← Sureler

Mushaf — 583. Sayfa

‹
/ 604
›
78. Nebe Suresi

(31-34) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

اِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا حَدَائِقَ وَاَعْنَابًا وَكَوَاعِبَ اَتْرَابًا وَكَأْسًا دِهَاقًا

inne li l-mutteḳīne mefāzen / Hadāiḳa ve eǎ'nāben / ve kevāǐbe etrāben / ve ke'sen dihāḳan

Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا

lā yesmeǔne fīhā leğven ve lā kiƶƶāben

(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا

cezā'en min rabbike ǎTā'en Hisāben / rabbi s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā r-raHmāni lā yemlikūne minhu ḣiTāben / yevme yeḳūmu r-rūHu ve l-melāiketu Saffen lā yetekellemūne illā men eƶine lehu r-raHmānu ve ḳāle Savāben

İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.

ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّهِ مَاٰبًا

ƶālike l-yevmu l-Haḳḳu fe men şā'e tteḣaƶe ilā rabbihi māben

Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkarcının, "Keşke toprak olaydım!" diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.

اِنَّٓا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَالَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا

innā enƶernākum ǎƶāben ḳarīben yevme yenZuru l-mer'u mā ḳaddemet yedāhu ve yeḳūlu l-kāfiru yā leytenī kuntu turāben

79. Naziat Suresi

Andolsun (kafirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara,

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا

ve n-nāziǎāti ğarḳan

Andolsun (mü'minlerin ruhlarını) kolaylıkla alanlara,

وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا

ve n-nāşiTāti neşTen

Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,

وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا

ve s-sābiHāti sebHen

Derken, öne geçenlere,

فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا

fe s-sābiḳāti sebḳan

Nihayet işi çekip çevirenlere (ki, mutlaka tekrar diriltileceksiniz).

فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْرًا

fe l-mudebbirāti emran

(6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.

يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ

yevme tercufu r-rācifetu / tetbeǔhā r-rādifetu

O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır.

قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ

ḳulūbun yevmeiƶin vācifetun

Onların gözleri (korku ile) inecektir.

اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ

ebSāruhā ḣāşiǎtun

Şöyle derler: "Biz gerçekten gerisin geriye eski halimize mi döndürüleceğiz?"

يَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ

yeḳūlūne e innā le merdūdūne fī l-Hāfirati

"Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?"

ءَاِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً

e iƶā kunnā ǐZāmen neḣiraten

"Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür" dediler.

قَالُوا تِلْكَ اِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ

ḳālū tilke iƶen kerratun ḣāsiratun

Halbuki o, bir haykırıştan (sur'un üfürülmesinden) ibarettir.

فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ

fe innemā hiye zecratun vāHidetun

Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.

فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ

fe iƶā hum bi s-sāhirati

(Ey Muhammed!) Musa'nın haberi sana geldi mi?

هَلْ اَتٰيكَ حَدِيثُ مُوسٰى

hel etāke Hadīṧu mūsā