Sözlük

ه د ي (HD̃Y)

H-d-y

هِدَايَة : Güzel, yumuşak bir şekilde yol göstermektir. هَدِيَة de bu köktendir. هَوَادِي اْلوَحْشِ Yırtıcı hayvanların başkalarına öncülük edenleridir. Bu yol göstermenin işaret etmek şeklinde olanına özellikle هَدَيْتُ vermek şeklinde olanına ise, أَهْدَيْتُ formuyla verilmektedir. Misaller: أَهْدَيْتُ اْلهَدِيَّةَ Hidâyeti gösterdim ve هَدَيْتُ إِلَى اْلبَيْتِ Evi gösterdim.

Eğer dense ki: Yüce Allah: ıÜ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِıÜ Toplayın da götürün onları cehennem köprüsüne doğru (37/Sâffât 23);ı أَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ Şüphesiz kim onu dost edinirse, o muhakkak onu saptırır ve doğruca cehennem azabına götürür (22/Hac 4) vb âyetlerde hidâyeti kabul etmeyenleri cehennem ve ateş ile tehdit ettiği hâlde, hidâyet nasıl güzel/yumuşak bir şekilde yol göstermek olarak tanımlanabilir?

Cevap olarak denebilir ki: Bu, Yüce Allah’ın: فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ . Bunları acıklı bir azapla müjdele (3/Âl-i İmrân 21) sözünde olduğu gibi, manayı daha çok ve etkili biçimde vurgulamak için ifâdeyi sert biçimde söylemek gibidir.

Şairin şu sözü de bu konuda bir misal olabilir:

458- تَحِيَّةُ بَيْنِهِمْ ضَرْبٌ وَجِيعُ

458- Aralarındaki selâmlaşma, acıtan bir vuruştur.

Yüce Allah’ın insanlara hidâyet vermesi dört şekilde olur:

Birincisi: Akıl, zeka, zaruri bilgilerle donatılmış her insanın yükümlü tutulduğu hidâyet. Bundan herkes kendi yeteneği, gücü, imkânı oranında istifâde eder. Allah buyurur ki: قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى Musa: Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir, dedi (20/Tâhâ 50).

İkincisi: Peygamberlerin dili, Kur’ân ve benzeri kitapları göndermek suretiyle insanlara yaptığı çağrı şeklinde ortaya çıkan hidâyet. İşte yüce Allah’ın şu âyette dile getirmek istediği de budur: وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا Onları buyruğumuz altında doğru yolu gösterecek önderler kıldık. (21/Enbiyâ 73).

Üçüncüsü: Sadece hidâyete erenlerin elde ettikleri tevfik (başarabilme imkânı sağlama). Yüce Allah’ın şu sözünde kastedilen de budur: وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآَتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidâyetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir (47/Muhammed 17); ıÜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. (64/Tegâbun 11); إِنَّ الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُمْ بِإِيمَانِهِمْ Hiç şüphesiz iman edip salih ameller işleyenleri, imanlarından dolayı Rableri hidâyete erdirir. (10/Yûnus 9).

Yine buyurur ki: وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا Ama bizim yolumuzda cihad edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. (29/Ankebût 69); وَيَزِيدُ اللَّهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى Allah, hidâyeti kabul edenlere, daha çok hidâyet verir. (19/Meryem 76).

فَهَدَى اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللَّهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ .... Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir (2/Bakara 213).

Dördüncüsü: Âhirette cennetin yolunu gösterme. Bu da yüce Allah’ın şu sözlerinde kastedilen hidâyettir: سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir (47/Muhammed 5); وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلاَ أَنْ هَدَانَا اللَّهُ ..Eğer Allah bizi doğru yola sevk etmeseydi biz doğru yola erişemezdik. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmişler, derler (7/A’râf 43).

