ط و ر (ŦWR) kökünün geçtiği ayetler
Etrafında dolaşmak veya dönmek, yaklaşmak, zaman veya bir kere, tekrarlanan zamanlar, miktar/ölçü/kapsam/sınır, görünüş/biçim/eğilim, hareket tarzı, tarz, tür/sınıf, aşama/durum, Sina Dağı, Zeytin Dağı, diğer birkaç dağa da uygulanır, ağaç üreten dağ, dağ, vahşi veya insanlıktan uzaklaşmak, yabancı, en uç nokta, iki uç noktanın karşılaşması
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (11)
Bu kök Kur'an boyunca 11 kez, 5 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
الطُّورَ7 kez
Bakara 2:63الطُّورَT-Tūradağı
وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
ve iƶ eḣaƶnā mīṧāḳakum ve rafeǎ'nā fevḳakumu T-Tūra ḣuƶū mā āteynākum bi ḳuvvetin ve ƶkurū mā fīhi leǎllekum tetteḳūne
Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tur dağını da tepenize dikmiş ve "Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab'ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)" demiştik.
Bakara 2:93الطُّورَT-TūraTur(dağın)ı
وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ اِيمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve iƶ eḣaƶnā mīṧāḳakum ve rafeǎ'nā fevḳakumu T-Tūra ḣuƶū mā āteynākum bi ḳuvvetin ve smeǔ ḳālū semiǎ'nā ve ǎSaynā ve uşribū fī ḳulūbihimu l-ǐcle bi kufrihim ḳul bi'se mā ye'murukum bihi īmānukum in kuntum mu'minīne
Hani, Tur'u tepenize dikerek sizden söz almıştık, "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın; ona kulak verin" demiştik. Onlar, "Dinledik, karşı geldik" demişlerdi. İnkarları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat'a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!
Nisa 4:154الطُّورَT-TūraTur'u
وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ الطُّورَ بِمِيثَاقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا
ve rafeǎ'nā fevḳahumu T-Tūra bi mīṧāḳihim ve ḳulnā lehumu dḣulū l-bābe succeden ve ḳulnā lehum lā teǎ'dū fī s-sebti ve eḣaƶnā minhum mīṧāḳan ğalīZen
Verdikleri sağlam söz(ü yerine getirmemeleri) sebebiyle "Tur"u üzerlerine kaldırdık ve onlara, "Tevazu ile kapıdan girin" dedik. Yine onlara, "Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın" dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
Meryem 19:52الطُّورِT-TūriTur'un
Ta-Ha 20:80الطُّورِT-TūriTur'un
يَابَنِي اِسْرَٓاءِيلَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى
yā benī isrāīle ḳad enceynākum min ǎduvvikum ve vāǎdnākum cānibe T-Tūri l-eymene ve nezzelnā ǎleykumu l-menne ve s-selvā
(Allah, şöyle dedi:) "Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tur'un sağ yanını va'dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik."
Kasas 28:29الطُّورِT-TūriTur'un
فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِهِٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنِّٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي اٰتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
fe lemmā ḳaDā mūsā l-ecele ve sāra bi ehlihi ānese min cānibi T-Tūri nāran ḳāle li ehlihi mkuṧū innī ānestu nāran leǎllī ātīkum minhā bi ḣaberin ev ceƶvetin mine n-nāri leǎllekum teSTalūne
Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tur tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm" dedi.
Kasas 28:46الطُّورِT-TūriTur'un
وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلٰكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
ve mā kunte bi cānibi T-Tūri iƶ nādeynā ve lākin raHmeten min rabbike li tunƶira ḳavmen mā etāhum min neƶīrin min ḳablike leǎllehum yeteƶekkerūne
Yine biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman Tur'un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz.