ر و ح (RWḪ) kökünün geçtiği ayetler
Ruh, bilgi, can, nefes, hava, esinti, hayat, yaşam özü, ilham, öz
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (57)
Bu kök Kur'an boyunca 57 kez, 21 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
الرِّيَاحِ10 kez
Bakara 2:164الرِّيَاحِr-riyāHirüzgarları
اِنَّ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
inne fī ḣalḳi s-semāvāti ve l-erDi ve ḣtilāfi l-leyli ve n-nehāri ve l-fulki lletī tecrī fī l-baHri bimā yenfeǔ n-nāse ve mā enzele (a)llahu mine s-semāi min māin fe eHyā bihi l-erDe beǎ'de mevtihā ve beṧṧe fīhā min kulli dābbetin ve teSrīfi r-riyāHi ve s-seHābi l-museḣḣari beyne s-semāi ve l-erDi le āyātin li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah'ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.
A'raf 7:57الرِّيَاحَr-riyāHarüzgarları
وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ حَتّٰٓى اِذَٓا اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَنْزَلْنَا بِهِ الْمَاءَ فَاَخْرَجْنَا بِهِ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذٰلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتٰى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
ve huve elleƶī yursilu r-riyāHa buşran beyne yedey raHmetihi Hattā iƶā eḳallet seHāben ṧiḳālen suḳnāhu li beledin meyyitin fe enzelnā bihi l-māe fe eḣracnā bihi min kulli ṧ-ṧemerāti ke ƶālike nuḣricu l-mevtā leǎllekum teƶekkerūne
O, rüzgarları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgarlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.
Hicr 15:22الرِّيَاحَr-riyāHarüzgarları
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ
ve erselnā r-riyāHa levāḳiHa fe enzelnā mine s-semāi māen fe esḳaynākumūhu ve mā entum lehu bi ḣāzinīne
Rüzgarları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.
Kehf 18:45الرِّيَاحُr-riyāHurüzgarların
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَشِيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا
ve Drib lehum meṧele l-Hayāti d-dunyā ke māin enzelnāhu mine s-semāi fe ḣteleTa bihi nebātu l-erDi fe eSbeHa heşīmen teƶrūhu r-riyāHu ve kāne (a)llahu ǎlā kulli şey'in muḳtediran
Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgarın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.
Furkan 25:48الرِّيَاحَr-riyāHarüzgarları
وَهُوَ الَّذِي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا
ve huve elleƶī ersele r-riyāHa buşran beyne yedey raHmetihi ve enzelnā mine s-semāi māen Tahūran
(48-49) O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik.
Neml 27:63الرِّيَاحَr-riyāHarüzgarları
اَمَّنْ يَهْدِيكُمْ فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِ تَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
e mmen yehdīkum fī Zulumāti l-berri ve l-baHri ve men yursilu r-riyāHa buşran beyne yedey raHmetihi e ilāhun meǎ (a)llahi teǎālā (a)llahu ǎmmā yuşrikūne
Yahut karanın ve denizin karanlıklarında size yolunuzu gösteren ve rahmetinin önünden rüzgarları bir müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var!? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
Rum 30:46الرِّيَاحَr-riyāHarüzgarları
وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
ve min āyātihi en yursile r-riyāHa mubeşşirātin ve li yuƶiyḳakum min raHmetihi ve li tecriye l-fulku bi emrihi ve li tebteğū min feDlihi ve leǎllekum teşkurūne
Rüzgarları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O'nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.
Rum 30:48الرِّيَاحَr-riyāHarüzgarları
اَللّٰهُ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَاءِ كَيْفَ يَشَاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ فَاِذَٓا اَصَابَ بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
(a)llahu elleƶī yursilu r-riyāHa fe tuṧīru seHāben fe yebsuTuhu fī s-semāi keyfe yeşā'u ve yec'ǎluhu kisefen fe terā l-vedḳa yeḣrucu min ḣilālihi fe iƶā eSābe bihi men yeşā'u min ǐbādihi iƶā hum yestebşirūne
Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
Fatır 35:9الرِّيَاحَr-riyāHarüzgarları
وَاللّٰهُ الَّذِي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا كَذٰلِكَ النُّشُورُ
ve(a)llahu elleƶī ersele r-riyāHa fe tuṧīru seHāben fe suḳnāhu ilā beledin meyyitin fe eHyeynā bihi l-erDe beǎ'de mevtihā ke ƶālike n-nuşūru
Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.