Bu hidâyet türleri basamaklanmıştır. Birincisini elde edemeyen ikincisini elde edemez. Hatta ikincisiyle mükellef olması bile doğru olmaz. Henüz ikinci basamağa gelememiş olanın üçüncü ve dördüncü basamağı elde etmesi söz konusu olmaz. Dördüncüsünü elde eden ise, önceki her üçünü de elde etmiş demektir. Üçüncüsünü elde eden de bundan önceki ikisini de elde etmiş sayılır.

Bunu tersten okumak da mümkündür. Onun için bir insanın birinci sıradaki hidâyeti elde edip ikincisini ve üçüncüsünü elde etmemiş olması mümkündür.

İnsan, başkasını güzel bir şekilde davet etmek ve yolları göstermek dışında kimseye hidâyet veremez. Sadece bunu verebilir ancak diğer hidâyet türlerini, veremez. Birincisine Yüce Allah şu sözüyle işaret etmiştir: وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ … Fakat biz onu bir nur kıldık; Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun (42/Şûrâ 52); وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. (32/Secde 24); وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ H ..er kavim için bir hidâyet edeni vardır (13/Ra’d 7), yani, her kavmin bir davet edeni vardır.

Diğer hidâyet şekillerine ise, şu sözüyle işaret etmiştir: إِنَّكَ لاَ تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin; fakat Allah dilediğine hidâyet verir ve hidâyete erenleri en iyi O bilir (28/Kasas 56).

Yüce Allah’ın zalimlerden ve kâfirlerden esirgediğini belirttiği her hidâyet türü, yalnız hidâyete erenlere mahsus olan tevfik manasına gelip üçüncü kısma giren hidâyettir. Ayrıca âhiretteki sevap ve cennete koyma anlamındaki hidâyettir. Yüce Allah’ın şu sözleri gibi: كَيْفَ يَهْدِي اللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُوا أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللَّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ İnandıktan, Peygamber’in hak olduğuna şahadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola erdirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola erdirmez (3/Âl-i İmrân 86); ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلأَخِرَةِ وَأَنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ Bu (azab) şundan dolayıdır ki, onlar, dünya hayatını sevmiş ve onu âhirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez (16/Nahl 107).

Yüce Allah’ın Hz. Peygamber’in (sas) ve insanların elinde olmadığını bildirdiği, onların bu konuda herhangi bir yetkilerinin olmadığını açıkladığı her hidâyet, güzel bir şekilde davet etmek ve yolu göstermek dışında kalan hidâyet demektir. Akıl vermek, tevfîk/başarmasını sağlamak ve cennete koymak gibi. Yüce Allah’ın şu sözleri gibi: لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ Onları yola getirmek senin boynuna borç değildir, ancak Allah dilediğini yola getirir (2/Bakara 272); وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidâyet üzerinde toplardı. (6/En’âm 35); وَمَا أَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. (27/Neml 81).

Yine buyurur ki: إِنْ تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي مَنْ يُضِلُّ Sen o kâfirlerin hidâyete ermelerini ne kadar istesen de Allah, saptırdığı kimseyi hidâyete erdirmez. (16/Nahl 37); وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ وَمَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُضِلٍّ Her kimi ki Allah şaşırtırsa, artık ona hidâyet edecek yoktur. Her kime de Allah hidâyet verirse artık onu da şaşırtacak yoktur (39/Zümer 36-37); إِنَّكَ لاَ تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidâyete erdirir ve hidâyete erenleri en iyi O bilir (28/Kasas 56).

Bu manaya şu âyette de işaret edilmiştir: أَفَأَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ O hâlde insanları mü’min olsunlar diye sen mi zorlayacaksın? (10/Yûnus 99); وَمَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ Allah kime hidâyet verirse, o doğru yoldadır. (17/İsrâ 97).

Yani, hidâyeti isteyen ve onu arayandır muvaffak ettiği ve cennet yolunu gösterdiği; bunun aksini yapıp sapıklık ve küfür yolunu arayan değildir. Şu âyetler buna işaret etmektedir: وَاللَّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ ..Allah da kâfir olan bir kavmi doğru yola iletmez (9/Tevbe 37); وَاللَّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ .Allah, zalimler güruhunu hidâyete erdirmez (9/Tevbe 109); … إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ ..Herhâlde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz (39/Zümer 3).

