س ن ه (SNH)
S-n-h
سَنَة kelimesi, daha çok kuraklığın olduğu yıl için kullanılır. Bu anlamda şöyle denir: أَسْنَتَ الْقَوْمُ : Halkın başına kuraklık geldi. Şair şöyle der:
لَهَا أَرَجٌ مَا حَوْلَهَا غَيْرُ مُسْنِتٍ -246
246- Onun güzel bir kokusu var; etrafında da kıtlıktan başka bir şey yoktur.
Diğer bir şair de şöyle der:
فَلَيْسَتْ بِسَنْهَاءَ وَلاَ رَجَبِيَّةٍ -247
247- O, ne senha ne de recebîdir.
Gördüğün gibi bu kelime, hâ kökenlidir. Başka bir şair de şöyle der:
يَأْكُلُ أَزْمَانَ الْهُزَالِ وَالسِّني -248
248- Zayıflık ve kuraklık zamanlarında yer.
Bu şiirdeki السِّني lafzı, murahham [sonundan harf düşmüş] değildir. Sadece فَعْلَة, فُعُول formunda çoğul yapılmıştır; tıpkı مِائَة ve مِئِين gibi. عِصِيٍّ ’de olduğu gibi, fâu’l-fiil [kelimenin ilk kök harfi] kesreli yapılmış; şair de, kafiyeden dolayı onu tahfif etmiştir.
لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ : Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutmaz (2/Bakara 255) âyetinde geçen سِنَةٌ kelimesi işlediğimiz kavramdan değil, وَسَن kökündendir.