س م ع (SMA) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

duymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (185)

Bu kök Kur'an boyunca 185 kez, 49 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

سَمِيعٌ21 kez

Bakara 2:181سَمِيعٌsemīǔnişitendir

فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَمَا سَمِعَهُ فَاِنَّمَٓا اِثْمُهُ عَلَى الَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُ اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

fe men beddelehu beǎ'demā semiǎhu fe innemā iṧmuhu ǎlā (e)lleƶīne yubeddilūnehu inne (a)llahe semīǔn ǎlīmun

Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Bakara 2:224سَمِيعٌsemīǔnişitendir

وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve lā tec'ǎlū (a)llahe ǔrDeten li eymānikum en teberrū ve tetteḳū ve tuSliHū beyne n-nāsi ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah'ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Bakara 2:227سَمِيعٌsemīǔnişitendir

وَاِنْ عَزَمُوا الطَّلَاقَ فَاِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve in ǎzemū T-Talāḳa fe inne (a)llahe semīǔn ǎlīmun

Eğer (yemin edenler yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Bakara 2:244سَمِيعٌsemīǔnişitendir

وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve ḳātilū fī sebīli (a)llahi ve ǎ'lemū enne (a)llahe semīǔn ǎlīmun

Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah hakkıyla işitendir ve hakkıyla bilendir.

Bakara 2:256سَمِيعٌsemīǔnişitendir

لَا اِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

lā ikrāhe fī d-dīni ḳad tebeyyene r-ruşdu mine l-ğayyi fe men yekfur bi T-Tāğūti ve yu'min bi(a)llahi fe ḳadi stemseke bi l-ǔrveti l-vuṧḳā lā nfiSāme lehā ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde, kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Al-i İmran 3:34سَمِيعٌsemīǔnişitendir

ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ƶurriyyeten beǎ'Duhā min beǎ'Din ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

(33-34) Şüphesiz Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip alemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Al-i İmran 3:38سَمِيعُsemīǔişitensin

هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً اِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاءِ

hunālike deǎā zekeriyyā rabbehu ḳāle rabbi heb lī min ledunke ƶurriyyeten Tayyibeten inneke semīǔ d-duǎā'i

Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin" dedi.

Al-i İmran 3:121سَمِيعٌsemīǔnişitendi

وَاِذْ غَدَوْتَ مِنْ اَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنِينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve iƶ ğadevte min ehlike tubevviu l-mu'minīne meḳāǐde li l-ḳitāli ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Hani sen mü'minleri (Uhud'da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

A'raf 7:200سَمِيعٌsemīǔnişitendir

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve immā yenzeğanneke mine ş-şeyTāni nezğun fe steǐƶ bi(a)llahi innehu semīǔn ǎlīmun

Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Enfal 8:17سَمِيعٌsemīǔnişitendir

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

fe lem teḳtulūhum ve lākinne (a)llahe ḳatelehum ve mā rameyte iƶ rameyte ve lākinne (a)llahe ramā ve li yubliye l-mu'minīne minhu belā'en Hasenen inne (a)llahe semīǔn ǎlīmun

(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Enfal 8:53سَمِيعٌsemīǔnişitendir

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّرًا نِعْمَةً اَنْعَمَهَا عَلٰى قَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ وَاَنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ƶālike bi enne (a)llahe lem yeku muğayyiran niǎ'meten en'ǎmehā ǎlā ḳavmin Hattā yuğayyirū mā bi enfusihim ve enne (a)llahe semīǔn ǎlīmun

Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Tevbe 9:98سَمِيعٌsemīǔnişitendir

وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَائِرَ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve mine l-eǎ'rābi men yetteḣiƶu mā yunfiḳu meğramen ve yeterabbeSu bikumu d-devāira ǎleyhim dāiratu s-sev'i ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Bedevilerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belalar gelmesini beklerler. Kötü belalar kendi başlarına olsun. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Tevbe 9:103سَمِيعٌsemīǔnişitendir

خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ḣuƶ min emvālihim Sadeḳaten tuTahhiruhum ve tuzekkīhim bihā ve Salli ǎleyhim inne Salāteke sekenun lehum ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükunettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Hac 22:61سَمِيعٌsemīǔnişitendir

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَاَنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

ƶālike bi enne (a)llahe yūlicu l-leyle fī n-nehāri ve yūlicu n-nehāra fī l-leyli ve enne (a)llahe semīǔn beSīrun

Bu böyle. Çünkü Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.

Hac 22:75سَمِيعٌsemīǔnişitendir

اَللّٰهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

(a)llahu yeSTafī mine l-melāiketi rusulen ve mine n-nāsi inne (a)llahe semīǔn beSīrun

Allah, meleklerden de resuller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Nur 24:21سَمِيعٌsemīǔnişitendir

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَدًا وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tettebiǔ ḣuTuvāti ş-şeyTāni ve men yettebiǎ' ḣuTuvāti ş-şeyTāni fe innehu ye'muru bi l-feHşā'i ve l-munkeri ve levlā feDlu (a)llahi ǎleykum ve raHmetuhu mā zekā minkum min eHadin ebeden ve lākinne (a)llahe yuzekkī men yeşā'u ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Nur 24:60سَمِيعٌsemīǔnişitendir

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاءِ الّٰتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ اَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَاَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve l-ḳavāǐdu mine n-nisā'i llātī lā yercūne nikāHen fe leyse ǎleyhinne cunāHun en yeDeǎ'ne ṧiyābehunne ğayra muteberricātin bi zīnetin ve en yesteǎ'fifne ḣayrun le hunne ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Lokman 31:28سَمِيعٌsemīǔnişitendir

مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

mā ḣalḳukum ve lā beǎ'ṧukum illā ke nefsin vāHidetin inne (a)llahe semīǔn beSīrun

(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz, ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Sebe 34:50سَمِيعٌsemīǔnişitendir

قُلْ اِنْ ضَلَلْتُ فَاِنَّمَٓا اَضِلُّ عَلٰى نَفْسِي وَاِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِي اِلَيَّ رَبِّي اِنَّهُ سَمِيعٌ قَرِيبٌ

ḳul in Deleltu fe innemā eDillu ǎlā nefsī ve ini htedeytu fe bi mā yūHī ileyye rabbī innehu semīǔn ḳarībun

De ki: "Ben eğer sapmışsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır."

Hucurat 49:1سَمِيعٌsemīǔnişitendir

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tuḳaddimū beyne yedeyi (a)llahi ve rasūlihi ve tteḳū (a)llahe inne (a)llahe semīǔn ǎlīmun

Ey iman edenler! Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Mücadele 58:1سَمِيعٌsemīǔnişitendir

قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي اِلَى اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

ḳad semiǎ (a)llahu ḳavle lletī tucādiluke fī zevcihā ve teştekī ilā (a)llahi ve(a)llahu yesmeǔ teHāvurakumā inne (a)llahe semīǔn beSīrun

Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

يَسْمَعُونَ20 kez

Bakara 2:75يَسْمَعُونَyesmeǔneişitirlerdi de

اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

e fe teTmeǔne en yu'minū lekum ve ḳad kāne ferīḳun minhum yesmeǔne kelāme (a)llahi ṧumme yuHarrifūnehu min beǎ'di mā ǎḳalūhu ve hum yeǎ'lemūne

Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah'ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.

En'am 6:36يَسْمَعُونَyesmeǔneişiten(ler)

اِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتٰى يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ ثُمَّ اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

innemā yestecību (e)lleƶīne yesmeǔne ve l-mevtā yeb'ǎṧuhumu (a)llahu ṧumme ileyhi yurceǔne

(Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O'na döndürülürler.

A'raf 7:100يَسْمَعُونَyesmeǔnehiç işitmezler

اَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ اَهْلِهَٓا اَنْ لَوْ نَشَاءُ اَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

e ve lem yehdi li(e)lleƶīne yeriṧūne l-erDe min beǎ'di ehlihā en lev neşā'u eSabnāhum bi ƶunūbihim ve neTbeǔ ǎlā ḳulūbihim fe hum lā yesmeǔne

Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.

A'raf 7:179يَسْمَعُونَyesmeǔnefakat işitmezler

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

ve leḳad ƶera'nā li cehenneme keṧīran mine l-cinni ve l-insi lehum ḳulūbun lā yefḳahūne bihā ve lehum eǎ'yunun lā yubSirūne bihā ve lehum āƶānun lā yesmeǔne bihā ulāike ke l-en'ǎāmi bel hum eDellu ulāike humu l-ğāfilūne

Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.

A'raf 7:195يَسْمَعُونَyesmeǔneişitecekleri

اَلَهُمْ اَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَا اَمْ لَهُمْ اَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَا اَمْ لَهُمْ اَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَا اَمْ لَهُمْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا قُلِ ادْعُوا شُرَكَاءَكُمْ ثُمَّ كِيدُونِ فَلَا تُنْظِرُونِ

e lehum erculun yemşūne bihā em lehum eydin yebTişūne bihā em lehum eǎ'yunun yubSirūne bihā em lehum āƶānun yesmeǔne bihā ḳuli d'ǔ şurakā'ekum ṧumme kīdūni fe lā tunZirūni

Onların yürüyecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi, çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun da bana göz açtırmayın bakalım!"

Enfal 8:21يَسْمَعُونَyesmeǔneişitmedikleri halde

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

ve lā tekūnū ke(e)lleƶīne ḳālū semiǎ'nā ve hum lā yesmeǔne

İşitmedikleri halde, "işittik" diyenler gibi de olmayın.

Yunus 10:67يَسْمَعُونَyesmeǔneduyan

هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

huve elleƶī ceǎle lekumu l-leyle li teskunū fīhi ve n-nehāra mubSiran inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yesmeǔne

O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); gündüzü ise aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.

Nahl 16:65يَسْمَعُونَyesmeǔneişiten

وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

ve(a)llahu enzele mine s-semāi māen fe eHyā bihi l-erDe beǎ'de mevtihā inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yesmeǔne

Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.

Meryem 19:62يَسْمَعُونَyesmeǔneişitmezler

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

lā yesmeǔne fīhā leğven illā selāmen ve lehum rizḳuhum fīhā bukraten ve ǎşiyyen

Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) "selam!" (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.

Enbiya 21:100يَسْمَعُونَyesmeǔneişitmezler

لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَهُمْ فِيهَا لَا يَسْمَعُونَ

lehum fīhā zefīrun ve hum fīhā lā yesmeǔne

Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.

Enbiya 21:102يَسْمَعُونَyesmeǔneduymazlar

لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ

lā yesmeǔne Hasīsehā ve hum fī mā ştehet enfusuhum ḣālidūne

Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak kalırlar.

Hac 22:46يَسْمَعُونَyesmeǔneişitecekleri

اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ

e fe lem yesīrū fī l-erDi fe tekūne lehum ḳulūbun yeǎ'ḳilūne bihā ev āƶānun yesmeǔne bihā fe innehā lā teǎ'mā l-ebSāru ve lākin teǎ'mā l-ḳulūbu lletī fī S-Sudūri

Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.

Furkan 25:44يَسْمَعُونَyesmeǔneişitiyorlar

اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَبِيلًا

em teHsebu enne ekṧerahum yesmeǔne ev yeǎ'ḳilūne in hum illā ke l-en'ǎāmi bel hum eDellu sebīlen

Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.

Rum 30:23يَسْمَعُونَyesmeǔneişiten

وَمِنْ اٰيَاتِهِ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

ve min āyātihi menāmukum bi l-leyli ve n-nehāri ve btiğā'ukum min feDlihi inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yesmeǔne

Geceleyin uyumanız ve gündüzün O'nun lütfundan istemeniz de O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.

Secde 32:26يَسْمَعُونَyesmeǔneişitmiyorlar mı?

اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ اَفَلَا يَسْمَعُونَ

e ve lem yehdi lehum kem ehleknā min ḳablihim mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin e fe lā yesmeǔne

Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hala duymayacaklar mı?

Saffat 37:8يَسَّمَّعُونَyessemmeǔnedinleyemezler

لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ

lā yessemmeǔne ilā l-melei l-eǎ'lā ve yuḳƶefūne min kulli cānibin

(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

Fussilet 41:4يَسْمَعُونَyesmeǔneişitmezler

بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

beşīran ve neƶīran fe eǎ'raDe ekṧeruhum fe hum lā yesmeǔne

Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler.

Kaf 50:42يَسْمَعُونَyesmeǔneduyarlar

يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ

yevme yesmeǔne S-SayHate bi l-Haḳḳi ƶālike yevmu l-ḣurūci

O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirlerden) çıkış günüdür.

Vakıa 56:25يَسْمَعُونَyesmeǔneişitmezler

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

lā yesmeǔne fīhā leğven ve lā te'ṧīmen

Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler.

Nebe 78:35يَسْمَعُونَyesmeǔneişitmezler

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا

lā yesmeǔne fīhā leğven ve lā kiƶƶāben

Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.

السَّمِيعُ19 kez

Bakara 2:127السَّمِيعُs-semīǔişitensin

وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve iƶ yerfeǔ ibrāhīmu l-ḳavāǐde mine l-beyti ve ismāǐylu rabbenā teḳabbel minnā inneke ente s-semīǔ l-ǎlīmu

Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kabe'nin) temellerini yükseltiyor, "Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" diyorlardı.

Bakara 2:137السَّمِيعُs-semīǔişitendir

فَاِنْ اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَا اٰمَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللّٰهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

fe in āmenū bi miṧli mā āmentum bihi fe ḳadi htedev ve in tevellev fe innemā hum fī şiḳāḳin fe se yekfīkehumu (a)llahu ve huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Al-i İmran 3:35السَّمِيعُs-semīǔişitensin

اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

iƶ ḳāleti mraetu ǐmrāne rabbi innī neƶertu leke mā fī beTnī muHarraran fe teḳabbel minnī inneke ente s-semīǔ l-ǎlīmu

Hani, İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti.

Maide 5:76السَّمِيعُs-semīǔişitendir

قُلْ اَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَاللّٰهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ḳul e teǎ'budūne min dūni (a)llahi mā lā yemliku lekum Derran ve lā nef'ǎn ve(a)llahu huve s-semīǔ l-ǎlīmu

(Ey Muhammed!) De ki: "Allah'ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."

En'am 6:13السَّمِيعُs-semīǔişitendir

وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve le hu mā sekene fī l-leyli ve n-nehāri ve huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Gece ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

En'am 6:115السَّمِيعُs-semīǔişitendir

وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve temmet kelimetu rabbike Sidḳan ve ǎdlen lā mubeddile li kelimātihi ve huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Rabbinin kelimesi (Kur'an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Enfal 8:61السَّمِيعُs-semīǔişitendir

وَاِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve in ceneHū li s-selmi fe cneH lehā ve tevekkel ǎlā (a)llahi innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Yunus 10:65السَّمِيعُs-semīǔduyandır

وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve lā yeHzunke ḳavluhum inne l-ǐzzete li (a)llahi cemīǎn huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Onların (inkarcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün güç Allah'ındır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Yusuf 12:34السَّمِيعُs-semīǔişitendir

فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

fe stecābe lehu rabbuhu fe Sarafe ǎnhu keydehunne innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Rabbi, onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz ki O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

İsra 17:1السَّمِيعُs-semīǔişitendir

سُبْحَانَ الَّذِي اَسْرٰى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

subHāne elleƶī esrā bi ǎbdihi leylen mine l-mescidi l-Harāmi ilā l-mescidi l-aḳSā elleƶī bāraknā Havlehu li nuriyehu min āyātinā innehu huve s-semīǔ l-beSīru

Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Enbiya 21:4السَّمِيعُs-semīǔişitendir

قَالَ رَبِّي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ḳāle rabbī yeǎ'lemu l-ḳavle fī s-semāi ve l-erDi ve huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Peygamber, onlara dedi ki: "Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."

Şuara 26:220السَّمِيعُs-semīǔişitir

اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Ankebut 29:5السَّمِيعُs-semīǔişitendir

مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

men kāne yercū liḳā'e (a)llahi fe inne ecele (a)llahi lātin ve huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Her kim Allah'a kavuşmayı umarsa, bilsin ki Allah'ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Ankebut 29:60السَّمِيعُs-semīǔişitendir

وَكَاَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve keeyyin min dābbetin lā teHmilu rizḳahā (a)llahu yerzuḳuhā ve iyyākum ve huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Mü'min 40:20السَّمِيعُs-semīǔişitendir

وَاللّٰهُ يَقْضِي بِالْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

ve(a)llahu yeḳDī bi l-Haḳḳi ve(e)lleƶīne yed'ǔne min dūnihi lā yeḳDūne bi şey'in inne (a)llahe huve s-semīǔ l-beSīru

Allah, hak ve adaletle hükmeder. Allah'tan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Mü'min 40:56السَّمِيعُs-semīǔişiten

اِنَّ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْ اِنْ فِي صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغِيهِ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

inne (e)lleƶīne yucādilūne fī āyāti (a)llahi bi ğayri sulTānin etāhum in fī Sudūrihim illā kibrun mā hum bi bāliğīhi fe steǐƶ bi(a)llahi innehu huve s-semīǔ l-beSīru

Allah'ın ayetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Fussilet 41:36السَّمِيعُs-semīǔişitendir

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve immā yenzeğanneke mine ş-şeyTāni nezğun fe steǐƶ bi(a)llahi innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Şura 42:11السَّمِيعُs-semīǔişitendir

فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

fāTiru s-semāvāti ve l-erDi ceǎle lekum min enfusikum ezvācen ve mine l-en'ǎāmi ezvācen yeƶra'ukum fīhi leyse ke miṧlihi şey'un ve huve s-semīǔ l-beSīru

O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle sizi üretiyor. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Duhan 44:6السَّمِيعُs-semīǔişitendir

رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

raHmeten min rabbike innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu

(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

سَمِعْنَا16 kez

Bakara 2:93سَمِعْنَاsemiǎ'nādinledik

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ اِيمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

ve iƶ eḣaƶnā mīṧāḳakum ve rafeǎ'nā fevḳakumu T-Tūra ḣuƶū mā āteynākum bi ḳuvvetin ve smeǔ ḳālū semiǎ'nā ve ǎSaynā ve uşribū fī ḳulūbihimu l-ǐcle bi kufrihim ḳul bi'se mā ye'murukum bihi īmānukum in kuntum mu'minīne

Hani, Tur'u tepenize dikerek sizden söz almıştık, "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın; ona kulak verin" demiştik. Onlar, "Dinledik, karşı geldik" demişlerdi. İnkarları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat'a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!

Bakara 2:285سَمِعْنَاsemiǎ'nāİşittik

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ

āmene r-rasūlu bimā unzile ileyhi min rabbihi ve l-mu'minūne kullun āmene bi(a)llahi ve melāiketihi ve kutubihi ve rusulihi lā nuferriḳu beyne eHadin min rusulihi ve ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ğufrāneke rabbenā ve ileyke l-meSīru

Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."

Al-i İmran 3:193سَمِعْنَاsemiǎ'nāişittik

رَبَّنَا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلْاِيمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْاَبْرَارِ

rabbenā innenā semiǎ'nā munādiyen yunādī li l-īmāni en āminū bi rabbikum fe āmennā rabbenā fe ğfir lenā ƶunūbenā ve keffir ǎnnā seyyiātinā ve teveffenā meǎ l-ebrāri

"Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al."

Nisa 4:46سَمِعْنَاsemiǎ'nāişittik

مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَلِيلًا

mine (e)lleƶīne hādū yuHarrifūne l-kelime ǎn mevāDiǐhi ve yeḳūlūne semiǎ'nā ve ǎSaynā ve smeǎ' ğayra musmeǐn ve rāǐnā leyyen bi elsinetihim ve Taǎ'nen fī d-dīni ve lev ennehum ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve smeǎ' ve nZurnā le kāne ḣayran lehum ve eḳveme ve lākin leǎnehumu (a)llahu bi kufrihim fe lā yu'minūne illā ḳalīlen

Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak "İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!" "Ra'ina" derler. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

Nisa 4:46سَمِعْنَاsemiǎ'nāişittik

مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَلِيلًا

mine (e)lleƶīne hādū yuHarrifūne l-kelime ǎn mevāDiǐhi ve yeḳūlūne semiǎ'nā ve ǎSaynā ve smeǎ' ğayra musmeǐn ve rāǐnā leyyen bi elsinetihim ve Taǎ'nen fī d-dīni ve lev ennehum ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve smeǎ' ve nZurnā le kāne ḣayran lehum ve eḳveme ve lākin leǎnehumu (a)llahu bi kufrihim fe lā yu'minūne illā ḳalīlen

Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak "İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!" "Ra'ina" derler. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

Maide 5:7سَمِعْنَاsemiǎ'nāişittik

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَقَكُمْ بِهِ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

ve ƶkurū niǎ'mete (a)llahi ǎleykum ve mīṧāḳahu elleƶī veṧeḳakum bihi iƶ ḳultum semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve tteḳū (a)llahe inne (a)llahe ǎlīmun bi ƶāti S-Sudūri

Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve "işittik, itaat ettik" dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

Enfal 8:21سَمِعْنَاsemiǎ'nāişittik

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

ve lā tekūnū ke(e)lleƶīne ḳālū semiǎ'nā ve hum lā yesmeǔne

İşitmedikleri halde, "işittik" diyenler gibi de olmayın.

Enfal 8:31سَمِعْنَاsemiǎ'nāİşittik

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَٓا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā ḳālū ḳad semiǎ'nā lev neşā'u le ḳulnā miṧle hāƶā in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

Onlara karşı ayetlerimiz okunduğu zaman, "Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.

Enbiya 21:60سَمِعْنَاsemiǎ'nāişittik

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ اِبْرٰهِيمُ

ḳālū semiǎ'nā feten yeƶkuruhum yuḳālu lehu ibrāhīmu

(İçlerinden bazıları), "İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk" dediler.

Mü'minun 23:24سَمِعْنَاsemiǎ'nāişitiğimiz

فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ

fe ḳāle l-meleū (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi mā hāƶā illā beşerun miṧlukum yurīdu en yetefeDDele ǎleykum ve lev şā'e (a)llahu le enzele melāiketen mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne

Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

Nur 24:51سَمِعْنَاsemiǎ'nāişittik

اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ اِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

innemā kāne ḳavle l-mu'minīne iƶā duǔ ilā (a)llahi ve rasūlihi li yeHkume beynehum en yeḳūlū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve ulāike humu l-mufliHūne

Aralarında hüküm vermek için Allah'a (Kur'an'a) ve Resulüne davet edildiklerinde, mü'minlerin söyleyeceği söz ancak, "işittik ve iman ettik" demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Kasas 28:36سَمِعْنَاsemiǎ'nāişitmedik

فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ

fe lemmā cā'ehum mūsā bi āyātinā beyyinātin ḳālū mā hāƶā illā siHrun mufteran ve mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne

Musa, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık" dediler.

Sad 38:7سَمِعْنَاsemiǎ'nābiz işitmedik

مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌ

mā semiǎ'nā bi hāƶā fī l-milleti l-āḣirati in hāƶā illā ḣtilāḳun

(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dini inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.

Ahkaf 46:30سَمِعْنَاsemiǎ'nādinledik

قَالُوا يَاقَوْمَنَا اِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰى مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِي اِلَى الْحَقِّ وَاِلٰى طَرِيقٍ مُسْتَقِيمٍ

ḳālū yā ḳavmenā innā semiǎ'nā kitāben unzile min beǎ'di mūsā muSaddiḳan li mā beyne yedeyhi yehdī ilā l-Haḳḳi ve ilā Tarīḳin musteḳīmin

Dediler ki: "Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik."

Cin 72:1سَمِعْنَاsemiǎ'nādinledik

قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًا

ḳul ūHiye ileyye ennehu stemeǎ neferun mine l-cinni fe ḳālū innā semiǎ'nā ḳur'ānen ǎceben

(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."

Cin 72:13سَمِعْنَاsemiǎ'nāişitince

وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِهِ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّهِ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا

ve ennā lemmā semiǎ'nā l-hudā āmennā bihi fe men yu'min bi rabbihi fe lā yeḣāfu beḣsen ve lā raheḳan

"Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur'an'ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar."

تُسْمِعُ12 kez

Yunus 10:42تُسْمِعُtusmiǔduyurabilecek misin?

