س ج د (SCD̃)
S-c-d
1- İsteyerek yapılan secde: Bu, sadece insanlar için söz konusudur ve insan onunla sevabı hak eder. Şu âyet bu tür secdeyle alâkalıdır: فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا : Allah için secdeye kapanın, O’na ibâdet edin (53/Necm 62); yani, Allah’a boyun eğiniz.
2- İsteğe bağlı olmaksızın yapılan secde: Bu; insan, hayvan ve bitkiler için söz konusudur: وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلاَلُهُم بِالْغُدُوِّ وَالاَصَالِ : Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akşam Allah’a secde eder (13/Ra’d 15); أَوَ لَمْ يَرَوْا إِلَى مَا خَلَقَ اللّهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّأُ ظِلاَلُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالْشَّمَآئِلِ سُجَّدًا لِلّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ : Bakıp görmediler mi, Allah’ın yarattığı şeylerin gölgeleri, sağ ve sollarından boyunları bükük bir hâlde, Allah için secdelere kapanarak dönüyor (16/Nahl 48). Bu, isteğe bağlı olmaksızın yapılan secdedir. Bu tür secde, bu varlıkların yaratıldıklarını ve onların Hakim bir Fâil’in yaratıkları olduğunu dile getiren ve buna dikkat çeken kesin delildir.
وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي اْلأَرْضِ مِنْ دَآبَّةٍ وَالْمَلاَئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ : Göklerdeki ve yerdeki canlı şeyler de melekler de yalnız Allah’a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar (16/Nahl 49) âyeti, her iki secde şeklini kapsamaktadır. وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ : Yıldızlar ve ağaçlar secde etmektedirler (55/Rahman 6) âyeti de sadece teshir secdesiyle alâkalıdır.
Kimisi, اسْجُدُوا ِلآدَمَ : Adem’e secde edin (2/Bakara 34) sözüyle meleklerin, Hz. Âdem’i kıble edinmekle emredildiklerini söylerken, kimisi de onların bu ilâhî hitapla Hz. Âdem’e boyun eğmekle, onun ve evlatlarının yararına olan şeyleri yapmakla emredildiklerini, İblis’in hariç meleklerin bu emre uyduklarını söylemektedir. اُدْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا : Kapıdan secde ederek girin (4/Nisâ 154); yani, alçalarak ve boyun eğerek girin. Secde; şeriatta, namazdaki bilinen rükne ve onunla aynı kategoride olan tilâvet ve şükür secdelerine has kılınmıştır.
Kimi zaman secde, namaz anlamında kullanılır: وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَارَ السُّجُودِ : Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkalarından O’nu tespih et (50/Kaf 40); yani namazların ardından. Araplar, kuşluk namazına سُبْحَةُ الضُّحَى ve سُجُودُ الضُّحَى isimlerini vermişlerdir. Bazıları, وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ : Rabbini överek tespih et (20/Tâhâ 130) âyetiyle namazın kastedildiğini söylemişlerdir. Secd’e dikkate alınarak, namazın kılındığı yere مَسْجِد denir.
Kimisi, وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ : Mescidler sadece Allah’a aittir (72/Cinn 18) âyetiyle yeryüzünün kastedildiğini söylemektedir. Nitekim hadiste rivâyet edildiği gibi yeryüzünün tümü mescid ve pak kılınmıştır. Kimisi de ondan kastın; alın, burun, eller, dizler ve ayaklar gibi secdenin yapıldığı organlar olduğunu söyler. أَلاَ يَسْجُدُوا لِلَّهِ : Allah’a secde etmeleri gerekmez mi? (27/Neml 25); yani, ey halkım, Allah’a secde edin. وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا : Hepsi onun (Yûsuf) için secdeye kapandılar (12/Yûsuf 100); yani, önünde boyun eğdiler. Hz. Yûsuf’un zamanında, secdenin hizmet anlamında yaygın bir şekilde kullanıldığı söylenmektedir. Şair şöyle der:
وَافىَ بِهَا لِدَرَاهِمِ الإِسْجَادِ -226
226- Secde ettiren dirhemler için onu getirdi.
Şair bu sözüyle, üzerinde kendisine secde ettikleri kralın resmi bulunan dirhemleri kastetmektedir.