س ي ل (SYL)
S-y-l
سَالَ الشَّيْءُ يَسِيلُ : Bir şey aktı-akıyor. أَسَلْتُهُ أَنَا : Onu ben akıttım. وَأَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ : Bakır membaını ona akıttık (34/Sebe’ 12); yani onun için erittik. إِسَالَة ’in asıl anlamı, eritildikten sonra bakırın dönüştüğü bir durumdur. سَيْل aslında mastardır; daha sonra bulunduğun yerde yağmur yağmadığı hâlde sana gelen suya isim olmuştur.
Allah buyurur ki: فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًا : Sel de suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi (13/Ra’d 17); فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ : Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik (34/Sebe’ 16). سِيلاَن : Kabzanın içine giren uzun demir kısmına denir.