Hani, Tur'u tepenize dikerek sizden söz almıştık, "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın; ona kulak verin" demiştik. Onlar, "Dinledik, karşı geldik" demişlerdi. İnkarları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat'a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ اِيمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

ve iƶ eḣaƶnā mīṧāḳakum ve rafeǎ'nā fevḳakumu T-Tūra ḣuƶū mā āteynākum bi ḳuvvetin ve smeǔ ḳālū semiǎ'nā ve ǎSaynā ve uşribū fī ḳulūbihimu l-ǐcle bi kufrihim ḳul bi'se mā ye'murukum bihi īmānukum in kuntum mu'minīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاِذْve iƶhani bir zaman
2اَخَذْنَاeḣaƶnāا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmekalmıştık
3مِيثَاقَكُمْmīṧāḳakumو ث قBirine güvenmek, dayanmak, bağlanmak.kesin sözünüzü
4وَرَفَعْنَاve rafeǎ'nāر ف عYükseltmek, yukarı kaldırmak, yüceltmek, övmek, yukarı almak, kaldırmak/vinçle çekmek, yüceltmek, Kha-Fa-Daad'ın zıttı [56:3], dikmek, yüksek/görkemli yapmak, alıp taşımak, görünür kılmak, yüceltmek, ilerletmek, bir şeyi yakına getirip sunmak veya teklif etmek, öne sürmek, uzaklaştırmak, kaybolmak, geriye doğru izlemek, onurlandırmak, saygı göstermek, tanıtmak, arıtmak, bilinir kılmak, yukarı çıkmak, yüksek rütbe/durum/halve kaldırmıştık
5فَوْقَكُمُfevḳakumuف و قRütbe veya mükemmellikte üstün olmak, üstesinden gelmek, geçmek, üstünde/üzerinde olmak, üzerinde, üzerine, daha fazla, yüksekte olmak. Fauq - üstünde/üzerinde/daha fazla/üstün anlamında bir edattır. Fawaq - iki sağım/emzirme arasındaki zaman, kişinin elini açması ve memeyi kavraması arasındaki süre ve sonra sağım için bırakması, sağım sırasında el açma ve kapama arasındaki gecikme ve zaman aralığı. Afaqa - kendine gelmek, iyileşmek (bayılma veya hastalıktan sonra), uyanmak (uykudan), hatırlamak.üzerinize
6الطُّورَT-Tūraط و رEtrafında dolaşmak veya dönmek, yaklaşmak, zaman veya bir kere, tekrarlanan zamanlar, miktar/ölçü/kapsam/sınır, görünüş/biçim/eğilim, hareket tarzı, tarz, tür/sınıf, aşama/durum, Sina Dağı, Zeytin Dağı, diğer birkaç dağa da uygulanır, ağaç üreten dağ, dağ, vahşi veya insanlıktan uzaklaşmak, yabancı, en uç nokta, iki uç noktanın karşılaşmasıTur(dağın)ı
7خُذُواḣuƶūا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmektutun
8مَاşeyi
9اٰتَيْنَاكُمْāteynākumا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmeksize verdiğimiz
10بِقُوَّةٍbi ḳuvvetinق و يGüçlü olmak, güçlenmek, üstün gelmek, yapabilir olmak, güçlü olmak, dinç olmak, zorlu olmak. Quwwatun (çoğulu quwan) - güç, kuvvet, dinçlik, kararlılık, sağlamlık, azim. Qawun - çöl. Aqwa - çölde kalmak. Muqwin - çöl/vahşi doğa sakinleri (qawiya fiilinden türetilmiştir, bu da ıssız veya terk edilmiş hale gelmek anlamına gelir).kuvvetle
11وَاسْمَعُواve smeǔس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamakdinleyin (demiştik)
12قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler
13سَمِعْنَاsemiǎ'nāس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamakdinledik
14وَعَصَيْنَاve ǎSaynāع ص يİsyan etmek, itaat etmemek, karşı çıkmak, direnmek, ihlal etmek.ve isyan ettik
15وَاُشْرِبُواve uşribūش ر بİçmek, yutmak, batmak, emmek. Shirbun - su porsiyonu, içme vakti. Shurbun - içme. Shaaribun - içen kişi. Sharaabun - içecek, meşrubat, porsiyon. Mashrabun - içme yeri. Ashraba (fiil 4) - içirmek, içmeye sebep olmak, işlemek. Ushribu fi-qalbihi - şu veya bu şeyin sevgisi kalbine işledi, kelime bu şekilde kullanılır çünkü sevgi, onu paylaşanı sarhoş eden alkol gibidir.ve içirildi
16فِي
17قُلُوبِهِمُḳulūbihimuق ل بkalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulpkalblerine
18الْعِجْلَl-ǐcleع ج لAcele etmek, hızlanmak, ivmelenmek, aceleci olmak, telaşla hareket etmek, üzerinden çabucak geçmek, hızlıca yapmak. ajalun - acele, telaş. ajil - aceleyle uzaklaşan, geçici. ista'jala - acele etmeyi istemek veya arzu etmek, birini bir şeyi yapmakta acele etmeye teşvik etmek. ijlun - buzağı.buzağı (sevgisi)
19بِكُفْرِهِمْbi kufrihimك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretinkarlarıyla
20قُلْḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelede ki
21بِئْسَمَاbi'se māب ا سGüçlü/kuvvetli, sıkıntı/talihsizlik/felaket, yoksulluk durumu, kötü/fena, çok kötü, sahte alçakgönüllülük/itaatkarlık, ceza, deneme/keder durumu, cesaret/yiğitlik/kahramanlıkne kötü şey
22يَأْمُرُكُمْye'murukumا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmaksize emrediyor
23بِهِbihionunla
24اِيمَانُكُمْīmānukumا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanimanınız
25اِنْineğer
26كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekviniseniz
27مُؤْمِنِينَmu'minīneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanan kimseler

