Duhan Suresi 1-16. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

حٰمٓ وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَكِيمٍ اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا اِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّلِينَ بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ يَغْشَى النَّاسَ هٰذَا عَذَابٌ اَلِيمٌ رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ اَنّٰى لَهُمُ الذِّكْرٰى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ اِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَلِيلًا اِنَّكُمْ عَائِدُونَ يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرٰى اِنَّا مُنْتَقِمُونَ

1.

Ha Mim.

Diyanet İşleri

2-3.

(2-3) Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.

4-7.

(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

8.

O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.

9.

Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.

10.

Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.

11.

(O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.

12.

İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.

13.

Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

14.

Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler.

15.

Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz.

16.

Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

DUHÂN SÛRESİ

Sûrenin tamamı, ilim adamlarının ittifakıyla Mekke’de inmiştir. Ancak bazı müfessirlere göre, on beşinci âyeti Mekke’de inmemiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 16/125)

Onuncu âyetinde, göğün duman (gaz) görünümünde insanları kuşata­cağından söz edildiği için, buna delâlet eden «duhân», sûreye isim olmuştur.

Âyet sayısı: 59

Kelime »: 340

Harf » : 1440 (Tefsîr-i Garâibi’l-Kur’ân/Nizamuddin en-Nisabûrî: 25/50)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Kur’ân-ı Kerîm’in mübarek bir gecede indirildiği konu ediliyor.

2- Cenâb-ı Hakk’ın varlığı ve birliği işlenerek, yönlendirici bilgiler ve­riliyor.

3- Göğün duman (gaz) görünümünde insanları kuşatacağı üzerinde durularak dikkatler önemli bir noktaya çekiliyor.

4- İnkârcı maddeciler kıtlık, sıkıntı ve benzeri felâketlerle tehdît edi­lip uyarılıyor.

5- Başlarına birçok dert ve musîbet inmesine rağmen, inatçı kâfirlerin Hakk’a dönmedikleri anlatılıyor.

6- İnkârcı müşriklere, Fir’avn ve Musa (A. S. ) kıssasıyla misâl ve öğüt verilerek kıssaların ibretli safhaları birer tablo halinde gözler önüne seri­liyor.

7- Müşriklerin, maddeci sapıkların öldükten sonra dirilmeyi ve ikinci hayatı inkâr etmeleri üzerinde durularak, akla ışık tutulup malzeme veriliyor.

8- Hz. Muhammed’in (A. S. ) Peygamberliğini isbatlayan deliller sırala­nıyor.

9- Kıyâmet’in korkunç safhaları anlatılarak inkârcı ve şüpheciler uya­rılıyor; mü’minlerin de daha dikkatli olmaları tavsiye ediliyor.

10- Küfür temeli üzerinde yükselen suç ve günahlardan dolayı müc­rimlerin karşılaşacağı elim azâbın şiddeti üzerinde durularak, uyarıcı sin­yaller veriliyor.

11- Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınan sâlih kişilere verilecek yük­sek nimetlere ve arzu duyacakları nesnelere atıf yapılıyor ve birtakım mi­saller veriliyor.

MEÂLİ:

1- Hâ - Mîm.

2- Açık ve açıklayıcı olan Kitab’a and olsun ki,

3- Biz onu gerçekten mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz ki biz, (haktan yüzçevirenleri) uyaranlarız.

4- 6- O gecede her hikmetli iş, katımızdan bir emirle ayrılır, ayırd edi­lir. Rabbından bir rahmet olarak, hakikat biz, peygamberler göndermek­teyiz. Şüphesiz ki O, işitendir, bilendir.

7- Eğer kesinlikle bilip inanıyorsanız, O, göklerin, yerin ve ikisi ara­sındaki her şeyin Rabbıdır.

8- Oʹndan başka (hakiki) ilâh yoktur, ancak O vardır. Diriltir ve öldü­rür. Sizin de Rabbinizdir, önceki babalarınızın da Rabbıdır.

9- Fakat onlar (o inkârcı sapıklar) şüphe içinde (Kurʹân-ı) alaya alıp (Onunla) eğlenmektedirler.

10-11- (Ey Peygamber! ) Artık göğün, insanları saracağı bir dumanla geleceği günü gözetle. Bu elem verici bir azâptır.

12- «Rabbimiz! Bu azâbı bizden kaldır; çünkü gerçekten biz imân edenler olacağız. »

13-14- Onların düşünüp ibret alması nerede? Gerçekten kendilerine (hakkı) açıklayan bir peygamber geldiği halde onlar Oʹndan yüzçevirdiler de «öğretilmiş bir deli» dediler.

15- Biz, azâbı muhakkak sizden biraz kaldıracağız ama siz (yine de inkâr ve kötülüğe) döneceksiniz.

16- Büyük bir hışımla yakalayıp sıkacağımız gün, elbette intikam alacağız.

İNİŞ SEBEBİ

Mesrûkʹdan yapılan rivayette, adı geçen şöyle anlatıyor:

- Bir gün Abdullah b. Mesûdʹun (R. A. ) yanında oturuyorduk. Kendisi yanüstü uzanmış vaziyette idi ki, bir adam içeriye girdi ve şöyle dedi: «Ya Ebâ Abdirrahmân! Kıssacılardan biri kendi kapısının yanında şu iddiada bulundu: «Duhân olayı gelecek de kâfirlerin canlarını alacak, müʹminler de nezle olur gibi bir rahatsızlık duyacaklar.. » Bunun üzerine Abdullah b. Mesûd (R. A. ) öfkelenerek kalkıp oturdu ve şunları söyledi:

«Ey insanlar! Allah’tan korkun. Sizden kim bir şey biliyorsa, söylesin. Bilmiyorsa, «Allah daha iyi bilir» desin. Çünkü onun bilmediğini «Allah da­ha iyi bilir» demesi de bir ilimdir. Cenâb-ı Hak kendi peygamberine şöyle buyurdu: «De kî: Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve ben kendili­ğimden bir teklif getirenlerden de değilim. »

Şüphesiz Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Kureyş’in Hakkʹa sırt çevirdiği­ni ve bunda ısrarlı olduğunu görünce, «Allahım, Yusuf Peygamberin (A. S. ) yedi yılı gibi bunlara kıtlık ver» diye duâ etti. Bunun üzerine kuraklık ve kıt­lık başladı. O kadar ki, kurumuş hayvan derilerini, ölü hayvanları yediler. Onlar öylesine bunaldılar ki başlarını kaldırıp göğe bakınca sisli, dumanımsı bir şeyler görüyorlardı. Ebû Süfyân dayanamayıp Resûlüllah’a (A. S. ) gel­di ve şöyle dedi: «Ya Muhammed! Sen kendin bize Allah’a itaâti emredi­yor, hısımlara ilgi göstermeyi tavsiye ediyorsun. Oysa senin kavmin helâk oldu. Onlar için Allah’a duâ et. »

Bu sebeple Azîz ve Celîl olan Allah: «Artık göğün, insanları saracağı bir dumanla geleceği günü gözetle. Bu elem verici bir azaptır» meâlindeki âyeti indirdi. (Câmi’u’l-beyân Fi-Tefsîri’l-Kur’ân: 25/66, 67 - Lübabu’t-te’vîl: 4/112, 113)

İLGİLİ HADÎSLER

«Şabandan şabana eceller belirlenip (görevli meleklere bildirilir). O kadar ki, adam evlenir, çocuğu olur, oysa ismi ölüler (ölecekler) arasına (yazılıp) belirlenmiştir. » (İbn Kesîr: 4/137 - Hadîs mürseldir, yani senedinden bir sahabi düşmüş­tür.)

«Şabanʹın yarısına tesadüf eden gece gelince, kalkınız o geceyi ibâdet­le geçiriniz; gündüzünde de oruç tutunuz. Çünkü Cenâb-ı Hak, güneşin bat­masıyla birlikte (rahmet ve ihsanıyla, gufran ve inâyetiyle) dünya sema­sına iner de şöyle buyurur:

- Günahlarının bağışlanmasını dileyen yok mudur, onu bağışlayayım?

- Derde mübtelâ olan yok mudur, ona âfiyet vereyim.

- Rızık isteyen yok mudur, onu rıızklandırayım? Ve fecir doğuncaya kadar şunu şunu isteyen yok mudur hitabı devam eder. » (İbn Mâce/ikaamet: 191)

«Şüphesiz ki, Azîz ve Celîl olan Allah Şabanʹın yarısı gecesi (rahmet ve mağfiretiyle) dünya semasına iner de Benî Kelb Kabilesiʹnin koyunlarının kılları sayısınca kimseyi mağfiretine nâil kılar. » (İbn Mâce/ikaamet: 191- Tirmizî/savm: 38- Ahmed: 6/176, 238)

«Şüphesiz ki Rabbiniz sizi üç şey ile korkutup uyarıyor: Birincisi duhânʹdır ki, müʹmini nezle ile yakalar; kâfiri yakalayıp, bütün menfezlerinden çıkacak şekilde ona üfler. İkincisi Dâbbetüʹl-arzʹdır. Üçüncüsü ise, Deccalʹdır. » (Ahmed: 3/178- Buharî/tefsîr: 30- Müslim/münafikun: 39, 40 Tirmizî/ tefsîr: 44)

KİTAB-I MÜBÎN VE MÜBAREK GECE

«Hâ-Mîm. Açık ve açıklayıcı olan kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz ki biz (haktan yüz çevirenleri) uyaranlarız. »

«Kitab-ı Mübîn»den maksat, «Levh-i Mahfûz»dur, diyenler olmuşsa da, bundan, Kur’ân-ı Kerîm’in kasdedildiği ağırlık kazanmıştır. Böylece Kurʹânʹın iki ana vasfı açıklanarak yemin suretiyle kadri yüceltilmektedir. Zira «mübîn» sıfatı, açık, ortada, net ve aydın anlamına geldiği gibi, açıklayan, ay­dınlatan, ortaya çıkaran, net anlamda bilgi veren gibi manalara da delâlet etmektedir. O bakımdan Kur’ânʹın önemli özelliklerinden biri sûrenin ikinci âyetiyle belirtilmekte ve o kitaba bu açıdan da bakmamız ilhâm edilmek­tedir.

«Fi leyletin mübareketin» ile, Kur’ânʹın çok mübarek, feyizli bir gecede indirildiği açıklanmaktadır. Ancak «mübarek gece» hakkında farklı yorum­lar ve birtakım zayıf rivâyetler yapılmıştır. İmam Kurtubî kendi tefsirinde bu yorumları şöyle sıralamıştır:

a) Kadir Gecesi,

b) Şaban ayının on dördünü on beşine bağlayan gece (Berat Gecesi),

Cumhura göre, birinci yorum daha sıhhatlidir. Çünkü Bakara Sûresi’nde Kur’ân’ın Ramazan ayında indirildiği açıklanmaktadır. Konumuzla ilgili âyet­te ise, Ramazan’da Kadir Gecesiʹnde indirildiğine işâret edilerek tamamla­yıcı bilgi verilmektedir.

Nitekim bir adam, el-Hasan’dan sordu:

- Ya Ebâ Saîd! Ne dersin, Kadir Gecesi hep Ramazanʹa mı tesadüf eder?

Cevap verdi:

- Evet, vallahi; hiç şüphen olmasın ki, Kadir Gecesi Ramazanʹdadır ve her hikmetli iş o gecede Allah katından bir emirle ayırt edilir. Allah bu gecede, yaratacağı canlıları, takdir edeceği ecel ve rızıkları, amel ve ben­zeri şeyleri yerine getirmek üzere görevli meleklere tevdiʹ eder de hükme bağlar.

İbn Abbas (R. A. ) da diyor ki:

- Bir sene içinde meydana gelecek ölüm, doğum, rızık, yağmur, hat­tâ hac, Ana Kitap’tan, alınıp yazılır. (Geniş bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 16/127)

O halde cumhura ve adı geçen ilim adamlarına göre, âyette geçen «Leyletin Mübareketin»den maksat, Kadir Gecesiʹdir.

HER HİKMETLİ İŞ O GECE AYIRT EDİLİR

«O gecede her hikmetli iş, katımızdan bir emirle ayrılır, ayırt edilir.. »

Hikmet: Zuhruf Sûresi’nde açıkladığımız gibi, sözlük olarak, ilim ve akıl yoluyla gerçeği bulmakta isâbet kaydetmektir. Cenâb-ı Hakkʹa nisbet edildiğinde ise, eşyanın hakikatini bilmek ve onu en muhkem, dengeli, uyumlu ve düzenli şekilde amacına yönelik olarak icad etmek anlamına gelir. İnsana nisbet edildiği zaman, eşyayı ve hayra yol açan fiilleri bil­mek; ona göre hükmetmek manasına delâlet eder.