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ

ve minhum men yestemiǔne ileyke e fe ente tusmiǔ S-Summe ve lev kānū lā yeǎ'ḳilūne

Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?

Meryem 19:98تَسْمَعُtesmeǔişitiyor (musun?)

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا

ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hel tuHissu minhum min eHadin ev tesmeǔ lehum rikzen

Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?

Ta-Ha 20:108تَسْمَعُtesmeǔişitemezsin

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمٰنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْسًا

yevmeiƶin yettebiǔne d-dāǐye lā ǐvece lehu ve ḣaşeǎti l-eSvātu li r-raHmāni fe lā tesmeǔ illā hemsen

O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrafil'e) uyarlar. Sesler, Rahman'ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.

Neml 27:80تُسْمِعُtusmiǔduyuramazsın

اِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ

inneke lā tusmiǔ l-mevtā ve lā tusmiǔ S-Summe d-duǎā'e iƶā vellev mudbirīne

Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.

Neml 27:80تُسْمِعُtusmiǔişittiremezsin

اِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ

inneke lā tusmiǔ l-mevtā ve lā tusmiǔ S-Summe d-duǎā'e iƶā vellev mudbirīne

Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.

Neml 27:81تُسْمِعُtusmiǔsen duyuramazsın

وَمَا اَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ

ve mā ente bi hādī l-ǔmyi ǎn Delāletihim in tusmiǔ illā men yu'minu bi āyātinā fe hum muslimūne

Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak ayetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.

Rum 30:52تُسْمِعُtusmiǔsöz dinletemezsin

فَاِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ

fe inneke lā tusmiǔ l-mevtā ve lā tusmiǔ S-Summe d-duǎā'e iƶā vellev mudbirīne

Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.

Rum 30:52تُسْمِعُtusmiǔişittiremezsin

فَاِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ

fe inneke lā tusmiǔ l-mevtā ve lā tusmiǔ S-Summe d-duǎā'e iƶā vellev mudbirīne

Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.

Rum 30:53تُسْمِعُtusmiǔsen işittiremezsin

وَمَا اَنْتَ بِهَادِ الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ

ve mā ente bi hādi l-ǔmyi ǎn Delāletihim in tusmiǔ illā men yu'minu bi āyātinā fe hum muslimūne

Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak ayetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.

Zuhruf 43:40تُسْمِعُtusmiǔişittireceksin

اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ اَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

e fe ente tusmiǔ S-Summe ev tehdī l-ǔmye ve men kāne fī Delālin mubīnin

Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?

Münafikun 63:4تَسْمَعْtesmeǎ'dinlersin

وَاِذَا رَاَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ اَجْسَامُهُمْ وَاِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَاَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ

ve iƶā raeytehum tuǎ'cibuke ecsāmuhum ve in yeḳūlū tesmeǎ' li ḳavlihim keennehum ḣuşubun musennedetun yeHsebūne kulle SayHatin ǎleyhim humu l-ǎduvvu fe Hƶerhum ḳātelehumu (a)llahu ennā yu'fekūne

Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!

Gaşiye 88:11تَسْمَعُtesmeǔişitmezler

لَا تَسْمَعُ فِيهَا لَاغِيَةً

lā tesmeǔ fīhā lāğiyeten

Orada hiçbir boş söz işitmezler.

السَّمْعَ11 kez

Yunus 10:31السَّمْعَs-sem'ǎkulaklara

قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ

ḳul men yerzuḳukum mine s-semāi ve l-erDi e mmen yemliku s-sem'ǎ ve l-ebSāra ve men yuḣricu l-Hayye mine l-meyyiti ve yuḣricu l-meyyite mine l-Hayyi ve men yudebbiru l-emra fe se yeḳūlūne (a)llahu fe ḳul e fe lā tetteḳūne

De ki: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hakimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?" "Allah" diyecekler. De ki: "O halde, Allah'a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?"

Hud 11:20السَّمْعَs-sem'ǎişitmeye

اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِزِينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُ مَا كَانُوا يَسْتَطِيعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ

ulāike lem yekūnū muǎ'cizīne fī l-erDi ve mā kāne lehum min dūni (a)llahi min evliyā'e yuDāǎfu lehumu l-ǎƶābu mā kānū yesteTīǔne s-sem'ǎ ve mā kānū yubSirūne

Onlar yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah'tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı.

Hicr 15:18السَّمْعَs-sem'ǎkulak

اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبِينٌ

illā meni steraḳa s-sem'ǎ fe etbeǎhu şihābun mubīnun

Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir.

Nahl 16:78السَّمْعَs-sem'ǎişitme

وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

ve(a)llahu eḣracekum min buTūni ummehātikum lā teǎ'lemūne şey'en ve ceǎle lekumu s-sem'ǎ ve l-ebSāra ve l-ef'idete leǎllekum teşkurūne

Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.

İsra 17:36السَّمْعَs-sem'ǎkulak

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُ۫لًا

ve lā teḳfu mā leyse leke bihi ǐlmun inne s-sem'ǎ ve l-beSara ve l-fu'āde kullu ulāike kāne ǎnhu mes'ūlen

Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.

Mü'minun 23:78السَّمْعَs-sem'ǎkulağı

وَهُوَ الَّذِي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

ve huve elleƶī enşee lekumu s-sem'ǎ ve l-ebSāra ve l-ef'idete ḳalīlen mā teşkurūne

Halbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

Şuara 26:212السَّمْعِs-sem'ǐişitmekten

اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

innehum ǎni s-sem'ǐ le meǎ'zūlūne

Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.

Şuara 26:223السَّمْعَs-sem'ǎişitilene

يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ

yulḳūne s-sem'ǎ ve ekṧeruhum kāƶibūne

Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.

Secde 32:9السَّمْعَs-sem'ǎkulak(lar)

ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

ṧumme sevvāhu ve nefeḣa fīhi min rūHihi ve ceǎle lekumu s-sem'ǎ ve l-ebSāra ve l-ef'idete ḳalīlen mā teşkurūne

Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

Kaf 50:37السَّمْعَs-sem'ǎkulak

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

inne fī ƶālike le ƶikrā li men kāne lehu ḳalbun ev elḳā s-sem'ǎ ve huve şehīdun

Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.

Mülk 67:23السَّمْعَs-sem'ǎişitme (duyusu)

قُلْ هُوَ الَّذِي اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

ḳul huve elleƶī enşeekum ve ceǎle lekumu s-sem'ǎ ve l-ebSāra ve l-ef'idete ḳalīlen mā teşkurūne

De ki: "O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"

يَسْمَعُ7 kez

Bakara 2:171يَسْمَعُyesmeǔbir şey işitmeyen

وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ اِلَّا دُعَاءً وَنِدَاءً صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

ve meṧelu (e)lleƶīne keferū ke meṧeli elleƶī yen'ǐḳu bimā lā yesmeǔ illā duǎā'en ve nidā'en Summun bukmun ǔmyun fe hum lā yeǎ'ḳilūne

İnkar edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkar edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.

Tevbe 9:6يَسْمَعَyesmeǎişitsin

وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ

ve in eHadun mine l-muşrikīne stecārake fe ecirhu Hattā yesmeǎ kelāme (a)llahi ṧumme ebliğhu me'menehu ƶālike bi ennehum ḳavmun lā yeǎ'lemūne

Eğer Allah'a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah'ın kelamını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.

Meryem 19:42يَسْمَعُyesmeǔişitmeyen

اِذْ قَالَ لِاَبِيهِ يَاأَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنْكَ شَيْـًٔا

iƶ ḳāle li ebīhi yā ebeti li me teǎ'budu mā lā yesmeǔ ve lā yubSiru ve lā yuğnī ǎnke şey'en

Hani babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"

Enbiya 21:45يَسْمَعُyesmeǔişitmez(ler)

قُلْ اِنَّمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ

ḳul innemā unƶirukum bi l-veHyi ve lā yesmeǔ S-Summu d-duǎā'e iƶā mā yunƶerūne

De ki: "Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum." Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.

Fatır 35:22يُسْمِعُyusmiǔişittirir

وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَاءُ وَمَا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ

ve mā yestevī l-eHyā'u ve lā l-emvātu inne (a)llahe yusmiǔ men yeşā'u ve mā ente bi musmiǐn men fī l-ḳubūri

Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.

