Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut'a verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū iƶā nekeHtumu l-mu'mināti ṧumme Talleḳtumūhunne min ḳabli en temessūhunne fe mā lekum ǎleyhinne min ǐddetin teǎ'teddūnehā fe mettiǔhunne ve serriHūhunne serāHen cemīlen

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1يَاأَيُّهَاyā eyyuhāEY/HEY/AH SİZ!
2الَّذِينَ(e)lleƶīnekimseler
3اٰمَنُٓواāmenūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanan(lar)
4اِذَاiƶāzaman
5نَكَحْتُمُnekeHtumuن ك حBağlamak, düğüm yapmak, sözleşme yapmak, evlenmek, evliliknikahladığınız
6الْمُؤْمِنَاتِl-mu'minātiا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanan kadınları
7ثُمَّṧummesonra, ayrıca
8طَلَّقْتُمُوهُنَّTalleḳtumūhunneط ل قBağdan kurtulmak, boşanmak, reddedilmek. talak - boşanma. ta'allaqa (fiil 2) - boşanmak/bırakmak/ayrılmak. mutallaqatun - boşanmış kadın. intalaqa - bir şey yapmaya başlamak, ayrılmak, bir şey yapmaya koyulmak, yoluna gitmek, serbest veya gevşek olmak.boşarsanız
9مِنْmin
10قَبْلِḳabliق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmekönce
11اَنْen
12تَمَسُّوهُنَّtemessūhunneم س سElle bir şeye dokunmak veya hissetmek, bir şeye müdahale veya engel olmadan dokunmak, vurmak veya çarpmak, etkilemek veya başına gelmek, üzücü olmak veya başarılması zor olmak.onlara dokunmadan
13فَمَاfe māyoktur
14لَكُمْlekumsize
15عَلَيْهِنَّǎleyhinneonların üzerinde
16مِنْmin
17عِدَّةٍǐddetinع د دSaymak, numaralandırmak, hesaplamak, nüfus sayımı yapmak. Addun - sayı, hesaplama, belirlenmiş sayı. Adadun - sayı. İddatun - sayı, belirlenmiş süre, sayma, saymak, boşanmış veya dul kalmış bir kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken yasal süre. A'dd - hazırlamak, hazır etmek. Addina - sayanlar. Ma'dudun - sayılmış olan.bir iddet (hakkınız)
18تَعْتَدُّونَهَاteǎ'teddūnehāع د دSaymak, numaralandırmak, hesaplamak, nüfus sayımı yapmak. Addun - sayı, hesaplama, belirlenmiş sayı. Adadun - sayı. İddatun - sayı, belirlenmiş süre, sayma, saymak, boşanmış veya dul kalmış bir kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken yasal süre. A'dd - hazırlamak, hazır etmek. Addina - sayanlar. Ma'dudun - sayılmış olan.sayacağınız
19فَمَتِّعُوهُنَّfe mettiǔhunneم ت عFaydalanmak/yararlanmak, hediye, faydalı/avantajlı herhangi bir şey, eşya (örn. mutfak eşyası, mobilya), mal/ürün.hemen geçimliklerini verin
20وَسَرِّحُوهُنَّve serriHūhunneس ر حSerbest bırakmak, salıvermek, göndermek, yayılmak, otlatmak, boşaltmak, ayrılmak, terhis etmek, salmak, yollamak, rahat bırakmak, özgür bırakmakve onları serbest bırakın
21سَرَاحًاserāHenس ر حSerbest bırakmak, salıvermek, göndermek, yayılmak, otlatmak, boşaltmak, ayrılmak, terhis etmek, salmak, yollamak, rahat bırakmak, özgür bırakmakbir bırakışla
22جَمِيلًاcemīlenج م لBir şey veya şeyleri toplamak, güzel olmak, kişilik olarak hoş olmak, davranış/ahlaki karakter açısından iyi olmak, ılımlı olmak, hoş/nazik olmak, yakışıklı olmak, edepli/onurlu/zarif olmak, zarif olmak, bir şeyi birleştirmek veya tamamlamak, [Jaml] erkek deve; gemi; hurma ağacı; büyük deniz balığı veya balina; bükülmüş ip.güzel

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ey inananlar, inanan kadınları nikâhladıktan sonra onlara dokunmadan boşarsanız onlar için sayacağınız bir bekleme müddeti yoktur; onlara geçinecek bir şey verin ve güzellikle bırakın.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ey inananlar, inanan kadınları nikâhladıktan sonra onlara dokunmadan boşarsanız onlar için sayacağınız bir bekleme müddeti yoktur; onlara geçinecek bir şey verin ve güzellikle bırakın.