«Ümmüʹl-Kitap»ta ezelde İlâhî kalemle yazılıp tesbit edilen her şey, sı­rası gelince aynen tecelli eder. Bunun için de Kadir Gecesi veya Şaban ayının on dördünü on beşine bağlayan Berat Gecesi, bir yıl içinde meydana gelecek olaylar, bu ana kitaptan alınıp görevli meleklere verilir ve bu sis­tem, aynı zamanda ona bağlı ameliye kıyâmete kadar sürüp gider.

Hilkat kanunu, bütünüyle ilme, hikmete dayalıdır. Gelişigüzel, amaç­sız, anlamsız, yararsız ve hikmetsiz hiçbir şey yaratılmamıştır. Onun için Kadir Gecesiʹnden ve yıllık olaylardan söz edilirken «her hikmetli iş, olay.. » anlatımı kullanılmaktadır.

PEYGAMBERLERİN GÖNDERİLMESİ RAHMETTİR

«Rabbından bir rahmet ola­rak hakikat biz, peygamberler göndermekteyiz. Şüphesiz ki O, işitendir, bi­lendir. »

Rahmet, sözlük olarak: Kalp yufkalığıdır ki, acınılan, merhamet duyu­lan kimseye yardım ve ihsanda bulunmayı gerektirir. Bazan sadece kalp yufkalığı, bazan da iyilik ve ihsan hakkında kullanılır. Bu son mana, daha çok Allah’a nisbet edildiği zaman kasdedilir.

Bu manayla rahmet Allah’tan ise, nîmet verme, fazl-ü keremde bulun­ma; insanlardan ise, acıma ve kalp yufkalığı duyma anlamına gelir.

Acıma duygusu, kalp yufkalığı Allahʹa nisbet edilemez; bunlar beşerî vasıflardır. O halde peygamberlerin gönderilmesi, yeryüzündeki insanlara acındığı için değil, onlara sadece iyilik ve in’âmda, ihsan ve fazl-ü kerem­de bulunmak; doğru yolu göstermek, gerçekleri öğretmek içindir ve şüp­hesiz bu tecelli, İlâhî rahmetin insanlardan yana açık tezahürlerinden biri­dir. Çünkü Cenâb-ı Hak her şeyi hakkiyle işiten ve bilendir.

DİRİLTEN VE ÖLDÜREN OʹDUR

«Oʹndan başka (hakiki) ilâh yoktur, ancak O vardır. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, önceki ba­balarınızın da Rabbıʹdır. »

«Hayat», «ölüm»ün karşıtıdır. Biri olmazsa, diğeri kapalı kalıp bilinmez ve böylece hikmeti anlaşılmaz olur. Bu manayla da kâinatta bazı istisna­larla her şey çift yaratılmıştır: Hayat-ölüm, acı-tatlı, soğuk-sıcak, yer-gök, katı-sıvı, karanlık-aydınlık gibi.

Hayat, hilkat kanununun tabii neticesi olduğu gibi, ölüm de bir bakıma bu kanunun gereğidir. Çünkü ölüm, aynı zamanda yeni bir hayatın başla­masıdır.

Bu kanun sekmeden, şaşmadan hükmünü yürütür. Atalarımız nasıl bu kanunun tecellisiyle vücut bulmuşsa, biz de onunla varlık alanına getiril­miş bulunuyoruz. 7, 8, 9. âyetlerle bu inceliklere dikkatler çekilmekte ve câ­ri olan sünnetullahı anlamamız ilhâm edilmektedir.

Ama gelin görün ki, Kur’ân’ın anlatımıyla: O inkârcı sapıklar şüphe içinde Kur’ân’ı alaya alıp Onunla eğlenirler.

GÖK YÜZÜNÜN İNSANLARI SARACAĞI BİR DUMANLA GELMESİ

«Duman» diye çevirisini yaptığımız «duhân», aynı zamanda sis, gaz ve benzeri şeylere de delâlet etmektedir. Nitekim Araplar «leyletün dahnanetün» dediği zaman, sisli, dumanlı ve oldukça kapalı bir gece anlaşılır.

