"Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur."
فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَمِيمٌ
"Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
Onu günahkarlardan başkası yemez."
لَا يَأْكُلُهُ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ
(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
فَلَا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ وَمَا لَا تُبْصِرُونَ اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
O, alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
(44-45) Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاوِيلِ لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ
Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ
Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.
فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ
Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقِينَ
Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.
وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّبِينَ
Şüphesiz Kur'an, kafirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir.
وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ
Şüphesiz Kur'an, gerçek kesin bilgidir.
وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
O halde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.
سَاَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ لِلْكَافِرِينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ مِنَ اللّٰهِ ذِي الْمَعَارِجِ
Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ
(Ey Muhammed!) Sen güzel bir şekilde sabret.
فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا
Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.
اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيدًا
Biz ise onu yakın görüyoruz.
وَنَرٰيهُ قَرِيبًا
(8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.
يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاءُ كَالْمُهْلِ وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ
(O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا