Christians) before our time, and we are unaware what they originally read. "

Syed Vickar Ahamed

In case that you should say: "The Book was sent down to two sects before us, and for our part, we remained unaware with all that they learned by serious study;"

Taqi Usmani

(Had We not sent this book,) you would (have an excuse to) say, "The Book was sent down only upon two groups before us, (i.e. the Jews and the Christians) and we were unaware of what they read."

The Monotheist Group

Lest you say: "The Book was only sent down to two groups before us, and we were unaware of their study!"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

afin que vous ne disiez point: ʺOn nʹa fait descendre le Livre que sur deux peuples avant nous, et nous avons été inattentifs à les étudier.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Me Qur’an ji we re hinart da ku) Hûn nebêjin: Kitêb, tenê ji du taîfeyên beriya me re hatine hinartin û bi rastî jî em ji xwendin û fêrbûna wan bêagah in.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Dat jullie niet zeggen: ʺHet boek is op twee groepen voor onze tijd neergezonden en wij letten er niet op dat zij het bestudeerden.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Gij zult niet meer zeggen: De schriften werden alleen aan twee volkeren gezonden, die vóór ons leefden, en wij hebben geene kennisse van hunne plichten.

Hollandaca — Siregar

Opdat zij geen argument zullen hebben om te zeggen: ʺDe Schrift is slechts neergezonden aan de twee groepen (de Joden en Christenen) vóór ons, en wij hebben zeker geen acht geslagen op hun leringen.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(И ниспослали Мы Коран для того), чтобы вам (о, неверующие из числа арабов) не говорить: «Книга ниспослана была только двум народам до нас [иудеям и христианам], и мы действительно были небрежны к ее изучению [не изучали их книг]».

Rusça — Osmanov

[Это Писание ниспослано вам] для того, чтобы вы не говорили: ʺВоистину, Писание до нас было ниспослано только двум народам, и мы, воистину, пренебрегли его изучениемʺ;

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Detta för att ni inte skall kunna säga: ʺFöre vår tid hade bara två samfund fått del av uppenbarelsen och om den undervisning den innehöll visste vi ingentingʺ -