ه م م (HMM)
H-m-m
وَهَمُّكَ مَا لَمْ تُمْضِهِ لَكَ مُنْصِبُ -462
462- Üzüntün, bertaraf etmediğin sürece seni bitkin düşürür.
Allah buyurur ki: إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) yeltenmişti de, O (Allah) onların ellerini sizden çekmişti (5/Mâide 11); وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِهَا O hanım, onu gerçekten arzu etmişti, O da onu arzu etmişti, (12/Yûsuf 24); إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلاَ O zaman içinizden iki topluluk dağılmak istemişti. (3/Âl-i İmrân 122).
Yine buyurur ki: لَهَمَّتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ أَنْ يُضِلُّوكَ onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı (4/Nisâ 113); وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُوا . ve o başaramadıkları cinâyeti tasarladılar. (9/Tevbe 74); وَهَمُّوا بِإِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَءُوكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ Peygamber’i yurdundan çıkarmayı arzu edenlere ve üstelik size saldırmaya önce başlayanlara (9/Tevbe 13); وَهَمَّتْ كُلُّ أُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ Her ümmet, kendi peygamberlerini yoldan çıkarmayı arzu etti. (40/Mü’min 5).
أَهَمَّنِي كَذَا deyimi, beni onunla ilgilenmeye sevk etti, demektir. Allah buyurur ki: وَطَائِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنْفُسُهُمْ Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. (3/Âl-i İmrân 154).
Bundan ayrı olarak: هَذَا رَجُلٌ هَمُّكَ مِنْ رَجُلٍ ، وَهِمَّتُكَ مِنْ رَجُلٍ denir ki, bu نَاهِيكَ مِنْ رَجُلٍ deyimi gibi olup: Bu kişi, adam olarak sana yeter, manasına gelir.
هَوَامُّ yerde debelenen haşerelerdir.
رَجُلٌ هِمٌّ Yaşlı, fani, yaşlılığın kendisini eritip bitirdiği adam. Aynı hususiyet kadın için de söz konusudur: اِمْرَأَةٌ هِمَّة yaşın kendisini bitirdiği kadın.