Casiye 45:8يَسْمَعُyesmeǔo işitir

يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

yesmeǔ āyāti (a)llahi tutlā ǎleyhi ṧumme yuSirru mustekbiran ke en lem yesmeǎ'hā fe beşşirhu bi ǎƶābin elīmin

Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!

Mücadele 58:1يَسْمَعُyesmeǔişitir

قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي اِلَى اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

ḳad semiǎ (a)llahu ḳavle lletī tucādiluke fī zevcihā ve teştekī ilā (a)llahi ve(a)llahu yesmeǔ teHāvurakumā inne (a)llahe semīǔn beSīrun

Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

سَمِعُوا6 kez

Maide 5:83سَمِعُواsemiǔdinledikleri

وَاِذَا سَمِعُوا مَا اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰٓى اَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

ve iƶā semiǔ mā unzile ilā r-rasūli terā eǎ'yunehum tefīDu mine d-dem'ǐ mimmā ǎrafū mine l-Haḳḳi yeḳūlūne rabbenā āmennā fe ktubnā meǎ ş-şāhidīne

Peygamber'e indirileni (Kur'an'ı) dinledikleri zaman hakkı tanımalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. "Ey Rabbimiz! İnandık. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenler (Muhammed'in ümmeti) ile beraber yaz" derler.

Furkan 25:12سَمِعُواsemiǔonlar işitirler

اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا

iƶā raethum min mekānin beǐydin semiǔ lehā teğayyuZen ve zefīran

Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler.

Kasas 28:55سَمِعُواsemiǔişittikleri

وَاِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ اَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ

ve iƶā semiǔ l-leğve eǎ'raDū ǎnhu ve ḳālū lenā eǎ'mālunā ve lekum eǎ'mālukum selāmun ǎleykum lā nebteğī l-cāhilīne

Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz" derler.

Fatır 35:14سَمِعُواsemiǔişitseler bile

اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءَكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ

in ted'ǔhum lā yesmeǔ duǎā'ekum ve lev semiǔ mā stecābū lekum ve yevme l-ḳiyāmeti yekfurūne bi şirkikum ve lā yunebbiuke miṧlu ḣabīrin

Eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkar ederler. Bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan (Allah) gibi haber veremez.

Mülk 67:7سَمِعُواsemiǔişitirler

اِذَٓا اُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِيَ تَفُورُ

iƶā ulḳū fīhā semiǔ lehā şehīḳan ve hiye tefūru

Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.

Kalem 68:51سَمِعُواsemiǔişittikleri

وَاِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌ

ve in yekādu (e)lleƶīne keferū le yuzliḳūneke bi ebSārihim lemmā semiǔ ƶ-ƶikra ve yeḳūlūne innehu le mecnūnun

Şüphesiz inkar edenler Zikr'i (Kur'an'ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) "Hiç şüphe yok o bir delidir" diyorlar.

يَسْتَمِعُونَ6 kez

Yunus 10:42يَسْتَمِعُونَyestemiǔnedinleyenler

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ

ve minhum men yestemiǔne ileyke e fe ente tusmiǔ S-Summe ve lev kānū lā yeǎ'ḳilūne

Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?

İsra 17:47يَسْتَمِعُونَyestemiǔnedinlediklerini

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ اِذْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ وَاِذْ هُمْ نَجْوٰٓى اِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا

neHnu eǎ'lemu bimā yestemiǔne bihi iƶ yestemiǔne ileyke ve iƶ hum necvā iƶ yeḳūlu Z-Zālimūne in tettebiǔne illā raculen mesHūran

Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliyoruz.

İsra 17:47يَسْتَمِعُونَyestemiǔnedinlerken

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ اِذْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ وَاِذْ هُمْ نَجْوٰٓى اِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا

neHnu eǎ'lemu bimā yestemiǔne bihi iƶ yestemiǔne ileyke ve iƶ hum necvā iƶ yeḳūlu Z-Zālimūne in tettebiǔne illā raculen mesHūran

Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliyoruz.

Zümer 39:18يَسْتَمِعُونَyestemiǔnedinlerler

اَلَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

(e)lleƶīne yestemiǔne l-ḳavle fe yettebiǔne eHsenehu ulāike (e)lleƶīne hedāhumu (a)llahu ve ulāike hum ūlū l-elbābi

Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah'ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.

Ahkaf 46:29يَسْتَمِعُونَyestemiǔnedinlemek üzere

وَاِذْ صَرَفْنَا اِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَۚ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا اَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِرِينَ

ve iƶ Sarafnā ileyke neferan mine l-cinni yestemiǔne l-ḳurāne fe lemmā HaDerūhu ḳālū enSitū fe lemmā ḳuDiye vellev ilā ḳavmihim munƶirīne

Hani Kur'an'ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, "Susun!" dediler. Kur'an'ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.

Tur 52:38يَسْتَمِعُونَyestemiǔnedinleyecekleri

اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

em lehum sullemun yestemiǔne fīhi fe l ye'ti mustemiǔhum bi sulTānin mubīnin

Yoksa onların, kendisi vasıtasıyla (ilahi vahyi) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? (Eğer varsa) dinleyenleri, açık bir delil getirsin!

وَاسْمَعُوا4 kez

Bakara 2:93وَاسْمَعُواve smeǔdinleyin (demiştik)

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ اِيمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

ve iƶ eḣaƶnā mīṧāḳakum ve rafeǎ'nā fevḳakumu T-Tūra ḣuƶū mā āteynākum bi ḳuvvetin ve smeǔ ḳālū semiǎ'nā ve ǎSaynā ve uşribū fī ḳulūbihimu l-ǐcle bi kufrihim ḳul bi'se mā ye'murukum bihi īmānukum in kuntum mu'minīne

Hani, Tur'u tepenize dikerek sizden söz almıştık, "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın; ona kulak verin" demiştik. Onlar, "Dinledik, karşı geldik" demişlerdi. İnkarları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat'a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!

Bakara 2:104وَاسْمَعُواve smeǔve dinleyin

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ اَلِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā teḳūlū rāǐnā ve ḳūlū nZurnā ve smeǔ ve li l-kāfirīne ǎƶābun elīmun

Ey iman edenler! "Ra'ina (bizi gözet)" demeyin, "unzurna (bize bak)" deyin ve dinleyin. Kafirler için acıklı bir azap vardır.

Maide 5:108وَاسْمَعُواve smeǔve iyi dinleyin

ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَا اَوْ يَخَافُوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

ƶālike ednā en ye'tū bi ş-şehādeti ǎlā vechihā ev yeḣāfū en turadde eymānun beǎ'de eymānihim ve tteḳū (a)llahe ve smeǔ ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-fāsiḳīne

Bu (usul), şahitliği layıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez.

Teğabun 64:16وَاسْمَعُواve smeǔve dinleyin

فَاتَّقُوا اللّٰهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَاَطِيعُوا وَاَنْفِقُوا خَيْرًا لِاَنْفُسِكُمْ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

fe tteḳū (a)llahe mā steTaǎ'tum ve smeǔ ve eTīǔ ve enfiḳū ḣayran li enfusikum ve men yūḳa şuHHa nefsihi fe ulāike humu l-mufliHūne

O halde, gücünüz yettiği kadar Allah'a karşı gelmekten sakının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

سَمِيعًا4 kez

Nisa 4:58سَمِيعًاsemīǎnişitendir

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا

inne (a)llahe ye'murukum en tu'eddū l-emānāti ilā ehlihā ve iƶā Hakemtum beyne n-nāsi en teHkumū bi l-ǎdli inne (a)llahe niǐmmā yeǐZukum bihi inne (a)llahe kāne semīǎn beSīran

Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Nisa 4:134سَمِيعًاsemīǎnişitendir

مَنْ كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَكَانَ اللّٰهُ سَمِيعًا بَصِيرًا

men kāne yurīdu ṧevābe d-dunyā fe ǐnde (a)llahi ṧevābu d-dunyā ve l-āḣirati ve kāne (a)llahu semīǎn beSīran

Kim dünya sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki), dünya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Nisa 4:148سَمِيعًاsemīǎnişitendir

لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللّٰهُ سَمِيعًا عَلِيمًا

lā yuHibbu (a)llahu l-cehra bi s-sū'i mine l-ḳavli illā men Zulime ve kāne (a)llahu semīǎn ǎlīmen

Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

İnsan 76:2سَمِيعًاsemīǎnişitici

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا

innā ḣaleḳnā l-insāne min nuTfetin emşācin nebtelīhi fe ceǎlnāhu semīǎn beSīran

Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.