Adem Uğur

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da, henüz zifafa girmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir iddet süresince bekletme hakkınız yoktur. O halde onları (bir bağışla) memnun edin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın.

Ahmed Hulusi

Ey iman edenler! İman etmiş kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan önce onları boşarsanız, sizin için onlar aleyhine, sizin belirleyeceğiniz bir iddet (yeniden evlenmelerine mani bir süreç) hakkınız yoktur. . . Derhal mut'alarını verin (mal - para verin) ve kendilerini kolaylıkla serbest bırakın.

Ahmet Tekin

Ey iman edenler, mü’min kadınları nikâhladığınız zaman, henüz zifafa girmeden onları boşar, boşanma kararı alırsanız, onları, mahkemeye, hakemlere veya âlimlere hesaplatacağınız bir iddet süresince bekletmeye hakkınız yoktur. Onları hemen dünyalık vererek, ihtiyaçlarını karşılayarak güzel bir şekilde serbest bırakın.

Ahmet Varol

Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlar da sonra kendilerine dokunmadan boşarsanız sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Onlara geçimlik birşeyler verin ve kendilerini güzel bir tarzda salıverin.

Ali Bulaç

Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin.

Ali Fikri Yavuz

Ey müminler! Mümin hanımları nikâh edip de, sonra kendilerine dokunmadan (onlarla başbaşa kalmadan) onları boşarsanız, artık üzerlerine sayıp duracağınız bir iddet (üç hayız müddeti kadar bir bekleyiş) size yoktur; (hemen başka bir kocaya varabilirler). Bu takdirde onlara, hemen nikâh haklarını verip kendilerini güzel bir şekilde boşayın.

Ali Rıza Safa

Ey inanca çağırılanlar! İnanan kadınlarla evlenip, sonra onlara dokunmadan boşadığınızda, artık onlar için bir bekleme süresi hesaplamaya hakkınız yoktur. Öyleyse onların gereksinimlerini karşılayın ve güzel bir biçimde onları bırakın.

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp sonra kendileriyle cinsel ilşkiye girmeden onları boşarsanız, artık onlar üzerinde sizin sayıp duracağınız bir iddet bekletme hakkınız yoktur. Onlara bir miktar yardımda bulununuz ve onları güzellikle serbest bırakınız!

Bekir Sadak

Ey inananlar! Mumin kadinlarla nikahlanip, onlari, temasta bulunmadan bosadiginizda, artik onlar icin size iddet saymaya luzum yoktur. Kendilerine bagista bulunarak onlari guzellikle serbest birakin.

Celal Yıldırım

Ey imân edenler! İmân eden kadınları nikahladıktan sonra kendilerine henüz dokunmadan (cinsel yaklaşma ve ona itici bir davranışta bulunmadan) boşayacak olursanız, artık sizin için onlar hakkında sayacağınız i d d e t (şer'î bekleme süresi) yoktur. Onları geçimlikle yararlandırın ve güzel bir şekilde salıverin.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Ey iman edenler! Mümin kadınlarla evlenme akdi yapıp da sonra, birleşmeden onları boşadığınızda onlar üzerinde, hesaplayıp bekleteceğiniz bir iddet hakkınız yoktur. Onları bir şeyler vererek memnun ediniz ve güzellikle boşayınız.

Diyanet İşleri

Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut'a verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.

Diyanet İşleri (eski)

Ey inananlar! Mümin kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda, artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.

Diyanet Vakfi

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da, henüz zifafa girmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir iddet süresince bekletme hakkınız yoktur. O halde onları (bir bağışla) memnun edin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra onlara dokunmadan boşadığınız zaman, sizin için üzerlerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Derhal müt'alarını (mehirleri belirlenmediği takdirde yararlanacakları bir mal) verip onları güzel bir şekilde salıverin.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp da kendileriyle ilişkide bulunmadan onları boşadığınızda onların üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Hemen mehirlerini verip onları güzelce salıverin!