Âyetteki «duhân»dan maksat, müfessirlerin çoğuna göre, Mekkeli put­perest müşriklerin başlarına gelen kıtlık ve çok sıkıntılı günlerde bunalma­ları sebebiyle gök yüzünü dumanlı, sisli görmelerini tasvîre yönelik bir an­latım tarzıdır. Nitekim çök geçmeden Mekke’de kuraklık ve kıtlık baş gös­terdi, o kadar ki insanlar ve hayvanlar bunaldılar ve yağmur yağar umu­duyla sık sık başlarını kaldırıp göğe baktılar, ama her defasında duman­lı, sisli bir hava görebildiler.

Şüphesiz açlık ve susuzluğun insanın sinir sistemi ve duyu organları üzerindeki olumsuz tesiriyle havayı dumanlı görmek son derece olağan­dır. Ayrıca kuru bir havanın da çölden gelen tozlu bir rüzgârla böyle bir manzara arz edeceği düşünülebilir.

DUHÂNʹLA İLGİLİ YORUM VE RİVÂYETLER

Kurtubî, Âlûsî başta olmak üzere müfessirlerin önde gelenleri «duhân» hakkında şu üç yoruma yer vermişlerdir:

1- Duhân olayı, kıyâmetin alâmetlerinden biridir ki, henüz ortaya çık­mamıştır.

Bu dumanın yeryüzünde kırk gün süreceği, yerle gök arasını kaplaya­cağı; mü’minlerin böyle bir havada nezle olacağı, kâfirlerin ise göğüsleri daralıp zor nefes alabilecekleri; kulak ve burunlarını tıkar gibi bir rahat­sızlık doğuracağı, Hz. Ali, İbn Abbas, İbn Ömer, Ebû Hüreyre ve Zeyd b. Aliʹden (Allah hepsinden razı olsun) rivâyet edilmiştir.

Ebû Saîd el-Hudrîʹye (R. A. ) göre: Bu, kıyâmet günü insanları heyecana sevkedecek bir dumandır ki, mü’minler nezle gibi bir rahatsızlık geçirirler; kâfirlerin ise, kulak burun ve boğazını tıkarcasına bir sıkıntı verir. Bu ri­vâyeti Maverdî de aynen nakletmiş ve Müslim’in şu hadîsini dayanak gös­termiştir:

- Huzeyfe b. Ebî Esîd (veya Üseyd) (R. A. ) anlatıyor: «Biz oturup bazı konular üzerinde bildiklerimizi anlatırken, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz çıka­geldi ve bize:

- «Neler üzerinde konuşuyorsunuz? » diye sordu. Onlar da:

- Kıyâmetin kopma konusu üzerinde konuşuyoruz, diye cevap verdi­ler. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurdu:

- «Önce on alâmet görülmedikçe kıyâmet kopmaz: Duhân, Deccal, Dâbbe, Güneşʹin batıdan doğması, Meryem oğlu İsa’nın inmesi, Ye’cüc ve Me’cücʹün çıkması; biri doğuda, biri batıda, biri de Arap Yarımadasıʹnda olmak üzere üç hasf (yere batma olayı)nın meydana gelmesi ve en sonun­cu olarak da Yemen tarafından bir ateşin çıkıp insanları mahşerlerine (toplanacakları alana) sürmesidir. » (Ebû Dâvud/melâhim: 12- Müslim/fiten: 39, 40- Tirmizî/fiten: 21- İbn Mâce/fiten: 28- Ahmed: 4/6, 7)

2- Peygamber (A. S. ) Efendimizin duâsıyla, Kureyş Kabileʹsini kasıp kavuran kıtlık ve kuraklık sebebiyle gözlerinin ferini kaybeden inkârcı müş­riklerin gök yüzünü devamlı dumanlı ve bulanık görmesidir. İbn Mes’ud (R. A. ) de bu yorumu uygun görmüş ve eğer kıyâmette meydana gelecek bir duman olsaydı, 15. âyette: «Biz, azâbı elbette sizden biraz kaldıraca­ğız; ama siz, (inkâr ve kötülüğe yine) döneceksiniz» buyurulmazdı. (Tefsîr-i Kurtubî: 16/131)

Buharî de buna yakın bir yorum belirtir anlamda Mesrûkʹdan rivâyetle Abdullah b. Mesʹûd’un dediklerini nakletmektedir.

3- Mekkeʹnin fetih gününe işârettir. Nitekim o gün İslâm ordusunun at ve develerinin ayaklarından yükselen toz bulutu Mekke’yi kaplamış va­ziyette idi.

Dördüncü bir yorumda da bulunmak mümkündür. Şöyle ki: Kurʹân-ı Kerîm yalnız Mekkeli putperestlere değil, bütün inkârcılara seslenerek nük­leer savaşa işâret etmekte; kullanılacak olan atomların yerle gök arasını toz ve gaz bulutlarıyla kaplayacağını kapalı bir anlatımla haber vermekte­dir. Nitekim yukarıda on alâmetle ilgili hadîste kıyâmete yakın ortaya çı­kacak «duhân»dan söz edilirken, böyle bir savaşın meydana geleceği, müʹminlerin nezle olacağı, kâfirlerin ağız ve burunlarının tıkanır gibi bir hal alıp boğulacak duruma gelecekleri belirtilmektedir. Bu da «duhân»la il­gili dördüncü yoruma kapı açmakta ve sözü edilen dumanın (gazın) kâ­firleri daha çok perişan edeceğine atıf yapılmaktadır.

EĞİTİLİP ÖĞRETİLEN BİR DELİ KİMDİR?

«Gerçekten kendilerine (hakkı) açıklayan bir peygamber geldiği halde onlar Ondan yüz çevirdiler de «öğretilmiş bir deli» dediler. »

Aklı ve mantıkları hislerine; vicdanları nefis ve ihtiraslarına mağlûp olan inkârcı sapıklar, Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimizi halkın gözünden ve gönlünden düşürmek için «Ona, vahiy dediği sözleri Rumlardan bir kö­le öğretmektedir» veya «Ona cin dokunmuştur. Kendisinden geçer duruma gelince cinler o sözleri Onun kulağına fısıldamaktadırlar» diyorlar ve halkı buna inandırmaya çalışıyorlardı.

Aklını ve vicdanını bu derece kaybetmiş bir toplumun, verdiği sözde durması, tevbesinde samimi olması çok zordur; hattâ inanılmaz bile.. Ni­tekim Resûlüllah’ın (A. S. ) duâsı bereketiyle yağmur yağıp ferahlatıcı bir or­tam meydana gelince, Kureyş müşrikleri bir süre önce, «Rabbimiz, bu azâ­bı bizden kaldır; çünkü elbette biz imân edenler olacağız» diye yalvarıp yakarırlarken, azâp hafifletilince döneklik yaptılar; inadına küfür ve azgın­lıklarını artırdılar.

Buna karşılık 16. âyetle, sözü edilenler âhiret azâbıyla tehdît edilerek büyük bir hışımla yakalanıp sıkılacakları haber veriliyor. Çünkü dünyada İlâhî plân ve proğram ne ise öyle devam eder; inkârcılardan dolayı insan­lar hemen cezalandırılmaz. Ancak inkârlarını zulümle birleştirip gemi azıya alan azgın ahlâksızlar, belli bir kerteye gelip dayanınca, dünyada da azâba uğratılırlar: Kimi tamamen yok edilir; kimi belâ ve sıkıntılara uğratılır. Mek­keliler yok edilmediler, ancak belâ ve sıkıntıya uğratıldılar. Çünkü yakın gelecekte çoğu İslâmʹa girecekti. Fir’avn ve yandaşları ise, hem sıkıntıya uğratıldılar, hem de bir süre sonra yok edildiler. Çünkü onların imân etmiye­ceği kesinlik arzetmiş bulunuyordu.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın çok mübarek bir gecede indirildiği konu edildi. Sonra Peygamber göndermenin hikmetine değinilerek bilgiler ve­rildi ve hakka sırt çeviren inkârcı azgınların dünyada da bir takım sıkıntı ve felâketlere uğratılacaklarına değinilerek, Mekkeli müşriklerin dönekliği üzerinde duruldu.

Aşağıdaki âyetlerle, hem Mekkeli müşrikleri, hem de yaşamakta olan inkârcı maddecileri uyarmak ve aynı zamanda müʹminleri teselli edip hak­kın üstün geleceğini müjdelemek üzere Fir’avn ile Musa (A. S. ) kıssasının bir özeti veriliyor ve aydınlatıcı mesajlar sıralanıyor.