De ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur'an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar."

قُلْ اٰمِنُوا بِهِ اَوْ لَا تُؤْمِنُوا اِنَّ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهِ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّدًا

ḳul āminū bihi ev lā tu'minū inne (e)lleƶīne ūtū l-ǐlme min ḳablihi iƶā yutlā ǎleyhim yeḣirrūne li l-eƶḳāni succeden

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قُلْḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelede ki
2اٰمِنُواāminūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamansiz inanın
3بِهِbihiona
4اَوْevveya
5لَا
6تُؤْمِنُواtu'minūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmayın
7اِنَّinneşüphesiz
8الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselere
9اُو۫تُواūtūا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekverilen(ler)
10الْعِلْمَl-ǐlmeع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilgi
11مِنْmin
12قَبْلِهِḳablihiق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmekdaha önce
13اِذَاiƶāzaman
14يُتْلٰىyutlāت ل وTakip etmek, arkasından yürümek, taklit etmek, peşinden gitmek, ardışık. Okumak, ezberden okumak, dikkatle incelemek, prova yapmak, beyan etmek, derin düşünmek.okunduğu
15عَلَيْهِمْǎleyhimkendilerine
16يَخِرُّونَyeḣirrūneخ ر رSuyun mırıldanması/uğuldaması veya şırıldaması, ses çıkaracak şekilde akmak [mırıldama veya benzer bir ses çıkararak akmak/damlamak], akıtılmak [TA], rüzgarın hışırdama sesi çıkarması, horlamak veya nefes alırken ses çıkarmak, ses çıkararak düşmek veya yere düşmek [bazen tamamen düşme anlamında kullanılır], bir yere veya kişiye aniden veya habersizce gelmek, gevşek veya sarkık olmak, bir yerden başka bir yere geçmek veya uzaklaşmak.onlar derhal kapanırlar
17لِلْاَذْقَانِli l-eƶḳāniذ ق نÇeneye vurmak, çeneyi dayamak (ala ile), çene, temel anlamı çene olmasına rağmen yüz olarak da ifade edilebilir.çeneleri üstüne
18سُجَّدًاsuccedenس ج دSecde etmek, boyun eğmek, itaat etmek, saygıyla eğilmeksecdeye

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

De ki: İster inanın, ister inanmayın; bundan önce kendilerine bilgi verilenlere okundu mu onlar, yüzüstü kapanıp secde ediyorlar

Abdulkadir Gölpınarlı

De ki: İster inanın, ister inanmayın; bundan önce kendilerine bilgi verilenlere okundu mu onlar, yüzüstü kapanıp secde ediyorlar

Adem Uğur

De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar.

Ahmed Hulusi

De ki: "İster iman edin Ona, ister iman etmeyin! Ondan önce kendilerine ilim verilmiş olanlara gelince, (Kur'an) onlara okunulduğu zaman, saygıyla yere kapanırlar. " (107. ayet secde ayetidir. )

Ahmet Tekin

'Siz Kur’ân’a iman edin ki, size faydası dokunsun. İsterseniz etmeyin, o zaman zarar görürsünüz. Kur’ân’ın indirilişinden önce kendilerine ilim verilen, sorumluluk sahibi âlimlere, vahyin ne olduğunu bilenlere Kur’ân okunduğu zaman onlar, saygılarından, sübhânallahi ve bihamdihî diyerek yüzüstü secdeye kapanırlar.' de.

Ahmet Varol

De ki: 'Ona ister iman edin ister iman etmeyin. O, daha önce kendilerine ilim verilmiş olanlara okunduğunda çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.

Ali Bulaç

De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."

Ali Fikri Yavuz

(Ey Rasûlüm), de ki: “- İster ona inanın ister inanmayın (bu tutumunuz, Kur’ân’ın kemalini değiştirmez.) çünkü Kur’ân’dan önce kendilerine Tevrat’la, ahir zaman Peygamberinin vasfına dair ilim verilenlere karşı, Kur’ân okunduğu zaman, yüzleri üstü secdeye kapanıyorlar. (Allah’a şükrediyorlar). (*)

Ali Rıza Safa

De ki: "Ona, ister inanın ister inanmayın; daha önce kendilerine bilgi verilmiş olanlara okunduğunda, çenelerinin üstüne secdeye kapanırlar!"

Bayraktar Bayraklı

De ki: "Kur'an'a ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar."

