ر ب ب (RBB)
R-b-b
Rab kelimesi, ism-i fâil için istiâre edilen bir mastardır ve tek başına mutlak olarak sadece varlıkların maslahatını üstlenen Yüce Allah için kullanılır. Örneğin şu âyette olduğu gibi: بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ : Hoş bir ülke, çok bağışlayan Rab! (34/Sebe’ 15). Şu âyet de bu anlama hamledilir: وَلاَ يَأْمُرَكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلاَئِكَةَ وَالنِّبِيِّيْنَ أَرْبَابًا : Size: “Melekleri ve peygamberleri rabler edinin!” diye emretmez (3/Âl-i İmran 80); yani ilâhlar edinmenizi emretmez. Siz ise onların, sebeplerin müsebbibi ve kulların maslahatlarını üstlenen yaratıcı olduklarına inanıyorsunuz.
Rab kelimesi başka bir isme izafe edildiğinde ise, hem Yüce Allah için hem başkası için kullanılır: رَبِّ الْعَالَمِينَ : Âlemlerin Rabbi (1/Fatiha 1); وَاللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ : Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı (terk mi ediyorsunuz?) (37/Sâffât 126).
Ayrıca ev sahibine رَبُّ الدَّارِ /evin rabbi; at sahibine de رَبُّ الْفَرَسِ /atın rabbi, denir. Şu âyetler de bu anlamdadır: اذْكُرْنِي عِنْدَ رَبِّكَ فَأَنْسَاهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ : “Rabbinin yanında beni an” dedi. Ama şeytan rabbine onu hatırlatmayı unutturdu (12/Yûsuf 42); ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ : Rabbine dön de ona sor (12/Yûsuf 50). قَالَ مَعَاذَ اللّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ : “Allah’a sığınırım, rabbim beni güzel bir barınağa kavuşturmuştur” dedi (12/Yûsuf 23). Kimisine göre Hz. Yûsuf bu sözüyle Yüce Allah’ı, kimisi de kendisini sahiplenen kralı kastetmiştir. Ama Hz. Yûsuf’un birinci anlamı kastetmiş olması onun sözüne daha uygundur.
Kimisine göre رَبَّانِي , رَبَّان kelimesine mensûptur. فَعْلاَن formu da فَعِلَ kökünden bina edilir; عَطْشَانَ ve سَكْرَانَ gibi. فَعَلَ kökünden ise az gelir; نَعْسَان bu kökten bina edilir.
Kimisine göre ise رَبَّانِي , mastar olan رَبّ kelimesine mensûptur. Bu da tıpkı hakim/bilge kişi gibi ilmi ıslah edendir. Kimisi de bu kelimenin رَبّ ’a mensûp olduğunu fakat şu anlama geldiğini söyler: İlimle nefsini terbiye eden. Aslında bu her iki anlam da birbirlerini gerektirir; çünkü ilimle nefsini terbiye eden, ilmi de ıslah etmiş olur. İlmi ıslah eden de nefsini de onunla terbiye etmiş olur.
Diğer bazıları da bu kelimenin Rabb’a; yani Yüce Allah’a mensûp olduğunu söyler. رَبَّانِيُّ , tıpkı Arapların إِلَهِيٌّ / ilâhî sözü gibidir. Buradaki ( ن ) harfinin ilave edilmesi, لَحْيَانِيٌّ ve جِسْمَانِيٌّ sözlerindeki ilave gibidir. Hz. Ali (ra) şöyle demiştir: “ أَنَا رَبَّانِيُّ هَذِهِ اْلأُمَّةِ : Ben bu ümmetin rabbâni’siyim [Allah’a mensûp olan bir ferdiyim].” Çoğulu رَبَّانِيُّون şeklinde gelir. Allah buyurur ki: لَوْلاَ يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَاْلأَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ اْلإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ : Rabbânilerin ve hahamların, onları günâh söz söylemekten, haram yemekten menetmeleri gerekmez miydi? (5/Mâide 63); كُونُوا رَبَّانِيِّينَ : Rabbâniler olunuz (3/Âl-i İmran 79). Bazıları رَبَّانِي kelimesinin Süryânî asıllı olduğunu söyler. Bu güzel bir görüştür; nitekim Arap kelamında da az bulunur.
رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ : Kendisini Rabb’e adayan birçok kişi (3/Âl-i İmran 146). رِبِّيّ , tıpkı رَبَّانِيّ gibidir. رُبُوبِيَّة mastardır; Yüce Allah için kullanılır; رِبَابَة ise Allah’tan başkası için kullanılır. رَبّ kelimesinin çoğulu أَرْبَاب şeklinde gelir: أَأَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ : Çeşitli rabler mi daha iyidir, yoksa tek ve her şeye egemen olan Allah mı? (12/Yûsuf 39).
رَبّ kelimesinin çoğul gelmemesi gerekir, çünkü mutlak söylendiğinde onunla sadece Yüce Allah kastedilir; fakat âyette hakikatinin olduğu şekliyle değil, müşriklerin inançlarına göre çoğul lafzıyla gelmiştir. Rab kelimesi örf bakımından sadece Yüce Allah için kullanılır. Çoğulu أَرِبَّة ve رُبُوب şeklinde gelir. Şair şöyle der:
173- كَانَتْ أَرِبَّتَهُمْ بَهْزٌ وَغَرَّهُمْ
عَقْدُ الْجِوَارِ وَكَانُوا مَعْشَرًا غُدُرًا
173- Onların güvenceleri Behz kabilesi idi; kandırdı onları;
Komşuluk antlaşması ve onlar hain bir topluluktu.
Diğer bir şair de şöyle der:
174- وَكُنْتَ امْرَأً أَفْضَتْ إِلَيْكَ رَبَابَتِي
وقَبْلَكَ رَبَّتْنِي فَضِعْتُ رَبُوبُ
174- Sen, velâyetimin kendisine verildiği bir insansın;
Senden önce ise yetiştiriciler beni eğittiler; ancak ben zayi oldum.
Başkasının velâyeti ile ilgili anlaşmaya رِبَابَة ; fal oklarının toplandığı şeye ise رَبَابَة denir. رَابّ ve رَابَّة kelimeleri, daha önceki eşten olan çocuğun bakımını üstlenen iki eşten biri için kullanılır. رَبِيب ve رَبِيبَة de söz konusu çocuk için kullanılır: وَرَبَائِبُكُمُ اللاََّتِي فِي حُجُورِكُم مِنْ نِسَآئِكُمُ اللاََّتِي دَخَلْتُمْ بِهِنَّ : Kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız (4/Nisâ 23). رَبَّبْتُ اْلأَدِيمَ بِالسَّمْنِ : Deriyi yağla ıslah ettim; رَبَّبْتُ الدَّوَاءَ بِالْعَسَلِ : İlacı balla ıslah ettim; سِقَاءٌ مَرْبُوبٌ : Koyulaştırılmış/ıslah edilmiş içecek. Şair şöyle der:
فَكُونِي لَهُ كَالسَّمْنِ رَبَّتْ بِاْلأَدَمْ -175
175- Onun için tulumu hurma özüyle beslenilen/sürülen yağ gibi ol.
رَبَاب : Buluta denir. Buluta bu ismin verilmesi, bitkiyi yetiştirmesinden dolayıdır. Bu bakış açısıyla yağmura da دَرّ /süt denilmiş ve bulut da süt veren dişiye benzetilmiştir.
أَرَبَّتِ السَّحَابَةُ : Yani bulut devam etti. Bu sözün asıl anlamı; “Bulut, besleyici oldu.” Bu kelimede ikame anlamı düşünülerek ve anlaşmanın kalıcılığına benzetilerek şöyle denir: أَرَبَّ فُلاَنٌ بِمَكَانِ كَذَا : Falan kişi falan yerde kaldı/ikâmet etti.
رُبَّ : Bir şeyin az miktarda olduğunu göstermek ve zaman zaman olan şey için kullanılır. Örneğin şu âyette olduğu gibi: رُّبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ : İnkâr edenler zaman zaman, keşke Müslüman olsaydık, diye arzu ederler (15/Hicr 2).