← Sureler

Mushaf — 289. Sayfa

‹
/ 604
›
17. İsra Suresi

Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.

وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُ فَلَمَّا نَجّٰيكُمْ اِلَى الْبَرِّ اَعْرَضْتُمْ وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُورًا

ve iƶā messekumu D-Durru fī l-baHri Delle men ted'ǔne illā iyyāhu fe lemmā neccākum ilā l-berri eǎ'raDtum ve kāne l-insānu kefūran

Peki, karada sizi yere geçirmesinden, yahut üzerinize taşlar savuran kasırga göndermesinden, sonra da kendinize bir vekil bulamamaktan güvende misiniz?

اَفَاَمِنْتُمْ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ الْبَرِّ اَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ثُمَّ لَا تَجِدُوا لَكُمْ وَكِيلًا

e fe emintum en yeḣsife bikum cānibe l-berri ev yursile ǎleykum HāSiben ṧumme lā tecidū lekum vekīlen

Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama (durumun)dan güvende misiniz?

اَمْ اَمِنْتُمْ اَنْ يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً اُخْرٰى فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفًا مِنَ الرِّيحِ فَيُغْرِقَكُمْ بِمَا كَفَرْتُمْ ثُمَّ لَا تَجِدُوا لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِ تَبِيعًا

em emintum en yuǐydekum fīhi tāraten uḣrā fe yursile ǎleykum ḳāSifen mine r-rīHi fe yuğriḳakum bimā kefertum ṧumme lā tecidū lekum ǎleynā bihi tebīǎn

Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَثِيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلًا

ve leḳad kerramnā benī ādeme ve Hamelnāhum fī l-berri ve l-baHri ve razeḳnāhum mine T-Tayyibāti ve feDDelnāhum ǎlā keṧīrin mimmen ḣaleḳnā tefDīlen

Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.

يَوْمَ نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْ فَمَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا

yevme ned'ǔ kulle unāsin bi imāmihim fe men ūtiye kitābehu bi yemīnihi fe ulāike yeḳra'ūne kitābehum ve lā yuZlemūne fetīlen

Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.

وَمَنْ كَانَ فِي هٰذِهِٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَبِيلًا

ve men kāne fī hāƶihi eǎ'mā fe huve fī l-āḣirati eǎ'mā ve eDellu sebīlen

Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi.

وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ وَاِذًا لَاتَّخَذُوكَ خَلِيلًا

ve in kādū le yeftinūneke ǎni elleƶī evHaynā ileyke li tefteriye ǎleynā ğayrahu ve iƶen lātteḣaƶūke ḣalīlen

Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin.

وَلَوْلَا اَنْ ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدْتَ تَرْكَنُ اِلَيْهِمْ شَيْـًٔا قَلِيلًا

ve levlā en ṧebbetnāke le ḳad kidte terkenu ileyhim şey'en ḳalīlen

İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın.

اِذًا لَاَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيٰوةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرًا

iƶen le eƶeḳnāke Diǎ'fe l-Hayāti ve Diǎ'fe l-memāti ṧumme lā tecidu leke ǎleynā neSīran