Casiye 45:5الرِّيَاحِr-riyāHirüzgarları
وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
ve ḣtilāfi l-leyli ve n-nehāri ve mā enzele (a)llahu mine s-semāi min rizḳin fe eHyā bihi l-erDe beǎ'de mevtihā ve teSrīfi r-riyāHi āyātun li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah'ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
الرِّيحُ8 kez
İbrahim 14:18الرِّيحُr-rīHurüzgarın
مَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِي يَوْمٍ عَاصِفٍ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ
meṧelu (e)lleƶīne keferū bi rabbihim eǎ'māluhum ke ramādin şteddet bihi r-rīHu fī yevmin ǎāSifin lā yeḳdirūne mimmā kesebū ǎlā şey'in ƶālike huve D-Delālu l-beǐydu
Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu, derin sapıklıktır.
İsra 17:69الرِّيحِr-rīHikırıp geçiren
اَمْ اَمِنْتُمْ اَنْ يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً اُخْرٰى فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفًا مِنَ الرِّيحِ فَيُغْرِقَكُمْ بِمَا كَفَرْتُمْ ثُمَّ لَا تَجِدُوا لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِ تَبِيعًا
em emintum en yuǐydekum fīhi tāraten uḣrā fe yursile ǎleykum ḳāSifen mine r-rīHi fe yuğriḳakum bimā kefertum ṧumme lā tecidū lekum ǎleynā bihi tebīǎn
Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama (durumun)dan güvende misiniz?
Enbiya 21:81الرِّيحَr-rīHafırtınayı
وَلِسُلَيْمٰنَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِاَمْرِهِٓ اِلَى الْاَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِمِينَ
ve li suleymāne r-rīHa ǎāSifeten tecrī bi emrihi ilā l-erDi lletī bāraknā fīhā ve kunnā bi kulli şey'in ǎālimīne
Süleyman'ın hizmetine de güçlü esen rüzgarı verdik. Rüzgar, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz.
Hac 22:31الرِّيحُr-rīHurüzgar
حُنَفَاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ
Hunefā'e li (a)llahi ğayra muşrikīne bihi ve men yuşrik bi(a)llahi fe keenne mā ḣarra mine s-semāi fe teḣTafuhu T-Tayru ev tehvī bihi r-rīHu fī mekānin seHīḳin
Allah'a yönelen, O'na ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
Sebe 34:12الرِّيحَr-rīHarüzgarı
وَلِسُلَيْمٰنَ الرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّهِ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعِيرِ
ve li suleymāne r-rīHa ğuduvvuhā şehrun ve ravāHuhā şehrun ve eselnā lehu ǎyne l-ḳiTri ve mine l-cinni men yeǎ'melu beyne yedeyhi bi iƶni rabbihi ve men yeziğ minhum ǎn emrinā nuƶiḳhu min ǎƶābi s-seǐyri
Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgarı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.
Sad 38:36الرِّيحَr-rīHarüzgarı
Şura 42:33الرِّيحَr-rīHarüzgarı
اِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرِّيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلٰى ظَهْرِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
in yeşe' yuskini r-rīHa fe yeZlelne ravākide ǎlā Zehrihi inne fī ƶālike le āyātin li kulli Sabbārin şekūrin
O, dilerse rüzgarı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Zariyat 51:41الرِّيحَr-rīHabir rüzgar
الرُّوحِ5 kez
İsra 17:85الرُّوحِr-rūHiruh-
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبِّي وَمَا اُو۫تِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَلِيلًا
ve yeselūneke ǎni r-rūHi ḳuli r-rūHu min emri rabbī ve mā ūtītum mine l-ǐlmi illā ḳalīlen
Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir."
İsra 17:85الرُّوحُr-rūHuRuh
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبِّي وَمَا اُو۫تِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَلِيلًا
ve yeselūneke ǎni r-rūHi ḳuli r-rūHu min emri rabbī ve mā ūtītum mine l-ǐlmi illā ḳalīlen
Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir."
Şuara 26:193الرُّوحُr-rūHuRuhu'(l-Emin)
Mü'min 40:15الرُّوحَr-rūHaruhu
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِهِ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ
rafīǔ d-deracāti ƶū l-ǎrşi yulḳī r-rūHa min emrihi ǎlā men yeşā'u min ǐbādihi li yunƶira yevme t-telāḳi
O, dereceleri hakkıyla yükseltendir, Arş'ın sahibidir. Buluşma günü hakkında (insanları) uyarmak için, iradesiyle ilgili vahyi kullarından dilediğine, kendi indirir.
Nebe 78:38الرُّوحُr-rūHuRuh
يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
yevme yeḳūmu r-rūHu ve l-melāiketu Saffen lā yetekellemūne illā men eƶine lehu r-raHmānu ve ḳāle Savāben
(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.
بِرُوحِ4 kez
Bakara 2:87بِرُوحِbi rūHiRuh ile (Ruh'ül-Kudüs)
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ اَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ
ve leḳad āteynā mūsā l-kitābe ve ḳaffeynā min beǎ'dihi bi r-rusuli ve āteynā ǐysā bne meryeme l-beyyināti ve eyyednāhu bi rūHi l-ḳudusi e fe kullemā cā'ekum rasūlun bimā lā tehvā enfusukumu stekbertum fe ferīḳan keƶƶebtum ve ferīḳan teḳtulūne
Andolsun, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya mucizeler verdik. Onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
Bakara 2:253بِرُوحِbi rūHiRuh ile
تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّٰهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَاٰتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلٰكِنِ اخْتَلَفُوا فَمِنْهُمْ مَنْ اٰمَنَ وَمِنْهُمْ مَنْ كَفَرَ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
tilke r-rusulu feDDelnā beǎ'Dehum ǎlā beǎ'Din minhum men kelleme (a)llahu ve rafeǎ beǎ'Dehum deracātin ve āteynā ǐysā bne meryeme l-beyyināti ve eyyednāhu bi rūHi l-ḳudusi ve lev şā'e (a)llahu mā ḳtetele (e)lleƶīne min beǎ'dihim min beǎ'di mā cā'ethumu l-beyyinātu ve lākini ḣtelefū fe minhum men āmene ve minhum men kefera ve lev şā'e (a)llahu mā ḳtetelū ve lākinne (a)llahe yef'ǎlu mā yurīdu
İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah'ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkar edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lakin Allah dilediğini yapar.
Maide 5:110بِرُوحِbi rūHiRuh ile
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْجِيلَ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْنِي فَتَنْفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْنِي وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْنِي وَاِذْ كَفَفْتُ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
iƶ ḳāle (a)llahu yā ǐysā bne meryeme ƶkur niǎ'metī ǎleyke ve ǎlā velidetike iƶ eyyedtuke bi rūHi l-ḳudusi tukellimu n-nāse fī l-mehdi ve kehlen ve iƶ ǎllemtuke l-kitābe ve l-Hikmete ve t-tevrāte ve l-incīle ve iƶ teḣluḳu mine T-Tīni ke hey'eti T-Tayri bi iƶnī fe tenfuḣu fīhā fe tekūnu Tayran bi iƶnī ve tubriu l-ekmehe ve l-ebraSa bi iƶnī ve iƶ tuḣricu l-mevtā bi iƶnī ve iƶ kefeftu benī isrāīle ǎnke iƶ ci'tehum bi l-beyyināti fe ḳāle (e)lleƶīne keferū minhum in hāƶā illā siHrun mubīnun
O gün Allah, şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkar edenler, "Bu, ancak açık bir büyüdür" demişlerdi.
Mücadele 58:22بِرُوحٍbi rūHinbir ruh ile
لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشِيرَتَهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْاِيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
lā tecidu ḳavmen yu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri yuvāddūne men Hādde (a)llahe ve rasūlehu ve lev kānū ābā'ehum ev ebnā'ehum ev iḣvānehum ev ǎşīratehum ulāike ketebe fī ḳulūbihimu l-īmāne ve eyyedehum bi rūHin minhu ve yudḣiluhum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ulāike Hizbu (a)llahi elā inne Hizbe (a)llahi humu l-mufliHūne
Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah'ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
رِيحٍ4 kez
Al-i İmran 3:117رِيحٍrīHinbir rüzgara
مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هٰذِهِ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ اَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَاَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
meṧelu mā yunfiḳūne fī hāƶihi l-Hayāti d-dunyā ke meṧeli rīHin fīhā Sirrun eSābet Harṧe ḳavmin Zelemū enfusehum fe ehlekethu ve mā Zelemehumu (a)llahu ve lākin enfusehum yeZlimūne
Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
Yunus 10:22رِيحٌrīHunbir fırtına
هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَاءَتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
huve elleƶī yuseyyirukum fī l-berri ve l-baHri Hattā iƶā kuntum fī l-fulki ve cerayne bihim bi rīHin Tayyibetin ve feriHū bihā cā'ethā rīHun ǎāSifun ve cā'ehumu l-mevcu min kulli mekānin ve Zennū ennehum uHīTa bihim deǎvu (a)llahe muḣliSīne lehu d-dīne le in enceytenā min hāƶihi le nekūnenne mine ş-şākirīne
O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgarla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah'a has kılarak "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız" diye Allah'a yalvarırlar.
Yusuf 12:94رِيحَrīHakokusunu
Ahkaf 46:24رِيحٌrīHunbir rüzgardır
فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهِ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ اَلِيمٌ
fe lemmā raevhu ǎāriDan musteḳbile evdiyetihim ḳālū hāƶā ǎāriDun mumTirunā bel huve mā steǎ'celtum bihi rīHun fīhā ǎƶābun elīmun
O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Hud, "Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır" dedi.
رِيحًا4 kez
Rum 30:51رِيحًاrīHenbir rüzgar
Ahzab 33:9رِيحًاrīHenbir rüzgar
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū ƶkurū niǎ'mete (a)llahi ǎleykum iƶ cā'etkum cunūdun fe erselnā ǎleyhim rīHen ve cunūden lem teravhā ve kāne (a)llahu bimā teǎ'melūne beSīran
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
Fussilet 41:16رِيحًاrīHenbir rüzgar
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذِيقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ
fe erselnā ǎleyhim rīHen SarSaran fī eyyāmin neHisātin li nuƶīḳahum ǎƶābe l-ḣizyi fī l-Hayāti d-dunyā ve le ǎƶābu l-āḣirati eḣzā ve hum lā yunSarūne
Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.
Kamer 54:19رِيحًاrīHenbir kasırga
رَوْحِ3 kez
Yusuf 12:87رَوْحِravHirahmeti-
يَابَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخِيهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ
yā beniyye ƶhebū fe teHassesū min yūsufe ve eḣīhi ve lā teyesū min ravHi (a)llahi innehu lā yeyesu min ravHi (a)llahi illā l-ḳavmu l-kāfirūne
"Ey oğullarım! Gidin Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez."
Yusuf 12:87رَوْحِravHirahmetinden
يَابَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخِيهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ
yā beniyye ƶhebū fe teHassesū min yūsufe ve eḣīhi ve lā teyesū min ravHi (a)llahi innehu lā yeyesu min ravHi (a)llahi illā l-ḳavmu l-kāfirūne
"Ey oğullarım! Gidin Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez."
Nahl 16:102رُوحُrūHuRuhu'l-
قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِمِينَ
ḳul nezzelehu rūHu l-ḳudusi min rabbike bi l-Haḳḳi li yuṧebbite (e)lleƶīne āmenū ve huden ve buşrā li l-muslimīne
Ey Muhammed! De ki: "Ruhu'l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur'an'ı Rabbinden hak olarak indirdi."
رُوحَنَا3 kez
Meryem 19:17رُوحَنَاrūHanāruhumuzu (Cebrail'i)
فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
fe tteḣaƶet min dūnihim Hicāben fe erselnā ileyhā rūHanā fe temeṧṧele lehā beşeran seviyyen
(16-17) (Ey Muhammed!) Kitap'ta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
Enbiya 21:91رُوحِنَاrūHināruhumuz-
وَالَّتِي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا اٰيَةً لِلْعَالَمِينَ
ve lletī eHSanet fercehā fe nefeḣnā fīhā min rūHinā ve ceǎlnāhā ve bnehā āyeten li l-ǎālemīne
Irzını korumuş olan kadını da (Meryem'i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da alemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.
Tahrim 66:12رُوحِنَاrūHināruhumuz-
وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرٰنَ الَّتِي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
ve meryeme bnete ǐmrāne lletī eHSanet fercehā fe nefeḣnā fīhi min rūHinā ve Saddeḳat bi kelimāti rabbihā ve kutubihi ve kānet mine l-ḳānitīne
Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.