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey o bütün iyman edenler! Mü'minleri nikah ettiğiniz, sonra onlara dokunmadan talak verdiğiniz vakıt üzerlerinde sayacağınız bir ıddet hakkınız yoktur, derhal müt'alarını verib onları güzel bir surette salıverin

Erhan Aktaş

Ey iman edenler! Mü'min kadınlarla evlenip, sonra onlara dokunmadan boşarsanız, onların iddet süresince beklemelerini isteme hakkınız yoktur. Böyle bir durumda onları hemen yararlandırın ve güzellikle ayrılın.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ey iman edenler! Mü'min kadınlarla evlenip, sonra onlara dokunmadan boşarsanız, onların iddet süresince beklemelerini isteme hakkınız yoktur. Böyle bir durumda onları hemen yararlandırın ve güzellikle ayrılın.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikah edip, sonra onlara dokunmadan boşarsanız, onların iddet süresince beklemelerini isteme hakkınız yoktur. Böyle bir durumda onları hemen yararlandırın ve güzellikle ayrılın.

Fizilal-il Kuran

Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlayıp da, henüz dokunmadan onları boşarsanız, onları iddet müddetince beklemeniz gerekmez. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.

Gültekin Onan

Ey inananlar, inançlı (kadın)ları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin.

Hamdi Döndüren

Ey iman edenler! İnanan kadınlarla evlenip de henüz onlara dokunmadan boşarsanız, sizin için onların üzerinde sayacağınız bir iddet yoktur. Bu takdirde onları, malca yararlandırıp kendilerini güzellikle serbest bırakın.

Hasan Basri Çantay

Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıb da sonra, kendilerine dokunmadan, onları boşadığınız zaman sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yokdur. O suretde onları faidelendirib kendilerini güzel bir şekilde salıverin.

Hasib Asutay

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da henüz onlara dokunmadan (22) boşarsanız, sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (23) ve güzel bir şekilde onları serbest bırakın. (22. Cinsel ilişkide bulunmadan.) (23. Bir entari, bir çarşaf, bir başörtü verilmesiyle.)

Hayrat Neşriyat

Ey îmân edenler! Mü’min kadınları nikâh eder de sonra kendilerine dokunmanızdan önce onları boşarsanız, bu durumda sizin için onların üzerinde sayacağınız bir iddet (süresi bekletme hakkınız) yoktur. Hemen onları (mehirlerinin yarısıyla) faydalandırın ve onları güzelce bir bırakmayla (incitmeden) güzellikle salıverin!

İbni Kesir

Ey iman edenler; mü'min kadınları nikahlayıp sonra onlarla temasta bulunmadan önce boşadığınızda, artık onlar için iddet saymanıza lüzum yoktur. Kendilerini geçindirin ve güzellikle serbest bırakın.

Mehmet Okuyan

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da onlara (cinsel olarak) dokunmadan onları boşarsanız, onların aleyhine sizin lehinize sayacağınız hiçbir (bekleme) süresi yoktur. Onlara, geçimlik (mehrin yarısını) verin ve onları güzel bir şekilde bırakın (boşanın).

Muhammed Esed

Siz ey imana ermiş olanlar! Mümin kadınlarla evlenir ve fakat onlara dokunmadan boşarsanız, onlar adına bir iddet dönemi hesaplamaya ve (onlardan bunu) beklemeye hakkınız yoktur; o halde (hemen) ihtiyaçlarını karşılayın ve en güzel şekilde bırakın.

Mustafa İslamoğlu

Siz ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlar da onları gerdeğe girmeden önce boşarsanız, onlara karşı iddet hesaplama hakkınız yoktur; şu halde derhal onlara dünyalıklarını verin ve kendilerini güzellikle salıverin.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ey imân etmiş olanlar! İmân sahibesi olan kadınları nikâh ettiğiniz, sonra da onları daha kendilerine temas etmeden evvel boşadığınız vakit, artık sizin için onların üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. O halde onları fâidelendiriniz ve onları güzelce bir sûrette salıveriniz.

Ömer Öngüt

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp da henüz onlara dokunmadan boşarsanız, sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Bu takdirde hemen nikah haklarını verin ve güzellikle serbest bırakın.

Suat Yıldırım

Ey müminler! Mümin kadınlarla nikâh akdi yapıp da onlara dokunmadan kendilerini boşayacak olursanız, onların iddet beklemelerini isteme hakkınız yoktur. Bu durumda bağışlayacağınız hediyelerle onları memnun ederek güzel bir şekilde boşayın.

Süleyman Ateş

Ey inananlar, inanan kadınları nikahlayıp da henüz onlara dokunmadan boşarsanız, onların üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Hemen müt'alarını verin (biraz geçimlik verip memnun edin) ve onları güzellike serbest bırakın.

Süleymaniye Vakfı

Ey inanıp güvenenler! Mümin kadınları nikahlar da onları kendilerine dokunmadan boşarsanız, sizin onlar için saymanız gereken bir iddet yoktur. Bu durumda onları (marufa uygun olarak) yararlandırın ve güzelce kendinizden ayırın.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ey iman etmiş kişiler! Mümin kadınlarla nikahlanır da ilişkiye girmeden boşarsanız onların, sizden dolayı iddet beklemeleri gerekmez. Onlara yararlanacakları bir şey verin ve onları güzellikle serbest bırakın.

Şaban Piriş

-Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp, sonra da onlarla ilişkiye girmeden boşadığınız zaman, onlara iddet saymanıza gerek yoktur. Onlara geçimliklerini verin ve onları güzel bir şekilde bırakın.

Tefhim-ul Kuran

Ey iman edenler, mü'min kadınları nikâhlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin.

Ümit Şimşek

Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikâhladıktan sonra kendilerine dokunmadan boşadığınız takdirde, onlar için saymanız gereken bir iddet yoktur. Yalnız onları gönül alacak birşeylerle faydalandırın ve güzellikle boşayın.

Yaşar Nuri Öztürk

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp da kendilerini, onlara dokunmadan boşarsanız, sizin belirleyeceğiniz bir iddet boyunca onları bekletme hakkınız yoktur. O halde, böyle durumlarda onları nimetlendirin ve kendilerini güzelce serbest bırakın.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Ey iman gətirənlər! Əgər mömin qadınlarla evlənsəniz, sonra da onlara toxunmazdan əvvəl talaqlarını versəniz, artıq onlar üçün gözləmə müddətini saymağa (yanınızda saxlamağa) haqqınız yoxdur. Belə olduğu təqdirdə onlara talaq haqlarını verin və gözəl tərzdə sərbəst buraxın.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Ey iman gətirənlər! Əgər möʼmin qadınlarla evlənib onlara toxunmadan əvvəl talaqlarını versəniz, artıq onlar üçün sizə gözləmə müddəti saymağa ehtiyac yoxdur. (Onları evlərinizdə saxlayıb gözləmə müddətini başa vurmağa məcbur etməyin. Aranızda yaxınlıq olmadığı üçün nə vaxt istəsələr, o vaxt da başqasına ərə gedə bilərlər). Belə olduqda onlara bir şey (mehrin yarısını və ya bir az mal) verib gözəl tərzdə sərbəst buraxın!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

O ihr Gläubigen! Wenn ihr gläubige Frauen heiratet und euch von ihnen trennt, bevor ihr sie berührt habt, dann habt ihr keine Wartezeit anzusetzen. Ihr sollt ihnen eine Scheidungs-Abfindung entrichten und sie im Guten gehen lassen.

Almanca — Der Edle Quran

O die ihr glaubt, wenn ihr gläubige Frauen heiratet und euch hierauf von ihnen scheidet, bevor ihr sie berührt habt, dann dürft ihr für sie keine von euch berechnete Wartezeit aussetzen; gewährt ihnen eine Abfindung und gebt sie auf schöne Weise frei.

Almanca — M. A. Rassoul

O ihr, die ihr glaubt! Wenn ihr gläubige Frauen heiratet und euch dann von ihnen scheiden lasset, ehe ihr sie berührt habt, so besteht für euch ihnen gegenüber keine Wartefrist, die sie einhalten müßten. Darum beschenkt sie und entlaßt sie auf geziemende Weise.