Bekir Sadak

(107-10) 8 De ki: «Kuran'a ister inanin, isten inanmayin, O'ndan onceki bilginlere o okundugu zaman, yuzleri uzerine secdeye varirlar» ve «Rabbimiz munezzehtir. Rabbimiz'in sozu suphesiz yerine gelecektir» derler.

Celal Yıldırım

De ki: O'na ister inanın, İster inanmayın, ondan önce kendilerine ilim verilenlere karşı Kur'ân okununca çeneleri üzerine secdeye kapanırlar :

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

De ki: “Siz ona inanın veya inanmayın, şu bir gerçektir ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere (Hakk’ın kelâmı) okununca derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.

Diyanet İşleri

De ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur'an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar."

Diyanet İşleri (eski)

(107-108) De ki: 'Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar' ve 'Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir' derler.

Diyanet Vakfi

De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın; zira bundan önce kendilerine bilgi verilmiş olanlara okununca çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar ve diyorlar ki:

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki; ister inanın ona ister inanmayın, çünkü bundan evvel ılim verilmiş olanlar kendilerine tilavet olununca çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar

Erhan Aktaş

De ki: "Ona ister iman edin ister iman etmeyin; daha önce kendilerine ilim verilenler, o, onlara okunduğu zamanlar, çeneleri üzerine secdeye kapanırlar."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

De ki: "Ona ister inanın ister inanmayın; daha önce kendilerine ilim verilenler, o, onlara okunduğu zamanlar, çeneleri üzerine secdeye kapanırlar."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

De ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın; daha önce kendilerine ilim verilenler, o, onlara okunduğu zamanlar, secde edenler olarak çeneleri üzerine kapanırlar.

Fizilal-il Kuran

De ki; «Siz bu Kur'an'a ister inanın, ister inanmayın, o bundan önce kendilerine bilgi verilenlere okunduğunda, onlar çeneleri üzerine secdeye kapanırlar.»

Gültekin Onan

De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın. O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."

Hamdi Döndüren

De ki: “Siz, ona ister inanın, ister inanmayın! Gerçek şu ki daha önce kendilerine bilgi verilenlere (Kur’an) okunduğu zaman onlar, derhal yüzleri üstüne secdeye kapanırlar.

Hasan Basri Çantay

De ki: "Ona ister iman edin, ister iman etmeyin. Çünkü bundan evvel ilim verilmiş olanlar bile kendilerine karşı o tilavet olununca çenelerinin üstüne (yüzü koyun) kapanarak secde ediyorlar".

Hasib Asutay

(Resulüm!) De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz bundan önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.

Hayrat Neşriyat

De ki: '(Artık) ona ister îmân edin, ister îmân etmeyin!' Çünki ondan önce kendilerine ilim verilmiş olanlar (ehl-i kitâbın mü’minleri, Kur’ân) kendilerine okunduğu zaman, secde edici kimseler olarak, yüzleri üstü yere kapanırlar.

İbni Kesir

De ki: Ona ister inanın, ister inanmayın, muhakkak ki ondan önce kendilerine bilgi verilenlere, o okunduğu zaman, yüzleri üstü secdeye kapanırlar.

Mehmet Okuyan

De ki: “Siz ona ister inanın, ister inanmayın! Şüphesiz ki daha önce kendilerine ilim verilenlere (Kur’an) okununca çeneleri üzere (yüz üstü) secdeye kapanırlar.

Muhammed Esed

De ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın". Kendilerine önceden doğru bilgi ve kavrayış yeteneği verilmiş olanlara bu (ilahi metin) okunduğu zaman, hemen yüzleri üzerine yere kapanır,

Mustafa İslamoğlu

(Artık) de ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın!" Gerçek şu ki, daha önceden bilgi ve bilginin amacını kavrama yeteneğiyle donatılmış olanlar, kendilerine (ayetlerimiz) okunduğu zaman, derhal yüzleri üzerine yere kapanırlar

Ömer Nasuhi Bilmen

De ki: «İmân edin veya imân etmeyin. Şüphe yok ki, bundan evvel kendilerine bilgi verilmiş olanlar, kendilerine karşı tilâvet edilince secde eder oldukları halde çeneleri üstüne kapanırlar.»

Ömer Öngüt

De ki: Kur'an'a ister inanın, ister inanmayın, ondan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar.

Suat Yıldırım

De ki: "İster inanın ona, ister inanmayın. Şu bir gerçektir ki daha önce kendilerine ilim verilenlere Kur’ân okununca derhal yüzüstü secdeye kapanırlar."

Süleyman Ateş

De ki: "Siz ister ona inanın, ister inanmayın, O, daha önce kendilerine bilgi verilenlere okunduğu zaman onlar, derhal çeneleri üstüne secdeye kapanırlar."

Süleymaniye Vakfı

De ki: "Ona (Kur'an'a) ister inanın, ister inanmayın. Ondan önce kendilerine bilgi verilmiş olanlar, Kur'an onlara bağlantılarıyla birlikte okunduğu zaman, yüzüstü secdeye kapanırlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

De ki "Siz ona ister inanın, ister inanmayın. Daha önce kendilerine bu konuda bilgi verilmiş olanlara Kur'an okunduğu zaman çenelerinin üstüne kapanıp secde ederler.

Şaban Piriş

De ki: -İster iman edin; ister iman etmeyin. Daha önce kendilerine ilim verilenlere o okunduğu zaman ağız üstü secdeye kapanırlar.

Tefhim-ul Kuran

De ki: «İster ona inanın, ister inanmayın; O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.»

Ümit Şimşek

De ki: Ona ister inanın, ister inanmayın. Kendilerine daha önce ilim verilenlere Kur'ân okunduğu zaman, onlar yüz üstü secdeye kapanırlar.

Yaşar Nuri Öztürk

De ki: "İster inanın ona, ister inanmayın. O, kendilerine daha önce ilim verilmiş olanlara okunduğunda, onlar, çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar."

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Sprich: ʺGlaubt an ihn oder glaubt nicht!ʺ Diejenigen, denen vorher Wissen zuteil wurde, werden sich niederwerfen mit dem Kinn zur Erde, wenn er ihnen vorgetragen wird.

Almanca — Der Edle Quran

Sag: Glaubt daran oder glaubt (eben) nicht. Diejenigen, denen vor ihm das Wissen gegeben wurde, fallen, wenn er ihnen verlesen wird, ehrerbietig auf das Kinn nieder

Almanca — Muhammad Zaidan

Sag: ʺBekundet den Iman an ihn oder bekundet keinen Iman, (für Uns ist dies unerheblich)!ʺ Gewiß, diejenigen, denen das Wissen vor ihm zuteil wurde, wenn er ihnen rezitiert wird, fallen auf ihr Angesicht in Sudschud nieder,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Therefore say to them -the infidels- O Muhammad: "Believe in it or do not give credence to it; those to whom We imparted knowledge, wisdom and spiritual light before it was revealed bow to it in reverence and submission. When it is recited to them they cast themselves down prostrate in humility and veneration",

Abdul Haleem

Say, ‘Whether you believe it or not, those who were given knowledge earlier fall down on their faces when it is recited to them,

Abdullah Yusuf Ali

Say: "Whether ye believe in it or not, it is true that those who were given knowledge beforehand, when it is recited to them, fall down on their faces in humble prostration,

Abul A'la Maududi

Tell them, (O Prophet): "Whether you believe in it, or do not believe," but when it is recited to those who were given the knowledge before its revelation, they fall down upon their faces in prostration

Aisha Bewley

Say: ‘Have iman in it or do not have iman in it. ’ Certainly, when it is recited to them, those who were given knowledge before it fall on their faces in prostration,

Al-Hilali & Khan

Say (O Muhammad صلى الله عليه و سلم to them): "Believe in it (the Qur’ân) or do not believe (in it). Verily those who were given knowledge before it (the Jews and the Christians like ‘Abdullâh bin Salâm and Salmân Al-Farisî), when it is recited to them, fall down on their faces in humble prostration."

Ali Quli Qarai

Say, ‘Whether you believe in it, or do not believe in it, indeed those who were given knowledge before it when it is recited to them, fall down in prostration on their faces,

Amatul Rahman Omar

Say, `You may believe in it (- the Qur'ân) or you may not believe, those who have been given the (spiritual) knowledge before it (- its revelation) fall down on their faces prostrating submissively (before their Lord) when it is recited to them. '

Arthur John Arberry

Say: 'Believe in it, or believe not; those who were given the knowledge before it when it is recited to them, fall down upon their faces prostrating,

Bijan Moeinian

Say: "It does not matter if you believe in this Qur’an or not. " When Qur’an is recited to those who are knowledgeable about the previous Scriptures, they fall down in prostration.

E. Henry Palmer

Say, 'Believe ye therein, or believe not; verily, those who were given the knowledge before it, when it is read to them fall down upon their beards adoring!

Edip-Layth

Say, "Acknowledge it or do not acknowledge. Those who have been given the knowledge before it, when it is recited to them, they fall to their chins prostrating.

George Sale

Say, whether ye believe therein, or do not believe, verily those who have been favoured with the knowledge of the scriptures which were revealed before it, when the same is rehearsed unto them, fall down on their faces, worshipping,

Hamid S. Aziz

Say, "Believe you therein, or believe not; verily, those who were given the knowledge before it, when it is read to them fall down prostrate upon their faces, adoring,

Mahmoud Ghali

Say, "Believe in it or do not believe. Surely the ones who were brought the knowledge even before it, when it is recited to them, collapse upon their faces (Literally: up to the chins) constantly prostrating,

Marmaduke Pickthall

Say: Believe therein or believe not, lo! those who were given knowledge before it, when it is read unto them, fall down prostrate on their faces, adoring,

Mohamed Ahmed - Samira

Say: "Believe in it or do not believe: Those who were given knowledge before it bow in adoration when it is read out to them,

Muhammad Asad

Say: "Believe in it or do not believe. " Behold, those who are already endowed with [innate] knowledge fall down upon their faces in prostration as soon as this [divine writ] is conveyed unto them,

Mustafa Khattab

Say, ˹O Prophet,˺ "Believe in this ˹Quran˺, or do not. Indeed, when it is recited to those who were gifted with knowledge[1] before it ˹was revealed˺, they fall upon their faces in prostration,

Progressive Muslims

Say: "Believe in it or do not believe in it. Those who have been given the knowledge before it, when it is recited to them, they fall to their chins prostrating."

Sahih International

Say, "Believe in it or do not believe. Indeed, those who were given knowledge before it - when it is recited to them, they fall upon their faces in prostration,

Sam Gerrans

Say thou: “Believe in it, or believe not”; those given knowledge before it, when it is recited to them, they fall on their faces in submission,

Shabbir Ahmed

Say, "Believe in it or do not believe. " Those who have been endowed with innate knowledge and make use of it, recognize its glory and fall down upon their faces in prostration as soon as it is conveyed to them."

Syed Vickar Ahamed

Say: "Whether you believe in it (the Quran) or do not believe (in it), verily, it is true that those who were given (its) knowledge earlier, when it is recited to them, fall down on their faces in respectful prostration,

Taqi Usmani

Say, "Believe in it or do not believe in it; when it is recited to those who were given knowledge before it, they fall down on their faces in prostration

The Monotheist Group

Say: "Believe in it or do not believe in it. Those who have been given the knowledge before it, when it is recited to them, they fall to their chins prostrating."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Dis: ʺCroyez-y ou nʹy croyez pas. Ceux à qui la connaissance a été donnée avant cela, lorsquʹon le leur récite, tombent, prosternés, le menton contre terre

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Bibêje: Hûn dixwazin bawerî bi Quranê bînin û hûn dixwazin neyînin; bêguman ew ên ku beriya vê zanîn ji wan re hatîye dayîn, dema Quran ji wan re bê xwendin, di cih de li ser rûyên xwe diçin sicûdê.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zeg: ʺGelooft erin of gelooft niet. Zij aan wie vroeger al kennis gegeven was vallen op hun kinnen in eerbiedige buiging neer, wanneer hij aan hen wordt voorgelezen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zeg: Hetzij gij al of niet in den Koran gelooft, zij die werden begiftigd met de kennis der schriften, welke vroeger zijn geopenbaard en hun herhaald werden, zij vallen op hunne aangezichten en aanbidden,

Hollandaca — Siregar

Zeg (O Moehammad): ʺGelooft er in of gelooft niet.ʺ Voorwaar, degenen aan wie ervóór de kennis gegeven was, vallen op hun gezichten neer, zich neerknielend, wanneer hij hun voorgedragen wordt.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Скажи (о, Пророк) (этим неверующим): «Веруйте в него [в Коран] или не веруйте, (Коран не станет лучше от вашей веры, и не станет хуже от вашего неверия)». Поистине, те, кому даровано знание до него [ученые, которые знают прежде ниспосланные Книги], когда он [Коран] читается им, падают на подбородки [свои лица], совершая преклонение ниц,

Rusça — Osmanov

Скажи [, Мухаммад]: ʺУверуете в него или не уверуете, [все равно] те, кому было даровано знание до него, падают ниц, касаясь земли] подбородками, когда его читают им,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Säg: ʺVare sig ni tror eller inte tror på den, faller de som tidigare fick del av kunskap ned på sina ansikten när den läses för dem