اَلْكَاذِبُ اْلكَفَّارُ (Yalanlayan nankör): Allah’ın hidâyetini kabul etmeyendir. Bu, söz konusu meseleye işarettir, lafzı direk bunun için belirlenmiş olmasa da, bu böyledir. Allah, hidâyetini kabul etmeyene, hidâyet vermez. Bu tıpkı şuna benzer: Ben hediyemi kabul etmeyene hediye vermem. Benim bağışımı kabul etmeyene, bağış yapmam, beni istemeyeni, ben de istemem.

Bu manaya gelen bazı âyetler: وَاللَّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ .. Allah, zalimler güruhunu hidâyete erdirmez (9/Tevbe 109); وَاللَّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidâyet etmez (9/Tevbe 80); قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ مَنْ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ قُلِ اللَّهُ يَهْدِي لِلْحَقِّ أَفَمَنْ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ أَحَقُّ أَنْ يُتَّبَعَ أَمَّنْ لاَ يَهِدِّي إِلاَّ أَنْ يُهْدَى De ki, Ortak koştuklarınızdan doğru yolu gösterecek olan var mıdır?, Deki, Allah, hak olan doğru yola hidâyet eder. O hâlde doğru yola hidâyet eden mi kendisine uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır. (10/Yûnus 35).

Bu âyette geçen أَمَّنْ لاَ يَهِدِّي إِلاَّ اَنْ يُهْدَى kısmı, يَهْدِي إِلاَّ أَنْ يُهْدَى şeklinde de okunmuştur. Yani, başkasına hidâyet veremez, sadece kendisi hidâyete gelir. Bu da: Bir şey bilemez ve tanıyamaz. Yani, herhangi bir hidâyeti yoktur. Kendisine hidâyet yolu gösterilse de hidâyete gelmez. Çünkü onlar taş vb gibi ölü (cansız) varlıklardır. Sözün lafzına bakılırsa, kendilerine hidâyet yolu gösterilse, hidâyete gelirler gibi anlaşılmaktadır. Çünkü, onlar da sizin gibidir. Nitekim Allah buyurur ki: إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ Allah’ı bırakıp taptıklarınız da tıpkı sizin gibi kullardır (7/A’râf 194).

Onlar sadece ölülerdir. Başka bir yerde ise, şöyle buyurmuştur: وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لاَ يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمَاوَاتِ وَاْلآَرْضِ شَيْئًا وَلاَ يَسْتَطِيعُونَ Müşrikler, Allah’ı bırakıp, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızka sahip olmayan ve sahip olmaya da güçleri yetmeyen şeylere taparlar (16/Nahl 73).

Yüce Allah’ın: إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا K uşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör (76/İnsan 3); وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ Ona iki yolu gösterdik (Beled 10); وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ Kendilerini doğru yola çıkardık (37/Sâffât118).

Bunlar, akıl ve şerîat ile bilinen iyilik ve kötülüğün, sevap yolu ve azap yolunun bilinen kısmına işarettir. Şu âyetler de onu göstermektedir: فَرِيقًا هَدَى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ --- وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ (O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. … ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar (7/A’râf 30); إِنَّكَ لاَ تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ (Resûlüm!) Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidâyet erdirir ve hidâyete erenleri en iyi O bilir (28/Kasas 56); وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ ..Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini hidâyete erdirir. (64/Tegâbun 11).

Bu ise, insanın hakikati ararken gönlüne verilen tevfiktir. Şu âyette buna işaret edilmiştir: وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآَتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidâyetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir (47/Muhammed 17).