سَمَّاعُونَ4 kez

Maide 5:41سَمَّاعُونَsemmāǔnekulak verirler

يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫تِيتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

yā eyyuhā r-rasūlu lā yeHzunke (e)lleƶīne yusāriǔne fī l-kufri mine (e)lleƶīne ḳālū āmennā bi efvāhihim ve lem tu'min ḳulūbuhum ve mine (e)lleƶīne hādū semmāǔne li l-keƶibi semmāǔne li ḳavmin āḣarīne lem ye'tūke yuHarrifūne l-kelime min beǎ'di mevāDiǐhi yeḳūlūne in ūtītum hāƶā fe ḣuƶūhu ve in lem tu'tevhu fe Hƶerū ve men yuridi (a)llahu fitnetehu fe len temlike lehu mine (a)llahi şey'en ulāike (e)lleƶīne lem yuridi (a)llahu en yuTahhira ḳulūbehum lehum fī d-dunyā ḣizyun ve lehum fī l-āḣirati ǎƶābun ǎZīmun

Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları halde, ağızlarıyla "İnandık" diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: "Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının." Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.

Maide 5:41سَمَّاعُونَsemmāǔnekulak verirler

يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫تِيتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

yā eyyuhā r-rasūlu lā yeHzunke (e)lleƶīne yusāriǔne fī l-kufri mine (e)lleƶīne ḳālū āmennā bi efvāhihim ve lem tu'min ḳulūbuhum ve mine (e)lleƶīne hādū semmāǔne li l-keƶibi semmāǔne li ḳavmin āḣarīne lem ye'tūke yuHarrifūne l-kelime min beǎ'di mevāDiǐhi yeḳūlūne in ūtītum hāƶā fe ḣuƶūhu ve in lem tu'tevhu fe Hƶerū ve men yuridi (a)llahu fitnetehu fe len temlike lehu mine (a)llahi şey'en ulāike (e)lleƶīne lem yuridi (a)llahu en yuTahhira ḳulūbehum lehum fī d-dunyā ḣizyun ve lehum fī l-āḣirati ǎƶābun ǎZīmun

Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları halde, ağızlarıyla "İnandık" diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: "Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının." Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.

Maide 5:42سَمَّاعُونَsemmāǔnekulak verirler

سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ اَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَاِنْ جَٓاؤُ۫كَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ عَنْهُمْ وَاِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْـًٔا وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ

semmāǔne li l-keƶibi ekkālūne li s-suHti fe in cā'ūke fe Hkum beynehum ev eǎ'riD ǎnhum ve in tuǎ'riD ǎnhum fe len yeDurrūke şey'en ve in Hakemte fe Hkum beynehum bi l-ḳisTi inne (a)llahe yuHibbu l-muḳsiTīne

Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adil davrananları sever.

Tevbe 9:47سَمَّاعُونَsemmāǔnekulak verenler

لَوْ خَرَجُوا فِيكُمْ مَا زَادُوكُمْ اِلَّا خَبَالًا وَلَا۬اَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ

lev ḣaracū fīkum mā zādūkum illā ḣabālen ve le evDeǔ ḣilālekum yebğūnekumu l-fitnete ve fīkum semmāǔne lehum ve(a)llahu ǎlīmun bi Z-Zālimīne

Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.

سَمْعِهِمْ3 kez

Bakara 2:7سَمْعِهِمْsem'ǐhimkulaklarının

خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْ وَعَلٰٓى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

ḣateme (a)llahu ǎlā ḳulūbihim ve ǎlā sem'ǐhim ve ǎlā ebSārihim ğişāvetun ve lehum ǎƶābun ǎZīmun

Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.

Fussilet 41:20سَمْعُهُمْsem'ǔhumkulakları

حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Hattā iƶā mā cā'ūhā şehide ǎleyhim sem'ǔhum ve ebSāruhum ve culūduhum bimā kānū yeǎ'melūne

Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.

Ahkaf 46:26سَمْعُهُمْsem'ǔhumkulakları

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةً فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ve leḳad mekkennāhum fīmā in mekkennākum fīhi ve ceǎlnā lehum sem'ǎn ve ebSāran ve ef'ideten fe mā eğnā ǎnhum sem'ǔhum ve lā ebSāruhum ve lā ef'idetuhum min şey'in iƶ kānū yecHadūne bi āyāti (a)llahi ve Hāḳa bihim mā kānū bihi yestehziūne

Andolsun, size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.

وَاسْمَعْ3 kez

Nisa 4:46وَاسْمَعْve smeǎ've dinle

مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَلِيلًا

mine (e)lleƶīne hādū yuHarrifūne l-kelime ǎn mevāDiǐhi ve yeḳūlūne semiǎ'nā ve ǎSaynā ve smeǎ' ğayra musmeǐn ve rāǐnā leyyen bi elsinetihim ve Taǎ'nen fī d-dīni ve lev ennehum ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve smeǎ' ve nZurnā le kāne ḣayran lehum ve eḳveme ve lākin leǎnehumu (a)llahu bi kufrihim fe lā yu'minūne illā ḳalīlen

Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak "İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!" "Ra'ina" derler. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

Nisa 4:46وَاسْمَعْve smeǎ've dinle

مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَلِيلًا

mine (e)lleƶīne hādū yuHarrifūne l-kelime ǎn mevāDiǐhi ve yeḳūlūne semiǎ'nā ve ǎSaynā ve smeǎ' ğayra musmeǐn ve rāǐnā leyyen bi elsinetihim ve Taǎ'nen fī d-dīni ve lev ennehum ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve smeǎ' ve nZurnā le kāne ḣayran lehum ve eḳveme ve lākin leǎnehumu (a)llahu bi kufrihim fe lā yu'minūne illā ḳalīlen

Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak "İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!" "Ra'ina" derler. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

Kehf 18:26وَاَسْمِعْve esmiǎ'ne güzel işitendir

قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَبْصِرْ بِهِ وَاَسْمِعْ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ اَحَدًا

ḳuli (a)llahu eǎ'lemu bimā lebiṧū lehu ğaybu s-semāvāti ve l-erDi ebSir bihi ve esmiǎ' mā lehum min dūnihi min veliyyin ve lā yuşriku fī Hukmihi eHaden

De ki: "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O'ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez."

يَسْتَمِعُ3 kez

En'am 6:25يَسْتَمِعُyestemiǔdinleyen

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي اٰذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

ve minhum men yestemiǔ ileyke ve ceǎlnā ǎlā ḳulūbihim ekinneten en yefḳahūhu ve fī āƶānihim veḳran ve in yerav kulle āyetin lā yu'minū bihā Hattā iƶā cā'ūke yucādilūneke yeḳūlu (e)lleƶīne keferū in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

İçlerinden, (Kur'an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkar edenler, "Bu (Kur'an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil" derler.

Muhammed 47:16يَسْتَمِعُyestemiǔseni dinler

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفًا۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا اَهْوَٓاءَهُمْ

ve minhum men yestemiǔ ileyke Hattā iƶā ḣaracū min ǐndike ḳālū li(e)lleƶīne ūtū l-ǐlme māƶā ḳāle ānifen ulāike (e)lleƶīne Tabeǎ (a)llahu ǎlā ḳulūbihim ve ttebeǔ ehvā'ehum

Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, "Az önce ne söyledi?" derler. İşte bunlar, Allah'ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.

Cin 72:9يَسْتَمِعِyestemiǐdinlemek istese

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا

ve ennā kunnā neḳ'ǔdu minhā meḳāǐde li s-sem'ǐ fe men yestemiǐ l-āne yecid lehu şihāben raSaden

"Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."

سَمِعَهُ2 kez

Bakara 2:181سَمِعَهُsemiǎhuişittikten

فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَمَا سَمِعَهُ فَاِنَّمَٓا اِثْمُهُ عَلَى الَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُ اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

fe men beddelehu beǎ'demā semiǎhu fe innemā iṧmuhu ǎlā (e)lleƶīne yubeddilūnehu inne (a)llahe semīǔn ǎlīmun

Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Casiye 45:23سَمْعِهِsem'ǐhikulağının

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

e fe raeyte meni tteḣaƶe ilāhehu hevāhu ve eDellehu (a)llahu ǎlā ǐlmin ve ḣateme ǎlā sem'ǐhi ve ḳalbihi ve ceǎle ǎlā beSarihi ğişāveten fe men yehdīhi min beǎ'di (a)llahi e fe lā teƶekkerūne

Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah'ın; (halini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hala düşünüp ibret almayacak mısınız?

سَمِعَ2 kez

Al-i İmran 3:181سَمِعَsemiǎişitti

لَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذِينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَٓاءُ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ

le ḳad semiǎ (a)llahu ḳavle (e)lleƶīne ḳālū inne (a)llahe feḳīrun ve neHnu eğniyā'u se nektubu mā ḳālū ve ḳatlehumu l-enbiyā'e bi ğayri Haḳḳin ve neḳūlu ƶūḳū ǎƶābe l-Harīḳi

Allah; "Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz" diyenlerin sözünü elbette duydu. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve, "Tadın yangın azabını!" diyeceğiz.

Mücadele 58:1سَمِعَsemiǎişitti

قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي اِلَى اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

ḳad semiǎ (a)llahu ḳavle lletī tucādiluke fī zevcihā ve teştekī ilā (a)llahi ve(a)llahu yesmeǔ teHāvurakumā inne (a)llahe semīǔn beSīrun

Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

سَمْعَكُمْ2 kez

En'am 6:46سَمْعَكُمْsem'ǎkumişitme(duyu)nuzu

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَخَذَ اللّٰهُ سَمْعَكُمْ وَاَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْتِيكُمْ بِهِ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ

ḳul e raeytum in eḣaƶe (a)llahu sem'ǎkum ve ebSārakum ve ḣateme ǎlā ḳulūbikum men ilāhun ğayru (a)llahi ye'tīkum bihi unZur keyfe nuSarrifu l-āyāti ṧumme hum yeSdifūne

De ki: "Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah'tan başka onu size (geri) getirecek ilah kimmiş?" Bak, biz ayetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?

Fussilet 41:22سَمْعُكُمْsem'ǔkumkulaklarınızın

وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَثِيرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ

ve mā kuntum testetirūne en yeşhede ǎleykum sem'ǔkum ve lā ebSārukum ve lā culūdukum ve lākin Zenentum enne (a)llahe lā yeǎ'lemu keṧīran mimmā teǎ'melūne

"Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz."

يَسْمَعُوا2 kez

A'raf 7:198يَسْمَعُواyesmeǔişitmezler

وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَسْمَعُوا وَتَرٰيهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

ve in ted'ǔhum ilā l-hudā lā yesmeǔ ve terāhum yenZurūne ileyke ve hum lā yubSirūne

Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, halbuki onlar görmezler.

Fatır 35:14يَسْمَعُواyesmeǔişitmezler

اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءَكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ

in ted'ǔhum lā yesmeǔ duǎā'ekum ve lev semiǔ mā stecābū lekum ve yevme l-ḳiyāmeti yekfurūne bi şirkikum ve lā yunebbiuke miṧlu ḣabīrin

Eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkar ederler. Bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan (Allah) gibi haber veremez.

فَاسْتَمِعُوا2 kez

A'raf 7:204فَاسْتَمِعُواfe stemiǔdinleyin

وَاِذَا قُرِئَ الْقُرْاٰنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَاَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

ve iƶā ḳurie l-ḳurānu fe stemiǔ lehu ve enSitū leǎllekum turHamūne

Kur'an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.

Hac 22:73فَاسْتَمِعُواfe stemiǔdinleyin

يَاأَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ اِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـًٔا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ

yā eyyuhā n-nāsu Duribe meṧelun fe stemiǔ lehu inne (e)lleƶīne ted'ǔne min dūni (a)llahi len yeḣluḳū ƶubāben ve levi ctemeǔ lehu ve in yeslubhumu ƶ-ƶubābu şey'en lā yestenḳiƶūhu minhu Deǔfe T-Tālibu ve l-meTlūbu

Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah'tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, istenen de.

تَسْمَعُونَ2 kez

Enfal 8:20تَسْمَعُونَtesmeǔneişittiğiniz halde

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū eTīǔ (a)llahe ve rasūlehu ve lā tevellev ǎnhu ve entum tesmeǔne

Ey iman edenler! Allah'a ve Resulüne itaat edin ve (Kur'an'ı) dinlediğiniz halde ondan yüz çevirmeyin.

Kasas 28:71تَسْمَعُونَtesmeǔneişitmiyor musunuz?

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ الَّيْلَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ اَفَلَا تَسْمَعُونَ

ḳul e raeytum in ceǎle (a)llahu ǎleykumu l-leyle sermeden ilā yevmi l-ḳiyāmeti men ilāhun ğayru (a)llahi ye'tīkum bi Diyā'in e fe lā tesmeǔne

De ki: "Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah'tan başka hangi ilah size bir aydınlık getirir? Hala duymayacak mısınız?"

لَسَمِيعٌ2 kez

Enfal 8:42لَسَمِيعٌle semīǔnişitendir

اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْمِيعَادِ وَلٰكِنْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَيَّ عَنْ بَيِّنَةٍ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ

iƶ entum bi l-ǔdveti d-dunyā ve hum bi l-ǔdveti l-ḳuSvā ve r-rakbu esfele minkum ve lev tevāǎdtum le ḣteleftum fī l-mīǎādi ve lākin li yeḳDiye (a)llahu emran kāne mef'ǔlen li yehlike men heleke ǎn beyyinetin ve yeHyā men Hayye ǎn beyyinetin ve inne (a)llahe le semīǔn ǎlīmun

Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şayet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü'minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

İbrahim 14:39لَسَمِيعُle semīǔişitendir

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدُّعَاءِ

l-Hamdu li (a)llahi elleƶī vehebe lī ǎlā l-kiberi ismāǐyle ve isHāḳa inne rabbī le semīǔ d-duǎā'i

"Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail'i ve İshak'ı veren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."

سَمْعًا2 kez

Kehf 18:101سَمْعًاsem'ǎn(Kur'an'ı) dinlemeğe

اَلَّذِينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ فِي غِطَاءٍ عَنْ ذِكْرِي وَكَانُوا لَا يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا

(e)lleƶīne kānet eǎ'yunuhum fī ğiTā'in ǎn ƶikrī ve kānū lā yesteTīǔne sem'ǎn

(100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!

Ahkaf 46:26سَمْعًاsem'ǎnkulaklar

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةً فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ve leḳad mekkennāhum fīmā in mekkennākum fīhi ve ceǎlnā lehum sem'ǎn ve ebSāran ve ef'ideten fe mā eğnā ǎnhum sem'ǔhum ve lā ebSāruhum ve lā ef'idetuhum min şey'in iƶ kānū yecHadūne bi āyāti (a)llahi ve Hāḳa bihim mā kānū bihi yestehziūne

Andolsun, size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.

اَسْمِعْ2 kez

Meryem 19:38اَسْمِعْesmiǎ'ne güzel işitirler

اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

esmiǎ' bihim ve ebSir yevme ye'tūnenā lākini Z-Zālimūne l-yevme fī Delālin mubīnin

Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.

Ta-Ha 20:46اَسْمَعُesmeǔişitir

قَالَ لَا تَخَافَا اِنَّنِي مَعَكُمَا اَسْمَعُ وَاَرٰى

ḳāle lā teḣāfā innenī meǎkumā esmeǔ ve erā

Allah, şöyle dedi: "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm."

سَمِعْتُمُوهُ2 kez

Nur 24:12سَمِعْتُمُوهُsemiǎ'tumūhuonu işittiğiniz

لَوْلَا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِاَنْفُسِهِمْ خَيْرًا وَقَالُوا هٰذَٓا اِفْكٌ مُبِينٌ

levlā iƶ semiǎ'tumūhu Zenne l-mu'minūne ve l-mu'minātu bi enfusihim ḣayran ve ḳālū hāƶā ifkun mubīnun

Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, "Bu, apaçık bir iftiradır" deselerdi ya!

