Yine biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman Tur'un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz.

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلٰكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

ve mā kunte bi cānibi T-Tūri iƶ nādeynā ve lākin raHmeten min rabbike li tunƶira ḳavmen mā etāhum min neƶīrin min ḳablike leǎllehum yeteƶekkerūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَمَاve māve
2كُنْتَkunteك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinsen değildin
3بِجَانِبِbi cānibiج ن بYan taraf, uzak durmak, kenara çekilmek, kaçınmak, sakınmak, yanında olmak, beraber olmak, yabancı olmak, cünüp olmak, uzaklaştırmakyanında
4الطُّورِT-Tūriط و رEtrafında dolaşmak veya dönmek, yaklaşmak, zaman veya bir kere, tekrarlanan zamanlar, miktar/ölçü/kapsam/sınır, görünüş/biçim/eğilim, hareket tarzı, tarz, tür/sınıf, aşama/durum, Sina Dağı, Zeytin Dağı, diğer birkaç dağa da uygulanır, ağaç üreten dağ, dağ, vahşi veya insanlıktan uzaklaşmak, yabancı, en uç nokta, iki uç noktanın karşılaşmasıTur'un
5اِذْzaman
6نَادَيْنَاnādeynāن د وİlan etmek, çağırmak, çağrıda bulunmak, davet etmek, herhangi birine bir şey iletmek için çağırmak, selamlamak, sesli çağırmak, sesi yükseltmek, toplantıseslendiğimiz
7وَلٰكِنْve lākinfakat
8رَحْمَةًraHmetenر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.bir rahmet olarak
9مِنْmin-nden
10رَبِّكَrabbikeر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbi-
11لِتُنْذِرَli tunƶiraن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.uyarasın diye
12قَوْمًاḳavmenق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhtoplumu
13مَا
14اَتٰيهُمْetāhumا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekkendilerine gelmemiş olan
15مِنْminhiç
16نَذِيرٍneƶīrinن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.bir uyarıcı
17مِنْmin
18قَبْلِكَḳablikeق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmeksenden önce
19لَعَلَّهُمْleǎllehumbelki
20يَتَذَكَّرُونَyeteƶekkerūneذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermekdüşünüp öğüt alırlar

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Nidâ ettiğimiz zaman Tur tarafında da değildin; fakat senden önce kendilerine bir peygamber gelmeyen topluluğu, belki ibret alırlar, öğüt dinlerler diye korkutmak için Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin.

Abdulkadir Gölpınarlı

Nidâ ettiğimiz zaman Tur tarafında da değildin; fakat senden önce kendilerine bir peygamber gelmeyen topluluğu, belki ibret alırlar, öğüt dinlerler diye korkutmak için Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin.

Adem Uğur

(Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, sen Tûr'un yanında değildin. Bilakis, senden önce kendilerıne uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); ola ki düşünüp öğüt alırlar.

Ahmed Hulusi

Biz (Musa'ya) hitap ettiğimizde sen Tur tarafında değildin. . . Ne var ki, Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için (bu bilgiler sana vahyoldu). Umulur ki üzerinde düşünürler.

Ahmet Tekin

Mûsâ’ya seslendiğimiz zaman da Tur’un (dağın) yamacında değildin. Fakat, Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcılar, peygamberler gelen toplumları uyarman için, orada geçenleri sana bildirdik. Ola ki, düşünüp öğüt alırlar.

Ahmet Varol

(Musa'ya) seslendiğimiz zaman sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak, kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarasın diye (gönderildin). Umulur ki düşünürler.

Ali Bulaç

(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.

Ali Fikri Yavuz

Mûsa’ya nida ettiğimiz vakit de Tûr dağının yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin (de bu haberleri biliyorsun). Tâ ki, senden evvel kendilerine bir peygamber gelmemiş olan bir kavmi (Kur’an’la) korkutasın. Olur ki nasihat kabul ederler.

Ali Rıza Safa

Seslendiğimiz zaman, sen, dağın yamacında da değildin. Fakat senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için, Efendinden bir rahmettir; belki öğüt alırlar diye.

Bayraktar Bayraklı

Sen, Musa'ya seslendiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. Senden önce kendilerine uyarıcı gelmeyen bir toplumu uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin; belki düşünürler.

Bekir Sadak

Sen, Musa'ya hitap ettigimiz zaman Tur'un yaninda da degildin. Senden once kendilerine uyarici gelmeyen bir milleti uyarman icin, Rabbinden bir rahmet olarak gonderildin; belki dusunurler.

Celal Yıldırım

Ve biz (Musâ'ya) seslendiğimiz vakit sen Tûr'un yanında da bulunmuyordun. Senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmeyen bir milleti uyarman için Rabbından bir rahmet olarak gönderildin. Ola ki düşünüp öğüt alırlar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Evet, Mûsâ’ya seslendiğimiz zaman sen Tûr’un yanında değildin. Fakat senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için rabbinden bir rahmet olarak (sana da vahiy gönderdik). Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.

Diyanet İşleri

Yine biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman Tur'un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz.

Diyanet İşleri (eski)

Sen, Musa'ya hitap ettiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. Senden önce kendilerine uyarıcı gelmeyen bir toplumu uyarman için, Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin; belki düşünürler.

Diyanet Vakfi

(Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, sen Tûr'un yanında değildin. Bilakis, senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); ola ki düşünüp öğüt alırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, Tûr'un yanında değildin. Bilakis senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik), ola ki onlar düşünüp öğüt alırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yine Biz seslendiğimiz zaman da sen Tur'un yanında değildin; fakat senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu uyarasın diye Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin; ola ki, düşünüp ibret alırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem biz o nidayı yaptığımız vakıt sen Turun canibinde de değildin ve lakin rabbından bir rahmet olarak gönderildin ki senden evvel kendilerine bir nezir gelmemiş olan bir kavmi inzar edesin gerek ki tezekkür edeler

Erhan Aktaş

Ve seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar.

Fizilal-il Kuran

Sen Musa'ya hitab ettiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. Fakat Rabb'inden bir rahmet olarak orada geçenleri sana bildirdik ki senden önce bir uyarıcı peygamber gelmemiş olan kavmi uyarasın; belki düşünüp öğüt alırlar.

Gültekin Onan

(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.

Hamdi Döndüren

(Musa’ya) seslendiğimiz zaman da, sen Sina dağının yamacında değildin. Ancak biz seni de Rabbinden bir rahmet olarak, kendilerine uyarıcı gelmeyen bir toplumu uyarman için (gönderdik). Belki düşünüp öğüt alırlar!

Hasan Basri Çantay

(Musaya) nida etdiğimiz vakit da sen "Tuur" un yanında değildin. Fakat sen Rabbinden bir rahmet olarak (gönderildin). Taki senden evvel kendilerine inzar edici (bir peygamber) gelmemiş olan bir kavmi sen inzar edesin. Olur ki onlar iyice düşünüb nasıyhat (ını) kabul ederler.

Hasib Asutay

(Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, Tur'un yanında değildin. Ama senden önce, kendilerine uyarı gelmemiş olan (22) bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (gönderildin). Belki düşünüp öğüt alırlar. (22. Hz. Muhammed (s.a.v.)'den önce peygamber gönderilmemiş devreye 'fetret' devri denmektedir. Âyette kastedilen devir ağırlıklı görüşe göre Hz. İsa ile Hz. Muhammed (s.a.v.) arasındaki devirdir.)

Hayrat Neşriyat

(Mûsâ’ya) seslendiğimiz zaman da Tûr’un yanında değildin; fakat senden önce kendilerine bir korkutucu gelmemiş olan bir kavmi (Allah’ın azâbı ile) korkutman için Rabbinden bir rahmet olarak (seni onlara gönderdik); olur ki onlar ibret alırlar.

İbni Kesir

Biz seslendiğimiz vakit; sen Tur'un yanında da değildin. Fakat sen, kendinden önce onlara uyarıcı gelmeyen bir kavmi uyarman için, Rabbından bir rahmet olarak gönderildin. Olur ki onlar, düşünürler diye.

Mehmet Okuyan

Musa’ya seslendiğimiz zaman da sen Tûr’un (Sînâ Dağı’nın) yanında değildin. Düşünüp (gerçeği) hatırlarlar diye senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (bunları sana bildirdik).

Muhammed Esed

Evet, Biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman sen Sina Dağı'nın yamacında değildin; fakat (sen de, öteki elçiler gibi,) senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarasın diye Rabbinden bir rahmet aracı olarak (gönderildin) ki böylece belki (geçmişte olup bitenleri) düşünür (de Bizi) anarlar.

Mustafa İslamoğlu

Yine sen, Biz nida ettiğimizde (Sina) Dağı'nın yamacında da değildin; ve fakat senden önce uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için Rabbin tarafından rahmet olarak gönderildin; belki (sorumluluklarını) hatırlarlar.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve sen Tûr cânibinde bulunmuş olmadın, o vakit ki, Biz nidâ ettik. Velâkin Rabbinden bir rahmet olarak (seni de peygamber gönderdik) tâ ki, senden evvel kendilerine bir nezir gelmemiş olan bir kavmi sen inzar edesin. Olabilir ki, onlar güzelce düşünürler.

Ömer Öngüt

Biz Musa'ya hitabettiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. Fakat sen, kendinden önce onlara uyarıcı gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin. Belki düşünüp öğüt alırlar.

Suat Yıldırım

Hem Biz Mûsa’ya seslendiğimiz zaman sen dağın yanında da değildin, fakat düşünüp ders alsınlar diye, daha önce kendilerini uyarmak üzere peygamber gelmemiş olan bir halkı uyarıp aydınlatman için Rabbin tarafından bir rahmet eseri olarak seni resul yapıp orada cereyan eden şeyleri sana bildirdik.

Süleyman Ateş

(Musa'ya) ünlediğimiz zaman sen Tur'un yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik) ki senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan toplumu uyarasın; belki düşünüp öğüt alırlar.

Süleymaniye Vakfı

Musa'ya seslendiğimiz sırada Tur'un yanında da değildin. Bunları Rabbinden bir ikram olarak (öğrendin) ki senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu uyarasın. Belki doğru bilgileri kullanırlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Musa'ya seslendiğimiz sırada sen Tur tarafında da değildin. Bunları Rabbinden bir ikram olarak öğrendin ki, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu uyarasın. Belki bilgilerini doğru kullanırlar.

Şaban Piriş

(Musa'ya) seslendiğimiz zaman Tur'un yakınında da değildin. Fakat bu kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu belki düşünürler diye uyarman için Rabbinden bir rahmettir.

Tefhim-ul Kuran

(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavimi uyarıp korkutman için (gönderildin) Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.

Ümit Şimşek

Biz nidâ ettiğimizde sen Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, Rabbinden bir rahmet eseri olarak bunları sana vahyediyoruz-umulur ki, güzelce düşünüp öğüt alırlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Ve sen, biz seslendiğimizde, Tur tarafında da değildin. Sen, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarmak için Rabbinden bir rahmetsin. Bu sayede onların düşünüp öğüt almaları umuluyor.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz Musanı çağırdığımız zaman da sən dağın yanında deyildin. Lakin səndən əvvəl özlərinə xəbərdar edən peyğəmbər gəlməmiş bir tayfanı xəbərdar edəsən deyə, Rəbbindən bir mərhəmət olaraq səni peyğəmbər göndərdik ki, bəlkə, düşünüb anlayalar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Və Biz (Musaya) xitab etdiyimiz (Tövratı verdiyimiz) zaman da sən Tur dağının yanında deyildin. Lakin səndən əvvəl özlərinə peyğəmbər gəlməmiş bir tayfanı (Allahın əzabı ilə) qorxudasan deyə, Rəbbindən bir mərhəmət olaraq (sənə bunları öyrədib onlara peyğəmbər göndərdik). Bəlkə, öyüd-nəsihət qəbul etsinlər!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Du warst nicht auf der Seite des Berges Tûr zugegen, als Wir Moses riefen, sondern dir sind die Nachrichten als Barmherzigkeit von deinem Herrn offenbart worden, damit du Menschen warnst, zu denen vor dir kein Warner gekommen ist. Sie mögen nachdenken und sich ermahnen lassen.

Almanca — Der Edle Quran

Und du warst nicht auf der Seite des Berges, als Wir zuriefen. Aber (die Offenbarung ist) als Barmherzigkeit von deinem Herrn (zu dir gekommen), damit du Leute warnst, zu denen noch kein Warner vor dir gekommen ist, auf daß sie be denken mögen.

Almanca — M. A. Rassoul

Und du warst nicht auf der Seite des Berges als Wir (Moses) anriefen. Vielmehr (haben Wir dich) als eine Barmherzigkeit deines Herrn (entsandt), damit du ein Volk warnen mögest, zu dem vor dir kein Warner gekommen war, auf daß sie ermahnt seien.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und du warst nicht an der Seite vom Tur-Berg, als WIR riefen. Doch es ist eine Gnade 2 von deinem HERRN, damit du Leute warnst, zu denen kein Warner vor dir kam, damit sie sich besinnen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Nor were you at the side of the Mount when We called to Mussa, but it is the mercy of Allah extended to you to serve as a spectacle and a warning to a people who never received a spectacle and a warning before you, that they may hopefully ponder.

Abdul Haleem

nor were you present on the side of Mount Sinai when We called out to Moses. But you too have been sent as an act of grace from your Lord, to give warning to a people to whom no warner has come before, so that they may take heed,

Abdullah Yusuf Ali

Nor wast thou at the side of (the Mountain of) Tur when we called (to Moses). Yet (art thou sent) as Mercy from thy Lord, to give warning to a people to whom no warner had come before thee: in order that they may receive admonition.

Abul A'la Maududi

Nor were you on the side of the Mount (Sinai) when We called out to Moses (in the first instance). But it is out of Mercy from your Lord (that you are being informed of all this) so that you may warn a people to whom no warner came before you. Maybe they will take heed.

Aisha Bewley

Nor were you on the side of the Mount when We called, yet it is a mercy from your Lord so that you can warn a people to whom no warner came before, so that hopefully they will pay heed.

Al-Hilali & Khan

And you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) were not at the side of the Tûr (Mount) when We did call: [it is said that Allâh called the followers of Muhammad صلى الله عليه وسلم, and they answered His Call, or that Allâh called Mûsâ (Moses)]. But (you are sent) as a mercy from your Lord, to give warning to a people to whom no warner had come before you: in order that they may remember or receive admonition. [Tafsir At-Tabarî].

Ali Quli Qarai

And you were not on the side of the Mount when We called out [to Moses], but [We have sent you as] a mercy from your Lord that you may warn a people to whom there did not come any warner before you, so that they may take admonition.

Amatul Rahman Omar

And you were not (present) at the foot of the Mount (with Moses) when We called (to you); but all these (revelation) are from the mercy of your Lord, so that you may warn the people to whom no Warner had come (for a long time) before you, that they may attain eminence.

Arthur John Arberry

Thou wast not upon the side of the Mount when We called; but for a mercy from thy Lord, that thou mayest warn a people to whom no warner came before thee, and that haply they may remember.

Bijan Moeinian

You were also not present in that side of the Mount Sinai that I called Moses [for the first time. ] All these revealed to you is a part of My mercy to these people to whom a guide is not sent for the longest time. May they learn [priceless] lessons from it.

E. Henry Palmer

Nor wast thou by the side of the mountain when we called; but it is a mercy from thy Lord, that thou mayest warn a people to whom no warner has come before thee; haply they may be mindful!

Edip-Layth

Nor were you on the side of the mount when We called. But it is a mercy from your Lord, so that you may warn a people who received no warner before you, perhaps they may take heed.

George Sale

Nor wast thou present on the side of the mount, when We called unto Moses: But thou art sent as a mercy from they Lord; that thou mightest preach unto a people to whom no preacher hath come before thee, that peradventure they may be warned;

Hamid S. Aziz

But We raised up other generations, and long were the ages that passed over them; but you were not a dweller among the people of Midian, reciting to them Our signs; but We kept sending our Messengers.

Mahmoud Ghali

And in no way were you beside At- Tûr (i. e., the Mount) as We called out. But it is a mercy from your Lord, that you may warn a people to whom in no way did (any) warner come up even before you, that possibly they would remind themselves.

Marmaduke Pickthall

And thou was not beside the Mount when We did call; but (the knowledge of it is) a mercy from thy Lord that thou mayst warn a folk unto whom no warner came before thee, that haply they may give heed.

Mohamed Ahmed - Samira

You were not present on the side of Mount Sinai when We called. And all this (knowledge that you are given) is by the grace of your Lord so that you may warn a people to whom no admonisher had come before you, that they may take heed;

Muhammad Asad

And neither wert thou present on the slope of Mount Sinai when We called out [to Moses]: but [thou, too, art sent] as an act of thy Sustainer’s grace, to warn people to whom no warner has come before thee, so that they might bethink themselves [of Us];

Mustafa Khattab

And you were not at the side of Mount Ṭûr when We called out ˹to Moses˺. But ˹you have been sent˺ as a mercy from your Lord to warn a people to whom no warner has come before you, so perhaps they may be mindful.

Progressive Muslims

Nor were you on the slope of the mount when We called. But it is a mercy from your Lord, so that you may warn a people who received no warner before you, perhaps they may take heed.

Sahih International

And you were not at the side of the mount when We called [Moses] but [were sent] as a mercy from your Lord to warn a people to whom no warner had come before you that they might be reminded.

Sam Gerrans

And thou wast not on the side of the mount when We called; but as mercy from thy Lord[...], that thou warn a people to whom no warner came before thee, that they might take heed.

Shabbir Ahmed

And neither were you present on the slope of Mount Sinai when We called Moses. But you are sent as an act of your Lord's Grace, to warn people to whom no Warner has come before you, so that they may reflect. ((32:3), (36:6). Prophet Ishmael, the ancestor of Arabs, cannot be considered a Prophet to them since Children of Ishmael multiplied and inhabited Arabia as the Arab community long after his death. See (2:125) and introduction to Surah 11 Hud).

Syed Vickar Ahamed

And you were not at the side of (the Mountain of) Túr, when We called (to Musa). Still (O Prophet! You are sent) as a Mercy from your Lord, to give warning to a people (of Arabia) to whom had come no warner before you: In order that they may remember and receive the warning.

Taqi Usmani

And you were not at the side of (the mount) Tūr when We called (Mūsā), but it (your prophet-hood through which you knew all this) is a mercy from your Lord, so that you warn a people to whom no warner has come before you, that they may receive the advice.

The Monotheist Group

And nor were you on the side of the mount when We called. But it is a mercy from your Lord, so that you may warn a people who received no warner before you, perhaps they may take heed.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et tu nʹétais pas au flanc du Mont Tor quand Nous avons appelé. Mais (tu es venu comme) une miséricorde de ton Seigneur, pour avertir un peuple à qui nul avertisseur avant toi nʹest venu, afin quʹils se souviennent.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Dema me bangî Mûsa kir jî tu ne li kêleka (Çiyayê) Tûr bûyî. Lê belê Xwedayê te ji dilovaniya xwe (wehî ji te re şand; tu kirî pêxember) da ku tu xelkekî ku beriya te tu pêxember ji bo wan nehatibûn, hişyar û agahdar bikî; hêvî heye ew tê bigihîjin û li xwe bizivirin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En jij was niet op de zijkant van de berg toen Wij riepen. Maar het is uit barmhartigheid van jouw Heer dat jij er bent om mensen te waarschuwen tot wie voor jouw tijd geen waarschuwer gekomen was; misschien zullen zij zich laten vermanen.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Ook waart gij niet aan de zijde van den berg tegenwoordig, toen wij Mozes riepen: maar gij zijt gezonden uit genade van uwen Heer opdat gij zoudt prediken voor een volk, tot hetwelk voor u nog geen prediker was gekomen, opdat zij gewaarschuwd zouden worden.

Hollandaca — Siregar

En jij was niet op de zijkant van Thôer toen Wij riepen. Maar het is dank zij de Barmhartigheid van jouw Heer dat jij er bent om een volk, waartoe vóór jou geen waarschuwer kwam, te waarschuwen. Hopelijk zullen zij zich laten vermanen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И не был ты (о, Посланник) у стороны (горы) Тур, когда Мы воззвали (к Мусе) [ты не был свидетелем происходящего], но (Мы тебе дали это знать и Мы послали тебя) – по милости от твоего Господа, чтобы ты увещал народ, к которому не приходил увещеватель [посланник] до тебя, чтобы они вспомнили (о том благом, с чем ты пришел и стали выполнять это, и о том плохом, что ты им запретил, и удержались от него)!

Rusça — Osmanov

Ты не был на склоне горы [Синай], когда Мы подали глас [Мусе, чтобы поведать об этом], но [ты отправлен посланником] милостью Господа твоего, чтобы ты увещевал народ, к которому до тебя не приходил увещеватель; быть может, они запомнят наставление.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Fastän du inte stod på sluttningen av berget Sinai, när Vi kallade (Moses), har din Herre av nåd (gett dig denna kunskap och sänt dig) för att varna människor som inte har fått ta emot en varnare före dig; kanske skall de (väckas till) eftertanke.