بِرِيحٍ2 kez
Yunus 10:22بِرِيحٍbi rīHinbir rüzgârın
هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَاءَتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
huve elleƶī yuseyyirukum fī l-berri ve l-baHri Hattā iƶā kuntum fī l-fulki ve cerayne bihim bi rīHin Tayyibetin ve feriHū bihā cā'ethā rīHun ǎāSifun ve cā'ehumu l-mevcu min kulli mekānin ve Zennū ennehum uHīTa bihim deǎvu (a)llahe muḣliSīne lehu d-dīne le in enceytenā min hāƶihi le nekūnenne mine ş-şākirīne
O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgarla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah'a has kılarak "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız" diye Allah'a yalvarırlar.
Hakka 69:6بِرِيحٍbi rīHinbir kasırga ile
رُوحِي2 kez
Hicr 15:29رُوحِيrūHīruhumdan
فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
fe iƶā sevveytuhu ve nefeḣtu fīhi min rūHī fe ḳaǔ lehu sācidīne
(28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.
Sad 38:72رُوحِيrūHīruhum-
وَالرُّوحُ2 kez
Mearic 70:4وَالرُّوحُve r-rūHuve ruh
Kadir 97:4وَالرُّوحُve r-rūHuve Ruh
وَرُوحٌ1 kez
Nisa 4:171وَرُوحٌve rūHunve bir ruhtur
يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ اِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّٰهِ وَكَلِمَتُهُ اَلْقٰيهَٓا اِلٰى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَلَا تَقُولُوا ثَلٰثَةٌ اِنْتَهُوا خَيْرًا لَكُمْ اِنَّمَا اللّٰهُ اِلٰهٌ وَاحِدٌ سُبْحَانَهُ اَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكِيلًا
yā ehle l-kitābi lā teğlū fī dīnikum ve lā teḳūlū ǎlā (a)llahi illā l-Haḳḳa innemā l-mesīHu ǐysā bnu meryeme rasūlu (a)llahi ve kelimetuhu elḳāhā ilā meryeme ve rūHun minhu fe āminū bi(a)llahi ve rusulihi ve lā teḳūlū ṧelāṧetun ntehū ḣayran lekum innemā (a)llahu ilāhun vāHidun subHānehu en yekūne lehu veledun lehu mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve kefā bi(a)llahi vekīlen
Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve peygamberlerine iman edin, "(Allah) üçtür" demeyin. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
رِيحُكُمْ1 kez
Enfal 8:46رِيحُكُمْrīHukumgücünüz (devletiniz)
وَاَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
ve eTīǔ (a)llahe ve rasūlehu ve lā tenāzeǔ fe tefşelū ve teƶhebe rīHukum ve Sbirū inne (a)llahe meǎ S-Sābirīne
Allah'a ve Resul'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
بِالرُّوحِ1 kez
Nahl 16:2بِالرُّوحِbi r-rūHiruh ile
يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِهِ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ
yunezzilu l-melāikete bi r-rūHi min emrihi ǎlā men yeşā'u min ǐbādihi en enƶirū ennehu lā ilāhe illā enā fe tteḳūni
Allah, "Benden başka ilah yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının" diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir.
تُرِيحُونَ1 kez
Nahl 16:6تُرِيحُونَturīHūneakşamleyin getirdiğiniz
رُوحِهِ1 kez
Secde 32:9رُوحِهِrūHihikendi ruhu-
ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ
ṧumme sevvāhu ve nefeḣa fīhi min rūHihi ve ceǎle lekumu s-sem'ǎ ve l-ebSāra ve l-ef'idete ḳalīlen mā teşkurūne
Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
وَرَوَاحُهَا1 kez
Sebe 34:12وَرَوَاحُهَاve ravāHuhāve akşam dönüşü
وَلِسُلَيْمٰنَ الرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّهِ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعِيرِ
ve li suleymāne r-rīHa ğuduvvuhā şehrun ve ravāHuhā şehrun ve eselnā lehu ǎyne l-ḳiTri ve mine l-cinni men yeǎ'melu beyne yedeyhi bi iƶni rabbihi ve men yeziğ minhum ǎn emrinā nuƶiḳhu min ǎƶābi s-seǐyri
Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgarı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.
رُوحًا1 kez
Şura 42:52رُوحًاrūHenbir ruh
وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْاِيمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَاِنَّكَ لَتَهْدِي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
ve ke ƶālike evHaynā ileyke rūHen min emrinā mā kunte tedrī mā l-kitābu ve lā l-īmānu ve lākin ceǎlnāhu nūran nehdī bihi men neşā'u min ǐbādinā ve inneke le tehdī ilā SirāTin musteḳīmin
(52-53) İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a döner.