Hidâyet kavramı, gramer açısından bazı yerlerde kendi kendisiyle, bazı yerlerde lâm harfiyle, diğer bazı yerlerde ise, ilâ edatıyla müteaddî (geçişli) kılınmıştır. Allah buyurur ki: وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللَّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ . Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir (3/Âl-i İmrân 101); ıÜ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيم Onları seçtik ve doğru yola ilettik (6/En’âm 87); قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ مَنْ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ قُلِ اللَّهُ يَهْدِي لِلْحَقِّ أَفَمَنْ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ أَحَقُّ أَنْ يُتَّبَعَ أَمَّنْ لاَ يَهِدِّي إِلاَّ أَنْ يُهْدَى De ki, Ortak koştuklarınızdan doğru yolu gösterecek olan var mıdır?, Deki, Allah, hak olan doğru yola hidâyet eder. O hâlde doğru yola hidâyet eden mi kendisine uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır? (10/Yûnus 35); فَقُلْ هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى - وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى De ki: İster misin arınasın? * Seni Rabbinin yoluna ileteyim de ondan korkasın (79/Nâziât 18-19).

Hidâyet etmek fiilinin kendi başına müteaddi olan kullanımlarına misal: وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا Ve onları elbette doğru yola iletirdik (4/Nisâ 68); وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ; Kendilerini doğru yola erdirirdik (37/Sâffât118); اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ Bizi doğru yola h idâyet eyle, …ıÜ (1/Fâtiha 6); أَتُرِيدُونَ أَنْ تَهْدُوا مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? (4/Nisâ 88).

Yine buyurur ki: وَلاَ لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا … … ne de doğru bir yola erdirir (4/Nisâ 168); أَفَأَنْتَ تَهْدِي الْعُمْيَ وَلَوْ كَانُوا لاَ يُبْصِرُونَ Sen, körlere, görmedikleri hâlde hidâyet edebilir misin? (10/Yûnus 43); وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا … . ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir (4/Nisâ 175).

Hidâyet ve talim (öğretim) için iki şeyi gerekir: Öğretenin öğretmesi, öğrenenin de öğrenmesi. Hidâyet ve talim ancak bu ikisi olduğunda gerçekleştiğine göre, hidâyet veren ve öğreten elinden gelen tüm çabayı sarf eder, fakat alıcı konumunda kişi bunu kabul etmez, almaz, öğrenmezse, bu durumda, hedef kişinin kendisine yönelik çalışmayı kabul etmediği baz alınarak, hidâyet etmemiş ve öğretmemiş, denebilir. Onun için de şöyle denmesi de doğru olmaktadır: Hidâyet ve öğretimin gerçekleşmiş sayılabilmesi için şart olan alma, kabul etme, benimseme gerçekleşmediğinden, Yüce Allah da kâfirlere ve fasıklara hidâyet vermemiştir, denebilir. Aynı zamanda kendine düşeni yaptığından, onların hidâyete gelmeleri için yol göstermesi ve bununla ilgili bilgileri öğretmeye çalışmış olması yönünden, hidâyetin ana ilkesi gerçekleştiğinden Allah onlara hidâyet vermiş ve onlara yolu öğretmiştir de denebilir.

Birinci ölçüye göre şu iki âyeti yorumlamak mümkündür: وَاللَّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ .. Allah, zalimler güruhunu hidâyete erdirmez (9/Tevbe 109); وَاللَّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ . Allah da kâfir olan bir kavmi doğru yola iletmez (9/Tevbe 37).

İkinci ölçüye göre ise, şu âyet misal gösterilebilir: وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمَى عَلَى الْهُدَى Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. (41/Fussilet 17).

Gerçekten fayda verecek olan hidâyeti kabul etme gerçekleşmediğinden, durumu en doğru biçimde ifâde etmenin yolu şudur: Allah ona hidâyet vermiş fakat o, hidâyete gelmemiştir. Şu âyet gibi:

قُلْ لِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ - وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنْتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِنْ كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ De ki: Doğu da, batı da Allah’ındır. O, kimi dilerse onu hidâyete erdirir. * İşte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ’be’yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber’in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah’ın hidâyet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. (2/Bakara 142-143).

Bunlar, Yüce Allah’ın hidâyetini kabul edenler ve onunla hidâyete erenlerdir.

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ Bizi Doğru Yola hidâyet eyle (1/Fâtiha 6) ile وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا Ve onları elbette doğru yola iletirdik (4/Nisâ 68).

