Sözlük

س ط ر (SŦR)

S-t-r

سَطْر ve سَطَر : Yazılan yazıdan, dikilen ağaçtan ve ayakta duran insanlardan oluşan saf. سَطَرَ فُلاَنٌ كَذَا : Falan kişi şunu satır satır yazdı. Allah buyurur ki: ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ : Nûn! Yemin olsun kaleme ve satır satır yazdıklarına (68/Kalem 1); وَالطُّورِ * وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ : Andolsun Tûr’a * Satır satır yazılmış Kitaba (52/Tûr 1-2); yani sağlam korunmuş Kitab’a. سَطْر ’ın çoğulu أَسْطُر, سُطُور ve أَسْطَار şeklinde gelir. Şair şöyle der:

إِنِّي وَأَسْطَارٍ سُطِرْنَ سَطْرًا *[ لَقَائِلٌ يَا نَصْرُ نَصْرُ نَصْرًا] -233

233- Yazılmış satırların hakkı için ben, [ey Nasır! ey Nasır! yardım et diyorum.]

Müberred’e göre; أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ : Eskilerin esâtırı (6/En’âm 25) âyetinde geçen أَسَاطِير kelimesi, أُسْطُورَة kelimesinin çoğuludur; tıpkı أُرْجُوحَة –أَرَاجِيحَ, أُثْفِيَّة-أُثَافِي, أُحْدُوثَة-أَحَادِيث gibi. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ مَاذَا أَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ : Kendilerine “Rabbiniz ne indirdi” diye sorulduğunda “Bunlar eskilerin masallarıdır” dediler (16/Nahl 24). Yani onların iddialarına göre, vahiy olduğu söylenen şeyin Allah adına yazılan yalan ve iftiralardır. Şu âyet de bu anlamdadır: وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الاَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاَ : Kur’ân öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır dediler (25/Furkân 5).

فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرٌ * لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍ : Öğüt ver, çünkü sen; ancak bir öğütçüsün * Onların üzerine zor kullanıcı değilsin (88/Ğaşiye 21-22); أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ : Yoksa her şeye hakim olan kendileri midir? (52/Tûr 37). تَسَيْطَرَ فُلاَنٌ عَلَى كَذَا ve سَيْطَرَ عَلَيْهِ ifâdeleri, birinin bir şeyin üzerine dimdik durmasıdır. Buna göre Yüce Allah yukarıdaki âyette şunu demiş oluyor: لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِقَائِمٍ وَحَافِظٍ : Sen onların üzerine hükümran ve onları koruyucu değilsin.

Bu âyetlerde المُسَيْطِر ’in kullanımı, أَفَمَنْ هُوَ قَآئِمٌ عَلَى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ : Bütün kazandıklarıyla her bir nefsin üzerinde böylesine hükümran olan başka kim vardır? (13/Ra’d 33) âyetteki قَائِم ’in ve وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ : Ben sizin başınızda zorlayıcı/hafiz değilim (6/En’âm 104) âyetindeki حَفِيظ ’in kullanımı gibidir.

Bazıları bu âyeti, لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِحَفِيظٍ /Sen onların yaptıklarını kaydedici değilsin, şeklinde yorumlamaktadırlar. Buna göre المُسَيْطِر kelimesi, وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ : Yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar (43/Zuhruf 80) âyetindeki كَاتِب ile aynı anlamda olur. Âyette sözü edilen yazı, şu âyette zikredilendir: أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاءِ وَاْلاَرْضِ إِنَّ ذَلِكَ فِي كِتَابٍ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ : Allah’ın gökte ve yerde bulunan her şeyi bildiğini bilmiyor musun? Bunların hepsi (O’nun katındaki) bir kitapta kayıtlıdır. Bu, Allah için kolay bir iştir (22/Hac 70).

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →