İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.

يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ

yelbesūne min sundusin ve istebraḳin muteḳābilīne

Tefsirler

Kelimeler

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

İnce ve kalın ipekliler giyerler, karşı karşıya otururlar.

Adem Uğur

İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.

Ahmed Hulusi

Karşılıklı olarak ince ipekten ve parlak atlastan giyerler.

Ahmet Tekin

İnce, ipek ve parlak atlas kumaşlardan elbiseler giyerek, karşılıklı otururlar.

Ahmet Varol

İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı (otururlar).

Ali Bulaç

Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).

Ali Fikri Yavuz

Sündüs ve İstebrak’dan (ibaret işlemeli ve kalın) elbiseler giyerek karşı karşıya gelirler.

Ali Rıza Safa

İnce ipekten ve işlenmiş atlastan giysiler giyinirler; karşılıklı.

Bayraktar Bayraklı

İnce ve kalın ipekten elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.

Bekir Sadak

Ince ipekten ve parlak atlastan giyinerek karsilikli otururlar.

Celal Yıldırım

Zarif yumuşak ipekten, ince ve kalın atlastan giyinirler ve karşılıklı otururlar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(51-52-53) Allah’a itaatsizlikten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler; dostlarla karşı karşıya ipekli ve sırmalı elbiseler giymiş olarak cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.

Diyanet İşleri

İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.

Diyanet İşleri (eski)

İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.

Diyanet Vakfi

(51-53) Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

ince ve kalın ipekten elbiseler giyerek karşı karşıya (otururlar).

Elmalılı Hamdi Yazır

Sündüs ve istebraktan elbiseler giyerek karşı karşıya

Erhan Aktaş

İpekten ve atlastan elbiseler giyerler, karşılıklı otururlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

İpekten ve atlastan elbiseler giyerler, karşılıklı otururlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İpekten ve atlastan elbiseler giyerler, karşılıklı otururlar.

Fizilal-il Kuran

İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar.

Gültekin Onan

Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).

Hamdi Döndüren

İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar.

Hasan Basri Çantay

İnce, nazik ve kalın (altın işlemeli) ipeklerden, atlaslardan giyecekler, karşı karşıya (gelerek mahabbet edecekler) dir.

Hasib Asutay

İnce ipekten ve parlak atlastan (giysiler) giyerek karşılıklı otururlar.

Hayrat Neşriyat

İnce ipekten ve kalın ipekten (elbiseler) giyerek karşılıklı oturanlardır.

İbni Kesir

İnce ipekten ve parlak atlastan giyerler, karşılıklı otururlar.

Mehmet Okuyan

Karşılıklı oturarak ince ipek ve parlak atlastan giyinecekler.

Muhammed Esed

ipek ve altından giysiler içinde birbirlerine (sevgiyle) yaklaşarak.

Mustafa İslamoğlu

Tarifsiz güzellikte sonsuz özgürlük libası ve altın sırmalı kaftanlar giyip göz göze bakışacaklar.

Ömer Nasuhi Bilmen

(52-53) Cennetlerde ve pınarlardadırlar. Karşı karşıya oldukları halde atlastan, parlak ipekten (libaslar) giyineceklerdir.

Ömer Öngüt

İnce ipekten ve parlak atlastan (elbiseler) giyerek karşılıklı otururlar.

Suat Yıldırım

(51-57) Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!

Süleyman Ateş

İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar.

Süleymaniye Vakfı

İnce ve kalın ipekten elbiseler giyecek ve karşılıklı oturacaklar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İpek sırmalı kumaşlara bürünecek, karşı karşıya oturacaklar.

Şaban Piriş

Halis ipek ve parlak atlastan elbiseler giyerek, karşılıklı otururlar.

Tefhim-ul Kuran

Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı olarak (otururlar).

Ümit Şimşek

İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinir, karşılıklı otururlar.

Yaşar Nuri Öztürk

İnce ipekten, parlak atlastan giymiş olarak, karşılıklı oturmaktadırlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Taftadan və atlazdan libaslar geyib qarşı-qarşıya əyləşəcəklər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Taftadan və atlazdan (nazik və qalın ipdən) libaslar geyib qarşı-qarşıya əyləşəcəklər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie tragen Kleidung aus Sundus-Seide und Istabraq-Brokat und sitzen einander behaglich gegenüber.

Almanca — Der Edle Quran

Sie tragen (Gewänder) aus Seidenbrokat und schwerem Brokat (,) und (sie liegen) einander gegenüber.

Almanca — M. A. Rassoul

gekleidet in Seide und Brokat sitzen (sie) einander gegenüber.

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie tragen Kleidung aus Sundos und Istabraq einander gegenüber (sitzend).

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Dressed up in silk gowns and ornamented brocade and seated in opposite directions enjoying the glory of heaven.

Abdul Haleem

clothed in silk and fine brocade, facing one another:

Abdullah Yusuf Ali

Dressed in fine silk and in rich brocade, they will face each other;

Abul A'la Maududi

Attired in silk and brocade, they shall be arrayed face to face.

Aisha Bewley

wearing fine silk and rich brocade, face to face with one another.

Al-Hilali & Khan

Dressed in fine silk and (also) in thick silk, facing each other,

Ali Quli Qarai

dressed in fine silk and brocade, sitting face to face.

Amatul Rahman Omar

They shall wear fine silk and heavy brocade (and will be sitting) face to face.

Arthur John Arberry

robed in silk and brocade, set face to face.

Bijan Moeinian

Dressed in fine silk cloths.

E. Henry Palmer

they shall be clad in satin and stout silk face to face.

Edip-Layth

Wearing silk and satin; facing each other.

George Sale

They shall be cloathed in fine silk, and in satin; and they shall sit facing one another.

Hamid S. Aziz

Attired in fine silk and rich brocade, face to face;

Mahmoud Ghali

Wearing (garments) of serenest and brocade, facing one another.

Marmaduke Pickthall

Attired in silk and silk embroidery, facing one another.

Mohamed Ahmed - Samira

Dressed in brocade and shot silk, facing one another.

Muhammad Asad

wearing [garments] of silk and brocade, facing one another [in love].

Mustafa Khattab

dressed in fine silk and rich brocade, facing one another.

Progressive Muslims

Wearing silk and satin; facing each other.

Sahih International

Wearing [garments of] fine silk and brocade, facing each other.

Sam Gerrans

Clothed in finest silk and brocade, facing one another.

Shabbir Ahmed

Dressed in fine silk and in rich brocade, in a company affectionate they will be.

Syed Vickar Ahamed

Dressed in fine silk and in rich lace, they will face each other;

Taqi Usmani

They will be dressed in fine silk and thick silk, facing each other.

The Monotheist Group

Wearing silk and satin; facing each other.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils porteront des vêtements de satin et de brocart et seront placés face à face.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Cilên hevrîşimê tenik û etlesê beriqok li xwe dikin û li pêşberî hev rûdinin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij kleden zich met zijde en brokaat en zij zitten tegenover elkaar.

Hollandaca — Siregar

Zij dragen kleding van fijne zijde en brokaat, (zij zijn) tegenover elkaar gezeten.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

будут они (там) облачены в атлас и парчу и будут восседать они друг против друга.

Rusça — Osmanov

будут облачаться в атлас и парчу и пребывать друг против друга.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

klädda i siden och brokad, (vilande på högsäten) mitt emot varandra.