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

De ki: O vakit sizden kesin söz almıştık, Tur dağını üstünüze yüceltmiştik. Size verdiğimizi azimle tutun, dinleyin demiştik. Onlar da duyduk demişlerdi ve âsi olduk. Buzağı sevgisi, küfürleri yüzünden tâ iliklerine işlemişti. İnanmışsanız inancınız, ne de kötü ve pis şey emrediyor size.

Abdulkadir Gölpınarlı

De ki: O vakit sizden kesin söz almıştık, Tur dağını üstünüze yüceltmiştik. Size verdiğimizi azimle tutun, dinleyin demiştik. Onlar da duyduk demişlerdi ve âsi olduk. Buzağı sevgisi, küfürleri yüzünden tâ iliklerine işlemişti. İnanmışsanız inancınız, ne de kötü ve pis şey emrediyor size.

Adem Uğur

Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!

Ahmed Hulusi

Biz sizden söz almıştık, Tur'u (benlik dağı) üzerinizde kaldırmıştık. . . "Verdiğimizi özünüzdeki kuvve ile yaşayın, algılayın ve gereğine uyun" (demiştik). Onlar ise: "Algıladık ama kabul etmedik" dediler. Bu inkarları yüzünden kalpleri buzağı sevgisiyle (dışsallıkla) doldu! De ki: "İman edenleriz diyorsanız, imanınızın getirisi de buysa, ne kötü bir şey bu!"

Ahmet Tekin

Bir zamanlar sizin kesin sözünüzü, taahhüdünüzü aldığımızı hatırlayın.Tûr’u üstünüze kaldırıp; 'Size verdiğimiz kitaba, sıkı sıkı sarılın, sorumluluğuna pürdikkat sahip çıkın, iyice kulak verin' demiştik. Onlar: 'Sözünü duyduk ve emrine isyân ettik' dediler. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrarları sebebiyle kalplerine, akıllarına buzağı putunu yerleştirdiler. Onlara: 'Mü’min olmakla alâkanız varsa eğer, imanınız size ne kötü şey emrediyor, ne kötü rehberlik ediyor' de.

Ahmet Varol

Hani, sizden kesin bir söz almıştık ve Tur dağını üzerinize doğru yüseltmiştik. 'Size verdiğimize sıkı sıkıya yapışın ve bildirileni duyun.' Onlar: 'Duyduk ve başkaldırdık' dediler. İnkarcılıklarından dolayı buzağıya olan tutku onların kalplerine iyice yerleştirilmişti. De ki: 'Eğer iman sahibi iseniz, sizin imanınız size ne kadar fena şeyler emrediyor!'

Ali Bulaç

Hani sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkarları yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor?"

Ali Fikri Yavuz

Bir vakıt: “- Size verdiğimiz Tevrat’ı kuvvetle tutun, emirlerini dinleyip gereğince amel edin.” diye Tur’u üzerinize kaldırıp sizden sağlam ahd almıştık. Onlar: “-Kulağımızla işittik, kalbimizle isyan ettik.” demişlerdi. Çünkü küfürleri sebebiyle kalblerine buzağı sevgisi sinmişti. Habibim, onlara şöyle de: “Eğer siz mümin olsanız, imanınız size buzağıya tapın ve Kur’an’ı inkâr edin diye” çirkin şeyleri emretmezdi.

Ali Rıza Safa

Sizden kesin söz aldığımızda, dağı üzerinize yükseltmiştik. "Size verdiğimize sımsıkı sarılın ve dinleyin!" Dediler ki: "Dinledik ve karşı geliyoruz!" Nankörlük ettikleri için, yüreklerinde buzağı yer etmişti. De ki: "İnancınız, sizi ne kötü yönlendiriyor; eğer inanıyorsanız?"

Bayraktar Bayraklı

Hatırlayınız ki, "Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri dikkatlice dinleyin" diye sizden söz almış ve Tur'u üzerinize kaldırmıştık. Onlar, "İşittik ve isyan ettik" dediler. İnkarları sebebiyle buzağı sevgisi gönüllerine dolduruldu. De ki: "Eğer inanıyorsanız, inancınız size ne kötü şeyler emrediyor!"

Bekir Sadak

Sizden kesin soz almis ve Tur'u tepenize dikmistik,"Size verdigimize kuvvetle sarilin ve dinleyin» demistik «Isittik ve karsi geldik» dediler de inkarlari yuzunden buzagi sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, «Eger inanmissaniz, imaniniz size ne kotu sey emrediyor?»

Celal Yıldırım

(Ve nerede sözünüzün doğruluğu ki) bir vakit sizden söz almıştık : Tûr'u üzerinde yükseltip size verdiğimiz (Tevrat)ı sıkı tutun, (buyruklarımızı iyice) dinleyin, demiştik. (Ama) onlar (yani atalarınız), «Dinledik ve karşı geldik» demişlerdi. Küfürleri sebebiyle buzağıya (tapma) sevgisi (içlerine) sindirilmişti. De ki: Eğer mü'minler (olduğunuzu İddia ediyor) iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor!

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Hatırlayın ki sizden sağlam bir söz almış, dağı da üzerinize kaldırmıştık. “Size verdiklerimize sımsıkı sarılın, söylenenlere kulak verin” demiştik. Onlar, “İşittik ve isyan ettik!” dediler. İnkârları yüzünden kalpleri buzağı sevgisiyle dopdoluydu. De ki: “Eğer böyle inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!”

Diyanet İşleri

Hani, Tur'u tepenize dikerek sizden söz almıştık, "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın; ona kulak verin" demiştik. Onlar, "Dinledik, karşı geldik" demişlerdi. İnkarları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat'a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!

Diyanet İşleri (eski)

Sizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, 'Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin' demiştik 'İşittik ve karşı geldik' dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, 'Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?'

Diyanet Vakfi

Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Bir zamanlar size, «verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin.» diye Tûr'u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): «Duyduk, dinledik, isyan ettik.» dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, «Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor!

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bir vakit: "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın ve O'nu dinleyin" diye Tur'u tepenize kaldırıp sizden söz aldık. "Duyduk, isyan ettik." dediler ve inkarları yüzünden dana sevgisi iliklerine kadar işledi. De ki: "Eğer sizler inanmış kimseler iseniz inancınız size ne kötü şeyler emrediyor!

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir vakit size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve dinleyin diye Turu tepenize kaldırıb misakınızı aldık, dinledik ısyan ettik dediler, ve küfürleriyle danayı kalblerinde iliklerine işlettiler, eğer, de: sizler mü'minlerseniz imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor?

Erhan Aktaş

Hani sizden, "Size verdiğimizi kuvvetlice alın ve dinleyin." diye kesin söz almış ve Tur'u üzerinize yükseltmiştik. Demişlerdi ki: "Dinledik; ama itaat etmiyoruz." Küfürleri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: "Eğer gerçekten inanıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!"

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Hani sizden, "Size verdiğimizi kuvvetlice alın ve dinleyin." diye kesin söz almış ve Tur'u üzerinize kaldırmıştık. Demişlerdi ki: "Dinledik ama itaat etmiyoruz." Küfr'leri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: "Eğer gerçekten inanıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!"

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Hani sizden, "Size verdiğimizi kuvvetlice alın ve dinleyin." diye kesin söz almış ve Tur'u üzerinize kaldırmıştık. Demişlerdi ki: "Dinledik ama itaat etmiyoruz." Küfürleri yüzünden buzağı kalplerine yerleştirildi. De ki: "Eğer gerçekten inanıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!"

Fizilal-il Kuran

Hani sizden kesin söz almıştık; Tur'u üzerinize kaldırarak «Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve dinleyin» dedik. Onlar ise «Dinledik ve karşı geldik» dediler. Kâfirlikleri yüzünden buzağı sevgisi kalplerine iyice işledi. De ki; «Eğer inanıyor idiyseniz, imanınız size ne kötü işler emrediyor!

Gültekin Onan

Hani sizden misak almış ve üzerinize Tur (dağını) kaldırmıştık / yükseltmiştik: "Size verdiğime sıkıca sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik ve karşı geldik / baş kaldırdık" (asayna). Küfürlerinden dolayı buzağı (tutkusu) kalplerine sinmişti / içirilmişti (üşribu). De ki: "Eğer inançlılar iseniz inancınız size ne kötü / çirkin (şeyler) buyuruyor VEYA inançlılar olsaydınız inancınız size kötü / böyle çirkin şeyler buyurmazdı".

Hamdi Döndüren

Hani bir zaman, “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın ve dinleyin!” diye, Tur dağını sizin üstünüze kaldırıp kesin söz almıştık. Onlar, “İşittik ve isyan ettik.” dediler. İnkârları yüzünden, o buzağı sevgisini kalplerinde beslenip büyüttüler. De ki: “Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor?”

Hasan Basri Çantay

Bir vakit "Size verdiğimiz (Tevrat) ı kuvvetle tutun (ona sımsıkı yapışın, söz) dinleyin" (diye) "Tur" u tepenizin üstüne kaldırıb sizden te'minatlı va'd almışdık. "(Kulağımızla) dinledik, (kalbimizle) isyan etdik" demişlerdi. (Çünkü) küfürleri yüzünden özlerine buzağı (bir su gibi) içirilmiş (iyice işlemiş) di. De ki: "Eğer mü'min (kimse) ler iseniz inancınız size ne kötü şey emrediyor."

Hasib Asutay

Hani Tur Dağını üzerinize kaldırıp sizden kesin söz almıştık. 'Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve dinleyin' demiştik. 'Dinledik ve isyan ettik' dediler. İnkârları yüzünden kalplerine buzağı sevgisi sindirildi. (36) De ki, 'Eğer inanmış iseniz, inancınız size ne kötü şey emrediyor!' (36. Kalplerine buzağı sevgisinin içirilmesi, onların buzağıya tapma sevgisinin kalplerine sindirilmiş olması anlamındadır.)

Hayrat Neşriyat

Hani sizin sağlam sözünüzü almış, Tûr’u da üzerinize kaldırmıştık. (Şöyle demiştik:)'Size verdiğimizi (Tevrât’ı) kuvvetle tutun ve (emrettiklerimizi) dinleyin!' (Onlar ise:)'İşittik ve isyân ettik!' dediler de inkârları sebebiyle kalblerine buzağı (sevgisi) içirildi, (o muhabbet, âdetâ iliklerine işledi). (Ey Resûlüm! Onlara) de ki: 'Eğer mü’min kimseler iseniz, inancınızın size kendisiyle emretmekte olduğu şey ne kötüdür!'

İbni Kesir

Hani; size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun ve dinleyin, diye Tur'u tepenize dikmiş ve sizden misak almıştık. İşittik ve karşı geldik dediler ve küfürleri yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. Eğer inananlardansanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor? de.

Mehmet Okuyan

Hani sizden sağlam bir söz almış, üzerinize (Sînâ) Dağı(nı âdeta) kaldırmıştık. (Onlara) “Size verdiğimizi kuvvetle alın (ona sıkıca tutunun); (ondaki gerçekleri) dinleyin!” (demiştik). Onlar ise “İşittik ve isyan ettik.” demişlerdi. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı(ya tapma sevgisi) içirilmişti (doldurulmuştu). De ki: “(Böyle) inanıyorsanız, inancınız size ne kötü şeyler emrediyor!”

Muhammed Esed

Biz o zaman, Sina Dağı'nı üzerinize şahit tutarak, "Size emanet ettiğimiz şeye (bütün) gücünüzle sarılın ve ona kulak verin!" (diyerek) sizden kesin bir taahhüt almıştık. (Bütün bu hatırlatmalara rağmen) onlar; "Dinledik, ama itaat etmiyoruz!" derler. Zira, hakikati reddetmeleri yüzünden bunların kalplerini (altın) buzağı sevgisi kaplamıştır. De ki: "Ne kötü (şu) inancınızın sizi yönelttiği (şey)! Eğer gerçekten bir şeylere inanıyorsanız."

Mustafa İslamoğlu

Hani, bir zaman (Sina) Dağı'nı üzerinize yükselterek sizden kesin söz almıştık: "Size gönderdiğimiz mesajı hayata uygulayın ve artık hakikatı duyun!" Buna karşın "İşittik ve itaat ettik\\isyan ettik" dediler. Küfürleri sebebiyle buzağı (heykeli) gönüllerinde taht kurdu. De ki onlara: Bozuk inancınız size ne fena şeyler yaptırıyor? Eğer gerçekten inandıysanız (böyle yapmazdınız).

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve o zamanı hatırlayınız ki, sizin misakınızı almıştık. «Size verdiğimiz şeyi kuvvetle alınız ve dinleyiniz,» Diye üzerinize Tûr dağını kaldırmıştık. Demiştiler ki: «İşittik ve isyan ettik.» Ve onların küfürleri sebebiyle kalblerinde buzağı (muhabbeti) yerleştirilmişti. De ki: «Size imânınız ne kötü şey emrediyor, eğer mü'minlerseniz.»

Ömer Öngüt

Hatırlayın o zamanı ki, sizden sağlam söz almış, Tur dağını üzerinize kaldırmıştık. “Size verdiğimizi sıkıca tutun ve dinleyin. ” demiştik. Onlar da: “İşittik ve isyan ettik. ” dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı (sevgisi) içirildi. De ki: “Eğer inanıyor idiyseniz, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor?”

Suat Yıldırım

"Size verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin" diye Tur’u (Dağı) tepenize kaldırıp sizden (atalarınızdan) kesin söz aldık. Onlar: "Dinledik ve fakat isyan ettik." dediler. Çünkü kâfirlikleri sebebiyle buzağıya tapma sevgisi iliklerine işlemişti. De ki: "Eğer mümin iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor!"

Süleyman Ateş

Bir zaman üzerinize Tur(dağın)ı kaldırıp sizden kesin söz almıştık: "Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun, dinleyin!" (demiştik). "Dinledik ve isyan ettik." dediler. İnkarlarıyla kalblerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: "Eğer inanan kimseler iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor."

Süleymaniye Vakfı

Bir gün Tur'u /Sina Dağı'nı tepenize kaldırarak sizden kesin söz almış, "Size verdiğimize sıkı sarılın ve dinleyin!" demiştik. Siz de "Dinledik ve sıkı sarıldık!" demiştiniz. Oysa (kitabı) görmezlikte direnmeniz yüzünden boğa tutkusu içinize işlemişti. De ki: "Eğer inanıp güvenen kişilerseniz inancınız sizden ne kötü şey istiyor!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bir gün Tur'u tepenize kaldırarak sizden kesin söz almış, "Size verdiğimize sıkı sarılın ve dinleyin!" demiştik. Siz de "Dinledik ve sıkı sarıldık" demiştiniz. Oysa ayetleri görmezlikten gelmeniz sebebiyle buzağı tutkusu içinize işlemişti. De ki "Kendinizi mümin sayıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!"

Şaban Piriş

Bir vakit de sizden üzerinize dağı kaldırarak kesin söz almıştık: -Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin, demiştik. -İşittik ve karşı geldik, dediler de küfürleri yüzünden gönüllerine buzağı sevgisi sindirildi. De ki: -Eğer mümin iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor!

Tefhim-ul Kuran

Hani sizden kesin söz almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve) : «Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı yapışın ve dinleyin» (demiştik) . Demişlerdi ki: «Dinledik ve başkaldırdık.» Küfürleri yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: «İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emredip önermektedir?»

Ümit Şimşek

Yine hatırlayın ki, üzerinize Tur Dağını yükselterek sizden söz almış, 'Size verdiğimize bütün gücünüzle sarılın ve ona kulak verin' demiştik. Onlar ise 'İşittik ve isyan ettik' dediler. Çünkü inkârları yüzünden buzağı sevgisi onların iliklerine işlemişti. De ki: Eğer siz mü'min iseniz, inancınız sizi ne kötü şeylere teşvik ediyor!

Yaşar Nuri Öztürk

Hani kesin söz almıştık sizden de Tur'u üzerinize kaldırmıştık. "Size verdiğimizi kuvvetlice tutun ve dinleyin." demiştik. Şöyle demişlerdi: "Dinledik ve isyan ettik." İnkarları yüzünden gönüllerine buzağı içirildi. De ki: "Eğer inanan kişilerseniz, ne kötü şeydir size imanınızın emretmekte olduğu..."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O zaman Biz sizinlə əhd bağlayıb dağı başınızın üstünə qaldırdıq: “Sizə verdiyimizdən möhkəm yapışın və eşidin!”– deyə əmr etdik. Onlar: “Eşitdik və asi olduq!”– dedilər. Küfrlərinə görə buzova olan məhəbbət onların qəlblərinə yeridildi. De: “Əgər siz möminsinizsə, imanınızın sizə əmr etdiyi şey necə də pisdir!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Yadınıza salın o vaxtı ki, Biz sizdən əhd alıb, Tur dağını başınızın üstünə qaldırmış və: ″Sizə verdiyimizdən (Tövratdan) möhkəm yapışın, (oradakı hökmləri) eşidin!″ (demişdik). Onlar (sizin ata-babalarınız) isə: ″Eşitdik və (o hökmlərə) qarşı çıxdıq (əməl etmədik)!″ – dedilər. Çünki küfrləri üzündən buzovun məhəbbəti qəlblərini bürümüşdü. (Ya Rəsulum!) Onlara de: ″Əgər iman gətirmisinizsə, imanınızın sizə belə əmr etməsi necə də pisdir!″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wir schlossen mit euch einen Bund und ließen den Berg hoch über euch emporragen. (Wir ermahnten euch:) ʺHaltet an der Offenbarung fest, die Wir für euch herabgesandt haben und höret!ʺ Darauf sagten sie: ʺWir haben gehört, gehorchen aber nicht.ʺ Ihnen liegt der Götzendienst am Kalb tief im Herzen, so ungläubig sind sie. Sage: ʺZu welchem Übel führt euch euer Glaube, wenn es wahr wäre, daß ihr wirklich gläubig seid!ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Und als Wir mit euch ein Abkommen trafen und den Berg über euch emporhoben (und zu euch sagten): ʺHaltet fest an dem, was Wir euch gegeben haben und hört.ʺ Sie sagten: ʺWir hören, doch wir widersetzen uns.ʺ Und es geschah ihnen durch ihren Unglauben, daß (die Liebe für) das Kalb in ihre Herzen eindrang. Sag: Wie schlimm ist das, was euch euer Glaube gebietet, wenn ihr gläubig seid!

Almanca — M. A. Rassoul

Und als Wir mit euch einen Bund schlossen und über euch den Berg emporragen ließen: ʺHaltet fest an dem, was Wir euch gegeben haben und höretʺ, da sagten sie: ʺWir hören, doch wir widersetzen uns.ʺ Und sie wurden in ihren Herzen durch das Kalb trunken gemacht um ihres Unglaubens willen. Sprich: ʺSchlecht ist das, was euer Glaube euch befiehlt, wenn ihr Gläubige seid.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Und (erinnere daran), als WIR euer Gelöbnis entgegennahmen und über euch den Tur-Berg hochhoben: ʺNehmt, was WIR euch gaben, mit Nachdruck an und hört zu!ʺ Sie sagten: ʺWir haben zugehört und uns widersetzt.ʺ So wurde in ihren Herzen (die Zuneigung) zum Kalb wegen ihres Kufr eingeprägt. Sag: ʺErbärmlich ist das, was euch euer Iman gebietet, solltet ihr Mumin sein.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And Recall when you camped at the foot of Mount and heaven thundered and the awe inspiring echoes thundered in your ears as We entered with you into a Covenant and We stabilized the mountain above you when it shook with such fits for the profound reverence dutiful to Allah and We said: "Adhere to all that We have imparted to you in AL-Tawrah and observe and esteem the code of discipline and regulations, hold to your promise, pay attention and regard". And your people said: "We have opened our hearts' ears " But their actions did not accord to their words. They impiously took the calf and drank with delight, to tame their wicked feelings. Say to them, O Muhammad: "If these are the principles of your faith steering your course of action, then how worthless is your apprehension of divine truth and system of religious belief, if you truly represent yourselves as people of faith?"

Abdul Haleem

Remember when We took your pledge, making the mountain tower above you, and said, ‘Hold on firmly to what We have given you, and listen to [what We say].’ They said, ‘We hear and we disobey,’ and through their disbelief they were made to drink [the love of] the calf deep into their hearts. Say, ‘How evil are the things your belief commands you to do, if you really are believers!’

Abdullah Yusuf Ali

And remember We took your covenant and We raised above you (the towering height) of Mount (Sinai): (Saying): "Hold firmly to what We have given you, and hearken (to the Law)": They said:" We hear, and we disobey:" And they had to drink into their hearts (of the taint) of the calf because of their Faithlessness. Say: "Vile indeed are the behests of your Faith if ye have any faith!"

Abul A'la Maududi

Recall the covenant We made with you and caused the Mount to tower above you, stressing: "Hold to what We have given you with full strength and give heed to it." But their forefathers said: “We hear, but we disobey” – for their hearts were overflowing with love for the calf because of their unbelief. Say: “If you are people of faith, then evil are the things that your faith enjoins upon you.”

Aisha Bewley

Remember when We made a covenant with you and lifted up the Mount above your heads: ‘Take hold vigorously of what We have given you and listen. ’ They said, ‘We hear and disobey.’ They were made to drink the Calf into their hearts because of their kufr. Say, ‘If you are muminun, what an evil thing your iman has made you do.’

Al-Hilali & Khan

And (remember) when We took your covenant and We raised above you the Mount (saying), "Hold firmly to what We have given you and hear (Our Word)." They said, "We have heard and disobeyed." And their hearts absorbed (the worship of) the calf because of their disbelief. Say: "Worst indeed is that which your faith enjoins on you if you are believers."

Ali Quli Qarai

And when We took covenant with you and raised the Mount above you [declaring], ‘Hold on with power to what We have given you, and listen!’ They said, ‘We hear, and disobey,’ and their hearts had been imbued with [the love of] the Calf, due to their faithlessness. Say, ‘Evil is that to which your faith prompts you, should you be faithful!’

Amatul Rahman Omar

And (recall) when We took a covenant from you, (while you had encamped at the foot of Sinai) with (the summits of) the Mount towering above you, (and We had said,) `Hold fast to that which we have given you and obey. ' (But) those (of you who were given this commandment) said, `We hear and we disobey.' Their hearts were, in fact, permeated with (the love of) the calf (worship) due to their disbelief. Say, `Evil is the way to which your faith leads you, if you are believers at all.'

Arthur John Arberry

And when We took compact with you, and raised over you the Mount: 'Take forcefully what We have given you and give ear. ' They said, 'We hear, and rebel'; and they were made to drink the Calf in their hearts for their unbelief. Say: 'Evil is the thing your faith bids you to, if you are believers.'

Bijan Moeinian

I took a solemn pledge from you while raising the Mount Sinai over your heads: "Follow my revelations to the point and be obedient. " They promised to believe but they rebelled. They were such phonies that they worshipped a cow! Tell them (O Mohammad): “If yours is belief, it is indeed a strange belief that makes you to do such evil things.”

E. Henry Palmer

And when we took a covenant with you and raised the mountain over you, 'Take what we have given you with resolution and hear;' they said, 'We hear but disobey;' and they were made to drink the calf down into their hearts for their unbelief. Say, 'An evil thing is it which your belief bids you do, if ye be true believers.'

Edip-Layth

We took your covenant, and raised the mount above you, "Take what We have given you with strength, and listen." They said, "We hear and disobey!" and they had consumed the calf inside their hearts by their rejection. Say, "Miserable indeed is what your acknowledgement instructs you if you are those who acknowledge!"

George Sale

And when we accepted your covenant and lifted the mountain of Sinai over you, saying, receive the law which we have given you, with a resolution to perform it, and hear; they said, we have heard, and have rebelled: And they were made to drink down the calf into their hearts for their unbelief. Say, a grievous thing hath your faith commanded you, if ye be true believers.

Hamid S. Aziz

And remember when We took a covenant with you and raised the mountain (Sinai) over you, "Take what We have given you with resolution and hear (the Law);" they said, "We hear but disobey;" and they were made to drink (the sin of) the calf down into their heart for their faithlessness. Say, "A vile thing is it which your faith bids you do, if you have any faith."

Mahmoud Ghali

And as We took compact with you (Literally: took your compact) and raised above you the Tûr (i. e. the Mount): "Take powerfully what We have brought you and give ear to (Our Word)." They said, "We have heard, and we disobey." And they were made to drink the Calf in their hearts (i.e., their hearts were filled with love for it) for their disbelief. Say, "Miserable is that to which your belief commands you, in case you are believers!"

Marmaduke Pickthall

And when We made with you a covenant and caused the Mount to tower above you, (saying): Hold fast by that which We have given you, and hear (Our Word), they said: We hear and we rebel. And (worship of) the calf was made to sink into their hearts because of their rejection (of the covenant). Say (unto them): Evil is that which your belief enjoineth on you, if ye are believers.

Mohamed Ahmed - Samira

Although Moses had come to you with evidence of the truth, you chose the calf in his absence, and you transgressed.

Muhammad Asad

And, lo, We accepted your solemn pledge, raising Mount Sinai high above you, [saying,] "Hold fast with [all your] strength unto what We have vouchsafed you, and hearken unto it!" [But] they say, "We have heard, but we disobey" - for their hearts are filled to overflowing with love of the [golden] calf because of their refusal to acknowledge the truth. Say: "Vile is what this [false] belief of yours enjoins upon you-if indeed you are believers!"

Mustafa Khattab

And when We took your covenant and raised the mountain above you ˹saying˺, "Hold firmly to that ˹Scripture˺ which We have given you and obey," they answered, “We hear and disobey.” The love of the calf was rooted in their hearts because of their disbelief. Say, ˹O Prophet,˺ “How evil is what your ˹so-called˺ belief prompts you to do, if you ˹actually˺ believe ˹in the Torah˺!”

Progressive Muslims

And We took your covenant, and raised the mount above you: "Take what We have given you with strength, and listen. " They said: "We hear and disobey!", and they had consumed the calf inside their hearts by their disbelief. Say: "Miserable indeed is what your belief orders of you if you are believers!"

Sahih International

And [recall] when We took your covenant and raised over you the mount, [saying], "Take what We have given you with determination and listen. " They said [instead], "We hear and disobey." And their hearts absorbed [the worship of] the calf because of their disbelief. Say, "How wretched is that which your faith enjoins upon you, if you should be believers."

Sam Gerrans

And when We took your agreement and raised the mount above you: “Hold fast what We give you, and listen,” they said: “We hear and we oppose”; and they were filled with drinking the calf in their hearts for their denial. Say thou: “Evil is what your faith enjoins upon you, if you be believers.”

Shabbir Ahmed

Recall again the Covenant We made with you in the Valley of the Mount Sinai, with the mountain towering over you, saying, "Hold firmly to what We have given you, and listen with your hearts!" They said, "We hear and we disobey". The desire to worship a tangible deity was so strong in them that their hearts were infused with the love of the calf, because of their persistent failure to see the Truth. Say, "If your faith teaches you to go back to the primitive ways of worship, then you are in a pitiable state of mind - if you are at all believers."

Syed Vickar Ahamed

And (remember) when, We took your Promise and We raised above you Mount (Sinai, saying): "Hold firmly to what We have given you, and obey:" They said: "We hear, and we disobey:" And they had to take into their hearts the worship of the calf because they have no Faith. Say: "The commands of your Faith are truly not enough— If you have any faith!"

Taqi Usmani

And when We took a pledge from you, and raised high the (mount of) Tūr above you: "Hold fast to what We have given you, and listen"! They said, “We have heard and disobeyed.” And, on account of their denial, they were soaked with love for the calf in their hearts. Say: “Evil is that which your faith enjoins upon you, if you are believers.”

The Monotheist Group

And We took your covenant, and raised the mount above you: "Take what We have given you with strength, and listen." They said: "We hear and disobey!" And they had consumed the calf inside their hearts by their disbelief. Say: "Miserable indeed is what your belief orders of you if you are believers!"

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Gelî zaroyên Îsraîl!) Bînin bîra xwe, wexta me soz ji we wergirt û me Çiyayê Tûr bi ser we de rakir. (Me got) ya me daye we bi xurtî bigirin û guh bidinê. Gotin: “Me gotina te seh kir û me bi gotina te nekir”. Bi sedem kufra wan, hezkirina golikê di dilê wan de hatebicihkirin. (Ji wan re) Bibêje: “Eger birastî hûn bawermend in vêca ev a ku baweriya we li we ferman dike çiqas xerab e!”

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En toen Wij het verdrag met jullie aangingen en de Berg boven jullie verhieven: ʺHoudt aan wat Wij jullie gegeven hebben stevig vast en hoortʺ, zeiden zij: ʺWij hebben gehoord en zijn opstandig geworden.ʺ En in hun harten waren zij door hun ongeloof doordrenkt van het kalf. Zeg: ʺHet is echt slecht wat jullie geloof jullie beveelt, als jullie gelovig zijn.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Toen wij een verbond met u sloten en den berg boven u verhieven, zeiden wij: Neemt met vastheid aan wat wij openbaren, en hoort. Zij antwoorden: Wij hoorden het wel, maar wij gehoorzamen niet, en zij moesten het kalf in hun hart drinken. Zeg hun: Een zware taak legt uw geloof u op, zoo ge er een hebt.

Hollandaca — Siregar

En (gedenkt) toen Wij jullie verbond aanvaardden den Wij de (berg) Thôer boven jullie verhieven, (zeggend:) ʺHoudt jullie stevig vast aan wat Wij jullie gegeven hebben en luistertʺ. Zij zeiden: ʺWij hebben geluisterd, maar wij gehoorzamen niet.ʺ En hun harten waren doordrenkt met (liefde voor) het kalf vanwege hun ongeloof. Zeg (O Moehammad): ʺSlecht is het wartoe jullie (vervalste) geloof jullie oproept, als jullie gelovigen zijn (in de Taurât geloven).ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И (помните, как) когда-то Мы взяли договор с вас (о, потомки Исраила) (что вы уверуете в Аллаха и будете служить и поклоняться только Ему) и подняли над вами (гору) Тур (и Мы сказали): «Возьмите то [Тору], что Мы даровали вам, с силой [с усердием] (и храните ее) и слушайте (что в нем повелено, исполняйте и подчинитесь Аллаху)!» Они сказали: «Мы слышали (это ушами) и ослушались (этому делами).» Они напоены в сердцах своих тельцом [сердца их впитали любовь к тельцу] из-за своего неверия. Скажи (им): «Скверно то [поклонение тельцу], что приказывает вам ваша вера, если вы (вообще) являетесь верующими!» [[См. также суру «Та Ха» аяты 90–91]]

Rusça — Osmanov

[Вспомните,] как Мы взяли с вас клятву и воздвигли пред вами гору Синай и велели: ʺДержитесь крепко за то, что Мы вам даровали, и слушайтеʺ. Они ответили: ʺМы слышали и отказываемся повиноватьсяʺ. Из-за неверия их сердца преисполнились любовью к тельцу. Скажи [, о Мухаммад]: ʺМерзко то, что велит вам [эта] ваша вера, если вы желаете быть [истинно] верующимиʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och (minns) hur Vi slöt Vårt förbund med er med Sinai berg som vittne (och sade): ʺHåll med all kraft fast vid det som Vi har uppenbarat för er och lyd (dess föreskrifter)!ʺ (Då) sade de: ʺVi hör men vi lyder inte.ʺ Till följd av deras brist på tro hade (tanken på den gyllene) kalven helt bemäktigat sig deras hjärtan. Säg: ʺOm ni kallar er troende, är det sannerligen avskyvärt, det som er tro bjuder er att göra!ʺ