Âyetlerine gelince, deniyor ki: Bununla kast edilen genel hidâyet anlamına gelen akıl ve peygamberlerin sünnetidir. Fatiha suresinde, daha önce hidâyete ermiş olsak bile, bizim böyle dememiz emredilmiştir. Bu emir, onu söylediğimizde bize sevap vermesi içindir. Bu, bizim Hz. Muhammed’e salavat getirmemizi emretmesi gibidir. Kendisi ve melekleri zaten bunu yapmıştır, yapmaktadır.

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. (33/Ahzâb 56).

Kimisi de der ki: Bize böyle dua etmemizi emretmesinin nedeni, azgınların bizi azdırmasından, şehvetlerin bizi ele geçirmesinden bizi korumasını dilememizi istemesidir.

Kimileri ise: Bu وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآَتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidâyetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir (47/Muhammed 17) âyetinde bize vaat ettiği tevfîk’i dilememiz içindir,derler.

Bu, âhirette cennete giden yolu bize göstermesi ve kolaylaştırmasıdır, diyenler de vardır.

Doğrusu (bu,) Allah’ın hidâyete ulaştırdıklarının dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür (2/Bakara 143) âyetine gelince, buradaki hidâyete erdirilenler وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآَتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidâyetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir (47/Muhammed 17)’de zikredilen tevfik ile hidâyete erenlerdir.

هُدَى ve هِدَايَة kelimeleri dil yönünden birbirine denktir. Yalnız Yüce Allah هُدَى terimini bizzat kendisinin kontrol ettiği ve verdiği, insanın müdahalesi olan başka türlerinden ayırıp kendine mahsus işler sahasında kullanmıştır. Misal olarak: ıÜ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ . müttakiler için hidâyettir (2/Bakara 2); أُولَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ İşte b unlar, Rabblerinden bir hidâyet üzerindedirler (2/Bakara 5); شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآَنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ --- وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ O Ramazan ayı ki, insanları irşat için, hak ile batılı ayıracak olan, hidâyet rehberi ve deliller hâlinde bulunan Kur’ân onda indirildi. … Size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister (2/Bakara 185);فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ Size benim tarafımdan bir hidâyet rehberi geldiğinde, kim o hidâyetime uyarsa, (2/Bakara 38).

Yine buyurur ki: قُلْ أَنَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لاَ يَنْفَعُنَا وَلاَ يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ --- لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَى De ki Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları hâlde De ki: Allah’ın gösterdiği yol, yegane doğru yoldur. (6/En’âm 71).

هَذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ Bu (Kur’ân) insanlar için bir açıklama, Allah’dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür (3/Âl-i İmrân 138); وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى … Allah dileseydi, elbette onları hidâyet üzerinde toplardı. (6/En’âm 35); إِنْ تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي مَنْ يُضِلُّ Sen o kâfirlerin hidâyete ermelerini ne kadar istesen de Allah, saptırdığı kimseyi hidâyete erdirmez. (16/Nahl 37); أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ İşte onlar o kimselerdir ki, hidâyet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu bulanlar da olmâdilar (2/Bakara 16).

اِهْتِدَاء ise, insanın seçme özgürlüğünü kullanarak yaptığı inceleme ve araştırma sonucunda ulaştığı sonuç ve karara mahsus bir anlama işaret eder. Bu dünya işlerinde de olur, âhiret işlerinde de. Allah buyurur ki: وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O’dur (6/En’âm 97); إِلاَّ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلاَ يَهْتَدُونَ سَبِيلاً Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç (4/Nisâ 98).

اِهْتِدَاء , hidâyeti arama, isteme için de kullanılır. Misal olarak: وَإِذْ آَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ Ve hani bir zamanlar Musa’ya o kitabı ve furkanı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz (2/Bakara 53); فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِي وَلِأُتِمَّ نِعْمَتِي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ Siz de onlardan korkmayın, benden korkun. Hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım, hem gerek ki doğru yola eresiniz (2/Bakara 150).