Almanca — Muhammad Zaidan

Ihr, die den Iman verinnerlicht habt! Wenn ihr die iman-verinnerlichenden Frauen heiratet und dann euch von ihnen durch Talaq-Scheidung trennt, bevor ihr sie intim berührt habt, dann habt ihr sie zu keiner ʹIdda zu verpflichten. Also gebt ihnen das ihnen Zustehende und scheidet euch von ihnen auf gütige Weise.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

O you whose hearts have been touched with the divine hand: if you have been married to women of the same law and you divorce them before you have consummated marriage then you have no claim upon them to fulfill the prescribed set period of waiting and set them free gracefully.

Abdul Haleem

Believers, you have no right to expect a waiting period when you marry believing women and then divorce them before you have touched them: make provision for them and release them in an honourable way.

Abdullah Yusuf Ali

O ye who believe! When ye marry believing women, and then divorce them before ye have touched them, no period of 'Iddat have ye to count in respect of them: so give them a present. And set them free in a handsome manner.

Abul A'la Maududi

Believers, when you marry believing women and then divorce them before you have touched them, you may not require them to observe a waiting period that you might reckon against them. So make provision for them and release them in an honourable manner.

Aisha Bewley

You who have iman! when you marry believing women and then divorce them before you have touched them, there is no ‘idda for you to calculate for them, so give them a gift and let them go with kindness.

Al-Hilali & Khan

O you who believe! When you marry believing women, and then divorce them before you have sexual intercourse with them, no ‘Iddah [divorce prescribed period, see (V.65:4)] have you to count in respect of them. So give them a present, and set them free (i.e. divorce), in a handsome manner.

Ali Quli Qarai

O you who have faith! When you marry faithful women and then divorce them before you touch them, there shall be no period for you to reckon. But provide for them and release them in a graceful manner.

Amatul Rahman Omar

Believers! when you marry believing women and then divorce them before you have had access to them they are under no obligation to wait for `Iddat (- the prescribed period of waiting) that you count with regard to them (before they can marry). You had better give them some provision and send them away in a handsome manner.

Arthur John Arberry

O believers, when you marry believing women and then divorce them before you touch them, you have no period to reckon against them; so make provision for them, and set them free with kindliness.

Bijan Moeinian

The believers are hereby informed that: If they marry a woman and divorce her before having sex with, the woman may remarry immediately and does not owe her Ex-husband a waiting period [of three periods. ] It is the duty of the man to provide such a woman with some kind of material well being and send her of gracefully.

E. Henry Palmer

O ye who believe! when ye wed believing women, and then divorce them before ye have touched them, ye have no term that ye need observe; so make them some provision, and let them go handsomely at large.

Edip-Layth

O you who acknowledge, if you married the acknowledging women and then divorced them before having intercourse with them, then there is no interim required of them. You shall compensate them, and let them go in an amicable manner.

George Sale

O true believers, when ye marry women who are believers, and afterwards put them away, before ye have touched them, there is no term prescribed you to fulfil towards them after their divorce: But make them a present, and dismiss them freely, with an honourable dismission.

Hamid S. Aziz

And incline not to the disbelievers and the hypocrites. Disregard their annoying talk, and rely on Allah; and Allah is sufficient as a Trustee.

Mahmoud Ghali

O you who have believed, when you marry women believers, thereafter divorce them even before you touch them, then in no way do you have any (fixed) spell (In Arabic ciddah, a definite number of days calculated) to calculate against them; so allow them (the necessary) enjoyment, and release them a becoming release.

Marmaduke Pickthall

O ye who believe! If ye wed believing women and divorce them before ye have touched them, then there is no period that ye should reckon. But content them and release them handsomely.

Mohamed Ahmed - Samira

O you who believe, when you marry believing women then divorce them before having (sexual) contact with them, you have no right to demand observance of the 'waiting period' of them. But provide suitably for them, and let them go with honour.

Muhammad Asad

O YOU who have attained to faith! If you marry believing women and then divorce them ere you have touched them, you have no reason to expect, and to calculate, any waiting period on their part: hence, make [at once] provision for them, and release them in a becoming manner.

Mustafa Khattab

O believers! If you marry believing women and then divorce them before you touch them,[1] they will have no waiting period for you to count,[2] so give them a ˹suitable˺ compensation, and let them go graciously.

Progressive Muslims

O you who believe, if you marry the believing women, then divorced them before having intercourse with them, then there is no interim required of them. You shall compensate them, and let them go in an amicable manner.

Sahih International

O You who have believed, when you marry believing women and then divorce them before you have touched them, then there is not for you any waiting period to count concerning them. So provide for them and give them a gracious release.

Sam Gerrans

O you who heed warning: when you marry believing women then divorce them before you have touched them: there is no number for you that you should count concerning them; but give them provision, and release them with a comely release.

Shabbir Ahmed

O You who have chosen to be graced with belief! When you wed believing women, and divorce them before you have touched them, then there is no waiting period for them (to marry another man). Make decent provision for them and let them go in a becoming manner. (2:228-241), (4:3), (4:19), (4:35), (4:128), (33:49), (58:1) (65:1-4).

Syed Vickar Ahamed

O you who believe! When you marry believing women, and then divorce them before you have touched them, you do not have to wait the period of waiting for them (to complete the divorce): So, give them a present, and set them free in a wholesome (and happy) way.

Taqi Usmani

O you who believe, when you marry the believing women, and then divorce them before you have touched them, then they have no obligation of any ‘iddah (waiting period) for you that you may count. So give them (due) benefits, and release them in a pleasant manner.

The Monotheist Group

O you who believe, if you marry the believing females, then divorce them before having intercourse with them, then there is no interim required of them. You shall compensate them, and let them go in an amicable manner.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

O vous qui croyez! Quand vous vous mariez avec des croyantes et quʹensuite vous divorcez dʹavec elles avant de les avoir touchées, vous ne pouvez leur imposer un délai dʹattente. Donnez-leur jouissance (dʹun bien) et libérez-les (par un divorce) sans préjudice.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Gelî bawermendan! Dema ku we jinên bawermend li xwe mehr kirin, beriya hûn herin livîna wan we ew berdan, vêca ji bo we li ser wan tu ‘idde (dema nemêrkirinê) tune ye ku hûn li ser wan bijimêrin. Nexwe ji malê xwe qenciyekê bi wan bikin û bi awayekî rind riya wan vekin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Jullie die geloven! Wanneer jullie gelovige vrouwen getrouwd hebben en jullie geven hun de scheiding voordat jullie haar aangeraakt hebben dan kunnen jullie voor haar geen wachttijd berekenen, maar treft wel een voorziening en zendt haar op een vriendelijke manier weg.

Hollandaca — Salomo Keyzer

O ware geloovigen! indien gij vrouwen huwt, die geloovig zijn en haar daar na verstoot zonder haar te hebben aangeraakt, dan is u niets voorgeschreven, wat gij na hare echtscheiding, omtrent haar hebt te vervullen; maar geeft haar een geschenk en ontslaat haar vrijelijk met een eervol ontslag.

Hollandaca — Siregar

O jullie die geloven, wanner jullie de gelovige vrouwen hebben gehuwd en daarna van hen scheiden, voordat jullie hen hebben aangerakt, dan is er voor jullie geen plicht om hen een wachtperiode in acht te laten nemen. Geeft hun dan een geschenk en laat hen op een eervolle wijze gaan.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

О те, которые уверовали! Если вы женитесь на верующих (женщинах) [заключите с ними брачный союз], а потом разведетесь с ними раньше, чем коснетесь их [прежде чем будете иметь с ними близость], то нет для вас (о, верующие мужчины) (обязанностью) по отношению к ним [к разводимым женам] никакого (послеразводного) срока, который вы бы отсчитывали. И наделяйте их [разводимых женщин] дарами [[Если женщине был назван размер брачного дара, то ей дается половина названного дара, если развод происходит до близости. Если же размер брачного дара не был назван, то ей дается подарок, размер которого определяет судья (кадый) в зависимости от состоятельности разводящегося мужчины. (Абу Бакр Джазаири, «Айсар ат-тафасир»)]] (когда разводитесь с ними) (чтобы сгладить обиду), и отпускайте их (к своим семьям) прекрасным образом [не причиняя им никакой обиды].

Rusça — Osmanov

О вы, которые уверовали! Если вы берете в жены верующих женщин, а потом даете им развод, до того как вы разделили с ними ложе, то они не обязаны перед вами выдерживать срок [до нового замужества]. Обеспечьте их и отпустите с добром.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

TROENDE! Om ni ingår äktenskap med troende kvinnor och sedan skiljer er från dem, innan ni ännu rört dem, skall ingen väntetid räknas för dem. Ge dem då deras avskedsgåva och lös dem i godo från det äktenskapliga bandet.