Duhan Suresi

الدخان59 ayetTefsir
44/114
Türkçe anlamı
Duman
İsminin kaynağı
10. âyette geçen "duhân" kelimesi
Hangi cüzde
25: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 64.
Diyanet 64.Eliaçık 62.Mustafa İslamoğlu 84.Mısır Resmi 64.Blachère 53.Câbirî 63.Derveze 64.Zeyveli 62.
  1. حٰمٓ

    Hm

    Ha Mim.

  2. وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ

    ve l-kitābi l-mubīni

    (2-3) Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.

  3. اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ

    innā enzelnāhu fī leyletin mubāraketin innā kunnā munƶirīne

    (2-3) Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.

  4. فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَكِيمٍ

    fīhā yufraḳu kullu emrin Hakīmin

    (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

  5. اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا اِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ

    emran min ǐndinā innā kunnā mursilīne

    (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

  6. رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

    raHmeten min rabbike innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu

    (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

  7. رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ

    rabbi s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā in kuntum mūḳinīne

    (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

  8. لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّلِينَ

    lā ilāhe illā huve yuHyī ve yumītu rabbukum ve rabbu ābāikumu l-evvelīne

    O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.

  9. بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ

    bel hum fī şekkin yel'ǎbūne

    Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.

  10. فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ

    fe rteḳib yevme te'tī s-semāu bi duḣānin mubīnin

    Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.

  11. يَغْشَى النَّاسَ هٰذَا عَذَابٌ اَلِيمٌ

    yeğşā n-nāse hāƶā ǎƶābun elīmun

    (O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.

  12. رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ

    rabbenā kşif ǎnnā l-ǎƶābe innā mu'minūne

    İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.

  13. اَنّٰى لَهُمُ الذِّكْرٰى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ

    ennā lehumu ƶ-ƶikrā ve ḳad cā'ehum rasūlun mubīnun

    Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

  14. ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ

    ṧumme tevellev ǎnhu ve ḳālū muǎllemun mecnūnun

    Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler.

  15. اِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَلِيلًا اِنَّكُمْ عَائِدُونَ

    innā kāşifū l-ǎƶābi ḳalīlen innekum ǎāidūne

    Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz.

  16. يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرٰى اِنَّا مُنْتَقِمُونَ

    yevme nebTişu l-beTşete l-kubrā innā munteḳimūne

    Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.

  17. وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ

    ve leḳad fetennā ḳablehum ḳavme fir'ǎvne ve cā'ehum rasūlun kerīmun

    Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Musa) gelmişti.

  18. اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِ اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

    en eddū ileyye ǐbāde (a)llahi innī lekum rasūlun emīnun

    O, şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim."

  19. وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِ اِنِّٓي اٰتِيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

    ve en lā teǎ'lū ǎlā (a)llahi innī ātīkum bi sulTānin mubīnin

    "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."

  20. وَاِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِ

    ve innī ǔƶtu bi rabbī ve rabbikum en tercumūni

    "Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."

  21. وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لِي فَاعْتَزِلُونِ

    ve in lem tu'minū lī fe ǎ'tezilūni

    "Bana inanmadınızsa benden uzak durun."

  22. فَدَعَا رَبَّهُ اَنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ

    fe deǎā rabbehu enne hā'ulā'i ḳavmun mucrimūne

    Sonra Musa, Rabbine, "Bunlar günahkar bir toplumdur" diye seslendi.

  23. فَاَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

    fe esri bi ǐbādī leylen innekum muttebeǔne

    Allah da şöyle dedi: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."

  24. وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًا اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ

    ve truki l-baHra rahven innehum cundun muğraḳūne

    "Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.

  25. كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

    kem terakū min cennātin ve ǔyūnin

    Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.

  26. وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

    ve zurūǐn ve meḳāmin kerīmin

    Nice ekinler, nice güzel konaklar!

  27. وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ

    ve neǎ'metin kānū fīhā fākihīne

    Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!

  28. كَذٰلِكَ۠ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اٰخَرِينَ

    ke ƶālike ve evraṧnāhā ḳavmen āḣarīne

    İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.

  29. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ

    fe mā beket ǎleyhimu s-semāu ve l-erDu ve mā kānū munZerīne

    Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

  30. وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهِينِ

    ve leḳad necceynā benī isrāīle mine l-ǎƶābi l-muhīni

    (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

  31. مِنْ فِرْعَوْنَ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفِينَ

    min fir'ǎvne innehu kāne ǎāliyen mine l-musrifīne

    (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

  32. وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ

    ve le ḳadi ḣternāhum ǎlā ǐlmin ǎlā l-ǎālemīne

    Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) alemlere üstün kıldık.

  33. وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا فِيهِ بَلٰٓؤٌا مُبِينٌ

    ve āteynāhum mine l-āyāti mā fīhi belā'un mubīnun

    Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.

  34. اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَيَقُولُونَ

    inne hā'ulā'i le yeḳūlūne

    (34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."

  35. اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرِينَ

    in hiye illā mevtetunā l-ūlā ve mā neHnu bi munşerīne

    (34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."

  36. فَأْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

    fe 'tū bi ābāinā in kuntum Sādiḳīne

    "Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin."

  37. اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ اَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ

    e hum ḣayrun em ḳavmu tubbeǐn ve(e)lleƶīne min ḳablihim ehleknāhum innehum kānū mucrimīne

    Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helak ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.

  38. وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ

    ve mā ḣaleḳnā s-semāvāti ve l-erDe ve mā beynehumā lāǐbīne

    Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.

  39. مَا خَلَقْنَاهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    mā ḣaleḳnāhumā illā bi l-Haḳḳi ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne

    Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.

  40. اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ اَجْمَعِينَ

    inne yevme l-feSli mīḳātuhum ecmeǐyne

    Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.

  41. يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

    yevme lā yuğnī mevlen ǎn mevlen şey'en ve lā hum yunSarūne

    O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.

  42. اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُ اِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

    illā men raHime (a)llahu innehu huve l-ǎzīzu r-raHīmu

    Yalnız, Allah'ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir.

  43. اِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِ

    inne şecerate z-zeḳḳūmi

    (43-44) Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkarların yemeğidir.

  44. طَعَامُ الْاَثِيمِ

    Taǎāmu l-eṧīmi

    (43-44) Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkarların yemeğidir.

  45. كَالْمُهْلِ يَغْلِي فِي الْبُطُونِ

    ke l-muhli yeğlī fī l-buTūni

    (45-46) O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.

  46. كَغَلْيِ الْحَمِيمِ

    ke ğalyi l-Hamīmi

    (45-46) O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.

  47. خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ اِلٰى سَوَاءِ الْجَحِيمِ

    ḣuƶūhu fe ǎ'tilūhu ilā sevā'i l-ceHīmi

    (Allah, görevli meleklere şöyle der:) "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin."

  48. ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ

    ṧumme Subbū fevḳa ra'sihi min ǎƶābi l-Hamīmi

    "Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün."

  49. ذُقْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ

    ƶuḳ inneke ente l-ǎzīzu l-kerīmu

    (Deyin ki:) "Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?"

  50. اِنَّ هٰذَا مَا كُنْتُمْ بِهِ تَمْتَرُونَ

    inne hāƶā mā kuntum bihi temterūne

    "İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!"

  51. اِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ اَمِينٍ

    inne l-mutteḳīne fī meḳāmin emīnin

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.

  52. فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

    fī cennātin ve ǔyūnin

    Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

  53. يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ

    yelbesūne min sundusin ve istebraḳin muteḳābilīne

    İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.

  54. كَذٰلِكَ۠ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ

    ke ƶālike ve zevvecnāhum bi Hūrin ǐynin

    İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

  55. يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِنِينَ

    yed'ǔne fīhā bi kulli fākihetin āminīne

    Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.

  56. لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰى وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ

    lā yeƶūḳūne fīhā l-mevte illā l-mevtete l-ūlā ve veḳāhum ǎƶābe l-ceHīmi

    Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.

  57. فَضْلًا مِنْ رَبِّكَ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

    feDlen min rabbike ƶālike huve l-fevzu l-ǎZīmu

    Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır.

  58. فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

    fe innemā yessernāhu bi lisānike leǎllehum yeteƶekkerūne

    (Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.

  59. فَارْتَقِبْ اِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ

    fe rteḳib innehum murteḳibūne

    Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.