س و ا (SWÊ)
سُوء : İnsana üzüntü veren her şeydir: Dünya ve âhiret işleri; ruh ve bedenle ilgili durumlar; mal, makam/şan/şöhret yitirmek ve bir dost kaybetmek gibi harici şeyler. تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ : Kusursuz olarak bembeyaz çıksın (20/Tâhâ 22); yani ellerde bir hastalık olmaksızın. Bu, baras diye tefsir edilmiştir. Baras, ellerde meydana gelen bir çeşit hastalıktır.
إِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالْسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ : Bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir! (16/Nahl 27). Bu âyette çirkin olan her şey سُوء diye ifâde edilmiştir. Bundan dolayı حُسْنى (güzel)’in karşısına konulmuştur. Nitekim Yüce Allah; لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى : Güzel davrananlara daha güzel karşılık vardır (10/Yûnus 26) diye buyurduğu gibi, ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا السُّوأَى Sonra kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu (30/Rûm 10) diye de buyurmaktadır. سَيِّئَة : Çirkin fiildir, حَسَنَة (iyilik)’in zıddıdır.
Allah buyurur ki: بَلَى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً : Kim kötülük işlerse (2/Bakara 81); لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ : Kötülüğü istemede aceleniz niye? (27/Neml 46); إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ : İyilikler, kötülükleri giderir (11/Hûd 114); مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ : Sana gelen her iyilik Allah’tandır, sana gelen her kötülük de kendi nefsindendir (4/Nisâ 79); فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا : Yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı (16/Nahl 34); ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ : Kötülüğü en güzel şeyle sav (23/Mü’minûn 96).
Hz. Peygamber de şöyle buyurmaktadır: “ يَا أَنَسُ أتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا : Ey Enes, kötülükten sonra iyilik yap ki, onu silsin.”
Hasene (İyilik) ve seyyie (kötülük), iki kısımdır:
Biri, akıl ve şer’in iyi ve kötü gördükleri şeyler. Örneğin şu âyette zikredilenler gibi: مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا : Kim iyilik getirirse, kendisine getirdiğinin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, ancak dengiyle cezalandırılır (6/En’âm 160).
Diğeri ise insan tabiatına göre belirlenen iyilik ve kötülüklerdir. Bu da insan tabiatının hafif ve ağır gördüğü şeylerdir.
Şu âyetler bu anlamdadır: فَإِذَا جَاءتْهُمُ الْحَسَنَةُ قَالُوا لَنَا هَذِهِ وَإِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا بِمُوسَى وَمَنْ مَعَهُ : Kendilerine iyilik geldiği zaman: “İşte bu bizim hakkımızdır.” dediler. Başlarına bir kötülük gelirse Musa ile yanındakilerin uğursuzluğuna verirlerdi (7/A’râf 131); ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ : Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik (7/A’râf 95); إِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالْسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ : Bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir! (16/Nahl 27).
Bu kökten; سَاءَنِي كَذَا /Falan şey bana kötülük etti]; سُؤْتَنِي /Sen bana kötülük ettin; أَسَأْتَ إِلَى فُلاَنٍ /Falan kişiye kötülük yaptın, formları kullanılır.
Allah buyurur ki: سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا : İnkâr edenlerin yüzleri kötüleşti (67/Mulk 27); لِيَسُوؤُوا وُجُوهَكُمْ : Yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (17/İsrâ 7); مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِ : Kim kötülük yaparsa onunla cezalandırılır (4/Nisâ 123); yani, kim kabih/çirkin bir şey yaparsa.
زُيِّنَ لَهُمْ سُوءُ أَعْمَالِهِمْ : Yaptıkları kötü işleri, kendilerine süslü gösterildi (9/Tevbe 37); عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ : Kötülük çemberi üzerlerine olsun (48/Fetih 6); yani sonunda kendilerine kötülük edecek şey.
فَأُوْلَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءتْ مَصِيرًا : Bunların varacakları yer cehennemdir; o ne kötü gidiş yeridir (4/Nisâ 97); إِنَّهَا سَاءتْ مُسْتَقَرًّا : Orası ne kötü bir yerleşme yerdir! (25/Furkân 66); فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاء صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ : O azâb yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur! (37/Sâffât 177); سَاء مَا يَعْمَلُونَ : Ne kötü işler yapıyorlar! (5/Mâide 66); سَاء مَثَلاً : Ne kötü örnektir! (7/A’râf 177). Yukarıdaki âyetlerde geçen سَاءَ fiili بِئْسَ /ne kötü! anlamındadır.
وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُم بِالسُّوءِ : Size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır (60/Mümtehine 2). سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا : İnkâr edenlerin yüzleri kötüleşti (67/Mulk 27) âyetinde, kötülük yüz’e nispet edilmiştir; çünkü sevinç ve kederin izleri onda belirmektedir.
وَلَمَّا جَاءتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا : Elçilerimiz Lût’a gelince onlar yüzünden fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı (11/Hûd 77); yani onları üzecek şeyler başlarına geldi (başlarına kötü şeyler gelir diye üzüldü).
وَيَخَافُونَ سُوءَ اْلحِسَابِ : Kötü hesaptan korkarlar (13/Ra’d 21); وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ : Yurdun kötüsü onlarındır (13/Ra’d 25).
سَوْأَة , cinsel organdan ve avretten kinâyedir.
Yüce Allah bu anlamda şöyle buyurmaktadır:
فَبَعَثَ اللّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي اْلأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سَوْءةَ أَخِيهِ : Allah, ona kardeşinin cesedinin çıplaklığını nasıl gizleyebileceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi (5/Mâide 31).
يَا وَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْءةَ أَخِي : Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedinin çıplaklığını gizleyemeyecek kadar aciz miyim? (5/Mâide 31).
يَا بَنِي آَدَمَ قَدْ أَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْآَتِكُمْ وَرِيشًا : Ey Âdem oğulları, size edep yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik (7/A’râf 26).
بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا : Edep yerleri kendilerine göründü (7/A’râf 22).
لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا : Şeytan, onların, kendilerinden gizlenmiş olan edep yerlerini kendilerine göstermek için (7/A’râf 20).