Yine buyurur ki: فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْا … .Eğer İslâm’a girerlerse hidâyete ermiş olurlar. (3/Âl-i İmrân 20); فَإِنْ آَمَنُوا بِمِثْلِ مَا آَمَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse hidâyeti bulmuş olurlar. (2/Bakara 137).

مُهْتَدِي Bir alimin yolunu izleyen kişiye de denir. Meselâ: أَوَلَوْ كَانَ آَبَاؤُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ شَيْئًا وَلاَ يَهْتَدُونَ Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsa da mı? (5/Mâide 104).

Burada onların kendilerinin bilmediklerine ve bir alime de uymadıklarına dikkat çekilmiştir.

فَمَنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَا أَنَا مِنَ الْمُنْذِرِينَ ı Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece uyarıcılardanım (27/Neml 92).

Burada geçen اِهْتِدَاء ise, tüm ihtida şekillerini kapsar. Bunlar hidâyeti istemek, onu aramak, ona uymak ve onu inceleyip araştırmak gibi edimlerdir.

وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لاَ يَهْتَدُونَ ı Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidâyete giremiyorlar (27/Neml 24) âyeti de bunun gibidir.

وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآَمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tövbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım (20/Tâhâ 82) âyetinin manası ise, sonra hidâyeti istemeye, aramaya devam etti, onu araştırmaktan usanmadı ve bir daha günâh yoluna dönmedi, şeklindedir.

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ - أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz, derler. * İıÜışte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidâyete erenler de onlardır (2/Bakara 156-157).

Yani, Yüce Allah’ın hidâyetini arayan, onu kabul eden ve onun gereğini yapanlar. Onlardan haber verirken de şöyle buyurmaktadır: وَقَالُوا يَا أَيُّهَا السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ Onlar azâbı görünce: Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz, dediler (43/Zuhruf 49).

هَدْي ise, evi göstermeye mahsus bir sözcüktür. el-Ahfeş şöyle der: Bunun tekili هَدِيَّة şeklindedir. Müennesi ise, هَدْي olarak gelir; bu da kendisiyle niteleme yapılmış bir mastar gibidir. Allah buyurur ki: فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلاَ تَحْلِقُوا رُءُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ --- فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ Eğer bunlardan alıkonulsanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. (2/Bakara 196); هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ Kâbe’ye ulaşacak bir kurban olmak üzere (5/Mâide 95).

Yine buyurur ki: وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلَائِدَ ..kurbanlık hediyelere, gerdanlıklarına (5/Mâide 2); وَالْهَدْيَ مَعْكُوفًا أَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُ ..bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdir (48/Fetih 25).

هَدِيَّة : İnsanların birbirlerine gönül almak kasdıyla verdikleri armağandır. Allah buyurur ki: وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ - فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمَانَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا آَتَانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آَتَاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُون Ben bir hediye göndereceğim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. Gelince Süleyman şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz (27/Neml 35-36).

مِهْدَى kelimesi ise, armağanın kendisi üzerinde sunulduğu tepsidir.

مِهْدَاء da çokça hediye veren kişi demektir. Bu anlamda Şair şöyle der:

459- وَإِنَّكَ مِهْدَاءُ الْخَنَا نَطِفُ الْحَشَا

459- Sen çokça fahişe hediye eden, içi pis olan birisin.

هَدِي , hem hediye hem de gelin için kullanılır. Bu anlamda: هَدَيْتُ اْلعَرُوسَ إِلَى زَوْجِهَا Gelini eşine hediye ettim, denir. Ayrıca مَا أَحْسَنَ هَدِيَّةَ فُلاَنٍ وَهَدْيَهُ Falanın hediyesi ve yolu ne güzeldir. فُلاَنٌ، يُهَادِى بَيْنَ اثْنَيْنِ deyimi ise, iki kişi arasında yürüyüp her ikisine de dayanan kişi için, söylenir. تَهَادَتِ اْلمَرْأَةُ Kadın, iki kişiye dayanıyor gibi yürüdü.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →