س و د (SWD̃)
S-v-d
Bazıları ise âyette geçen siyahlık ve beyazlığı yüz rengine hamletmişlerdir. Fakat birinci görüş daha uygundur. Çünkü dünyada onlar ister siyah, ister beyaz olsunlar âyette sözü edilen durum başlarına gelir. Beyazlık konusundaki şu âyet de buna delâlet eder: وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ : O gün bazı yüzler parlar (75/Kıyamet 22).
Konuyla ilgili diğer bazı âyetler de şöyledir: وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ * تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ : Yüzler de vardır toza toprağa bulanmış * Üstünü karanlık kaplamıştır (80/Abese 40-41); وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ مَا لَهُمْ مِنَ اللّهِ مِنْ عَاصِمٍ كَأَنَّمَا أُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِنَ اللَّيْلِ مُظْلِمًا Onların yüzlerini bir horluk kaplar. Onları Allah’tan kurtaracak hiç kimse yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalara bürünmüştür (10/Yûnus 27). Şu rivâyet de bu anlamdadır: “ انَّ الْمُؤْمِنِينَ يُحْشَرُونَ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ آَثَارِ اْلوُضُوءِ : Mü’minler, abdestin izinden dolayı (abdest uzuvları) beyaz/parlak olarak haşrolunacaklardır.”
Uzaktan görünen kişi ve gözbebeği de سَوَاد kelimesiyle ifâde edilir. Bazıları şöyle demiştir: لاَ يُفَارِقُ سَوَادِي سَوَادَهُ : Yani benim gözbebeğim onun gözbebeğinden ayrılmaz. Yine bu kelimeyle büyük topluluk kastedilir. Örneğin Arapların şu sözü [hadis] gibi: عَلَيْكُمْ بِالسَّوَادِ اْلأَعْظَمِ : Çoğunluktan ayrılmayın.
اَلسَّوَاد diye tanımlanan büyük topluluğu idare eden kişiye de اَلسَّيِّد /es-seyyid adı verilir; bu cemaate nispet edilerek de سَيِّدُ اْلقَوْمِ /topluluğun efendisi, denebilir ama سَيِّدُ الثَّوْبِ /elbisenin efendisi, سَيِّدُ الْفَرَسِ /atın efendisi, denemez.
سَادَ اْلقَوْمَ يَسُودُهُمْ /Toplumu yönetti, yönetir, denir. Toplumun yönetimini üstlenen kişinin, nefsini arındırması gerektiğinden ruhî üstünlüklere sahip olan herkese seyyid denir.
Şu âyetler bu anlamdadır: وَسَيِّدًا وَحَصُورًا : Seyyid/Efendi ve nefsine hâkim (3/Âl-i İmran 39); وَأَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَى الْبَابِ : Kapının yanında kadının seyyidine/beyine rastladılar (12/Yûsuf 25). Eşini idare etmesinden dolayı kocaya seyyid denmiştir. وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلاَ : Dediler ki: Rabbimiz! biz sâdâtımıza ve büyüklerimize uyduk da bizi yoldan saptırdılar (33/Ahzâb 67); yani idareci ve yöneticilerimize.