ر و ح (RWḪ)
R-v-h
202- فَقُلْتُ لَهُ ارْفَعْهَا إِلَيْكَ وَأَحْيِهَا
بِرُوحِكَ وِاجْعَلْهَا لَهَا قِيتَةً قَدْرًا
202- Ona dedim ki; ateşi kendine çek ve onu canlandır;
Ruhunla [Nefesinle] ve ateşe ölçülü, yavaş bir şekilde üfle.
Zira nefs ruhun bir bölümüdür. Bu, tıpkı insanın hayvan diye isimlendirilmesi gibi nevin; cinsin isimi ile isimlendirilmesidir. Ruh; hayatın, hareketin, menfaatleri elde etmenin ve zararları defetmenin kendisiyle meydana geldiği cüzüne isim olmuştur. İşte şu âyette zikredilen budur: وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي : Sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir” (17/İsra 85). وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي : Ona ruhumdan üfledim (15/Hicr 29).
Yüce Allah, ruhu, mülkü olduğu için kendi nefsine izafe etmiş; bununla da onu şereflendirmiş ve yüceltmiştir. Tıpkı şu âyetlerde olduğu gibi: وَطَهِّرْ بَيْتِيَ : Evimi temizle (22/Hac 26); يَا عِبَادِيَ : Ey Kullarım! (39/Zümer 53). Meleklerin ileri gelenleri de ruh diye isimlendirilirler: يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلائِكَةُ صَفًّا : O gün Rûh ve melekler, sıra sıra dururlar (78/Nebe’ 38); تَعْرُجُ الْمَلائِكَةُ وَالرُّوحُ : Melekler ve Ruh yükselirler (70/Meâric 4).
Cebrail şu âyette Ruh: نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ : Onu Güvenilir Ruh indirmiştir (26/Şu’arâ 193); şu âyetlerde ise Ruhulkudüs diye isimlendirilmiştir: قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ : De ki: “Ruhulkudüs onu indirdi” (16/Nahl 102); وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ : Onu Ruhulkudüs’le güçlendirdik (2/Bakara 153).
Şu âyette de Hz. İsa, ölüleri dirilttiği için Ruh diye isimlendirilmiştir: وَرُوحٌ مِنْهُ : Kendisinden bir Ruh’la (4/Nisâ 171). Kur’ân’a da; وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ : Âhiret yurdu gerçek hayattır (29/Ankebût 64) âyetinde belirtilen âhiret hayatına vasıta olduğu için şu âyette Ruh denilmiştir: وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِنْ أَمْرِنَا : İşte sana da böyle emrimizden bir ruh vahyettik (42/Şûra 52).
رَوْح : Nefes alıp vermektir. أَرَاحَ اْلإِنْسَانُ : İnsan nefes alıp verdi. فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ : Ona rahatlık ve reyhân vardır (56/Vakıa 89) âyetinde geçen رَيْحَانٌ kelimesi kokusu olan şey; bazılarına göre ise rızık anlamındadır. Şu âyette, yenen tane’ye رَيْحَان denir: وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ : Yapraklı ve hoş kokulu taneler (55/Rahman 12).
Bir bedeviye, “Nereye?” diye soruldu; o da şöyle cevap verdi: أَطْلُبُ مِنْ رَيْحَانِ اللهِ : Yani Allah’ın rızkını aramaktayım. Fakat bu kelimenin asıl anlamı yukarıda zikrettiğimiz gibidir. Hadiste de şöyle rivâyet edilmektedir: “ اَلْوَلَدُ مِنْ رَيْحَانِ اللهِ : Çocuk Allah’ın reyhanındandır/güzel kokulu bitkisindendir.” Bu tıpkı şairin şöyle dediğine benzer:
يَا حَبَّذّا رِيحُ الْوَلَدْ *** رِيحُ الْخُزَامَى فِي الْبَلَدْ -203
203- Çocuğun kokusu ne güzel!
Memleketteki lavanta çiçeği kokusu.
Hadisin anlamı şu da olabilir: “Çocuk Allah’ın rızkındandır.” رِيح /Rüzgâr: Bilinmektedir. “O, hareket eden havadır” şeklinde tanımlanmaktadır. Yüce Allah’ın tekil formuyla rüzgâr gönderdiğini zikrettiği her yerde ondan kasıt azap; çoğul formuyla zikrettiği her yerde ise rahmettir.
Tekil forma örnekler: إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا : Biz onların üstüne şiddetli bir kasırga gönderdik (54/Kamer 19); فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا : Biz onların üzerine bir kasırga ve sizin görmediğiniz ordular gönderdik (33/Ahzâb 9); كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ : Dondurucu bir rüzgâra benzer (3/Âl-i İmran 117); اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ : Rüzgârın hışımla saçıp savurduğu (14/İbrahim 18).
Çoğul forma örnekler: وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ : Biz rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik (15/Hicr 22); وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ : Rüzgârları müjdeciler olarak göndermesi O’nun âyetlerindendir (30/Rûm 46); وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا : Rüzgârları müjde olarak gönderen O’dur (7/A’râf 57).
اللَّهُ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا : Allah rüzgâr göndererek bulutu sürer (30/Rûm 48). Bu âyetin rahmet anlamında olması daha açıktır. Âyetteki bu kelime, çoğul olarak da [الرِّيَاحَ şeklinde] okunmuştur; sahih olan da budur. Kimi zaman istiâre yoluyla “galip gelme” anlamında da kullanılır: وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ : Rüzgârınız/Kuvvetiniz elden gider (8/Enfâl 46).
أَرْوَحَ الْمَاءُ : Suyun kokusu değişti. Bu kokuşmayla alâkalıdır. رِيحَ اْلغَدِيرُ يُرَاحُ : Gölet rüzgârla savruldu, savrulmaktadır. أَرَاحُوا : Rüzgâra girdiler/kapıldılar. دُهْنٌ مُرَوَّحٌ : Hoş kokulu yağ. Hadiste şöyle rivâyet edilmektedir: “ لَمْ يَرَحْ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ : Cennet kokusunu alamaz.” Hadisteki لَمْ يَرَحْ sözü, لَمْ يَجِدْ /bulamaz/alamaz anlamındadır.
مَرْوَحَة : Rüzgârın estiği yer. مِرْوَحَة /Yelpaze: Rüzgâr estiren alet. رَائِحَة : Rüzgâr esintisi. رَاحَ فُلاَنٌ إِلَى أَهْلِهِ : Falan kişi ailesine gitti. Bu söz şu iki anlamda söylenmiş olabilir: Sözü edilen şahıs, ailesine rüzgâr gibi hızlı gitmiş; veya ailesine dönmekle onlara hoş bir mutluluk vermiştir.
رَاحَة kelimesi رَوْح kökünden gelmektedir. اِفْعَلْ ذَلِكَ فِي سَرَاحٍ وَرَوَاحٍ : Şu işi serbest ve rahat bir şekilde yap. مُرَاوَحَة : Bir işi iki kişinin nöbetleşe yapmasıdır. رَوَاح kelimesi istiâre yoluyla, insanın gün ortasında istirahat ettiği zaman için kullanılır. Bu anlamdan şöyle denilmektedir: أَرَحْنَا إِبَلَنَا : Develerimizi barınaklarına koyduk. أَرَحْتُ إِلَيْهِ حَقَّهُ : Hakkını ona verdim, sözü de أَرَحْتُ اْلإِبِلَ : Develeri barınaklarına yerleştirdim, anlamından istiâre edilmiştir. مُرَاح : Develerin barındığı yerdir. تَرَوَّحَ الشَّجَرُ وَرَاحَ يَرَاحُ : Ağaç yaprak çıkardı.
رَوْح kelimesinden genişlik anlamı düşünülmüş ve قَصْعَةٌ رَوْحَاءُ /geniş çanak, denilmiştir. وَلاَ تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللّهِ : Allah’ın ravhinden ümidinizi kesmeyin (12/Yûsuf 87); yani Allah’ın ferahlık vermesinden ve O’nun rahmetinden. Bu da رَوْح kelimesinin içerdiği anlamlardan biridir.