Nur 24:16سَمِعْتُمُوهُsemiǎ'tumūhuonu işittiğiniz

وَلَوْلَا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَنَا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَاۗ سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ

ve levlā iƶ semiǎ'tumūhu ḳultum mā yekūnu lenā en netekelleme bi hāƶā subHāneke hāƶā buhtānun ǎZīmun

Bu iftirayı işittiğiniz vakit, "Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah'ım! Bu, çok büyük bir iftiradır" deseydiniz ya!

يَسْمَعْهَا2 kez

Lokman 31:7يَسْمَعْهَاyesmeǎ'hāonları hiç işitmemiş

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ فِي اُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

ve iƶā tutlā ǎleyhi āyātunā vellā mustekbiran ke en lem yesmeǎ'hā keenne fī uƶuneyhi veḳran fe beşşirhu bi ǎƶābin elīmin

Ona ayetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.

Casiye 45:8يَسْمَعْهَاyesmeǎ'hāhiç onları işitmemiş

يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

yesmeǔ āyāti (a)llahi tutlā ǎleyhi ṧumme yuSirru mustekbiran ke en lem yesmeǎ'hā fe beşşirhu bi ǎƶābin elīmin

Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!

نَسْمَعُ2 kez

Zuhruf 43:80نَسْمَعُnesmeǔişitmiyoruz

اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ

em yeHsebūne ennā lā nesmeǔ sirrahum ve necvāhum belā ve rusulunā ledeyhim yektubūne

Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadırlar.

Mülk 67:10نَسْمَعُnesmeǔsöz dinleseydik

وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي اَصْحَابِ السَّعِيرِ

ve ḳālū lev kunnā nesmeǔ ev neǎ'ḳilu mā kunnā fī eSHābi s-seǐyri

Yine şöyle derler: "Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık."

بِسَمْعِهِمْ1 kez

Bakara 2:20بِسَمْعِهِمْbi sem'ǐhimişitmelerini

يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا اَضَٓاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَاِذَٓا اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

yekādu l-berḳu yeḣTafu ebSārahum kullemā eDā'e lehum meşev fīhi ve iƶā eZleme ǎleyhim ḳāmū ve lev şā'e (a)llahu le ƶehebe bi sem'ǐhim ve ebSārihim inne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun

Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

وَلَتَسْمَعُنَّ1 kez

Al-i İmran 3:186وَلَتَسْمَعُنَّve le tesmeǔnneve (sözler) duyacaksınız

لَتُبْلَوُنَّ فِي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَثِيرًا وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

le tublevunne fī emvālikum ve enfusikum ve le tesmeǔnne mine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe min ḳablikum ve mine (e)lleƶīne eşrakū eƶen keṧīran ve in teSbirū ve tetteḳū fe inne ƶālike min ǎzmi l-umūri

Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.

مُسْمَعٍ1 kez

Nisa 4:46مُسْمَعٍmusmeǐndinlemez olası

مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَلِيلًا

mine (e)lleƶīne hādū yuHarrifūne l-kelime ǎn mevāDiǐhi ve yeḳūlūne semiǎ'nā ve ǎSaynā ve smeǎ' ğayra musmeǐn ve rāǐnā leyyen bi elsinetihim ve Taǎ'nen fī d-dīni ve lev ennehum ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve smeǎ' ve nZurnā le kāne ḣayran lehum ve eḳveme ve lākin leǎnehumu (a)llahu bi kufrihim fe lā yu'minūne illā ḳalīlen

Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak "İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!" "Ra'ina" derler. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

سَمِعْتُمْ1 kez

Nisa 4:140سَمِعْتُمْsemiǎ'tumişittiğiniz

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا

ve ḳad nezzele ǎleykum fī l-kitābi en iƶā semiǎ'tum āyāti (a)llahi yukferu bihā ve yustehzeu bihā fe lā teḳ'ǔdū meǎhum Hattā yeḣūDū fī Hadīṧin ğayrihi innekum iƶen miṧluhum inne (a)llahe cāmiǔ l-munāfiḳīne ve l-kāfirīne fī cehenneme cemīǎn

Oysa Allah size Kitap'ta (Kur'an'da) "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

لَاَسْمَعَهُمْ1 kez

Enfal 8:23لَاَسْمَعَهُمْle esmeǎhumelbette onlara işittirirdi

وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَاَسْمَعَهُمْ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ

ve lev ǎlime (a)llahu fīhim ḣayran le esmeǎhum ve lev esmeǎhum le tevellev ve hum muǎ'riDūne

Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.

اَسْمَعَهُمْ1 kez

Enfal 8:23اَسْمَعَهُمْesmeǎhumonlara işittirseydi de

وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَاَسْمَعَهُمْ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ

ve lev ǎlime (a)llahu fīhim ḣayran le esmeǎhum ve lev esmeǎhum le tevellev ve hum muǎ'riDūne

Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.

وَالسَّمِيعِ1 kez

Hud 11:24وَالسَّمِيعِve s-semīǐve işitenin

مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

meṧelu l-ferīḳayni ke l-eǎ'mā ve l-eSammi ve l-beSīri ve s-semīǐ hel yesteviyāni meṧelen e fe lā teƶekkerūne

Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hala düşünmez misiniz?

سَمِعَتْ1 kez

Yusuf 12:31سَمِعَتْsemiǎt(kadın) işitti

فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـًٔا وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَرًا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَرِيمٌ

fe lemmā semiǎt bi mekrihinne erselet ileyhinne ve eǎ'tedet le hunne muttekeen ve ātet kulle vāHidetin minhunne sikkīnen ve ḳāleti ḣruc ǎleyhinne fe lemmā raeynehu ekbernehu ve ḳaTTaǎ'ne eydiyehunne ve ḳulne Hāşe li (a)llahi mā hāƶā beşeran in hāƶā illā melekun kerīmun

Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yusuf'a, "Çık karşılarına" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. "Haşa! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir" dediler.

وَسَمْعِهِمْ1 kez

Nahl 16:108وَسَمْعِهِمْve sem'ǐhimve kulaklarını

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

ulāike (e)lleƶīne Tabeǎ (a)llahu ǎlā ḳulūbihim ve sem'ǐhim ve ebSārihim ve ulāike humu l-ğāfilūne

İşte onlar, Allah'ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.

فَاسْتَمِعْ1 kez

Ta-Ha 20:13فَاسْتَمِعْfe stemiǎ'şimdi dinle

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى

ve enā ḣtertuke fe stemiǎ' li mā yūHā

"Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle."

اسْتَمَعُوهُ1 kez

Enbiya 21:2اسْتَمَعُوهُstemeǔhudinlerler

مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ

mā ye'tīhim min ƶikrin min rabbihim muHdeṧin illā stemeǔhu ve hum yel'ǎbūne

(2-3) Rab'lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: "Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?"

مُسْتَمِعُونَ1 kez

Şuara 26:15مُسْتَمِعُونَmustemiǔnedinliyoruz

قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ

ḳāle kellā fe ƶhebā bi āyātinā innā meǎkum mustemiǔne

Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz."

تَسْتَمِعُونَ1 kez

Şuara 26:25تَسْتَمِعُونَtestemiǔneişitiyor musunuz?

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ اَلَا تَسْتَمِعُونَ

ḳāle li men Havlehu elā testemiǔne

Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi.

يَسْمَعُونَكُمْ1 kez

Şuara 26:72يَسْمَعُونَكُمْyesmeǔnekumonlar sizi işitiyorlar-

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَ

ḳāle hel yesmeǔnekum iƶ ted'ǔne

İbrahim, dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?"

وَسَمِعْنَا1 kez

Secde 32:12وَسَمِعْنَاve semiǎ'nāve işittik

وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ

ve lev terā iƶi l-mucrimūne nākisū ru'ūsihim ǐnde rabbihim rabbenā ebSarnā ve semiǎ'nā fe rciǎ'nā neǎ'mel SāliHen innā mūḳinūne

Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, "Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız" dedikleri vakit, (onları) bir görsen!

بِمُسْمِعٍ1 kez

Fatır 35:22بِمُسْمِعٍbi musmiǐnişittirecek

وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَاءُ وَمَا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ

ve mā yestevī l-eHyā'u ve lā l-emvātu inne (a)llahe yusmiǔ men yeşā'u ve mā ente bi musmiǐn men fī l-ḳubūri

Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.

فَاسْمَعُونِ1 kez

Yasin 36:25فَاسْمَعُونِfe smeǔnibeni dinleyin

اِنِّٓي اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ

innī āmentu bi rabbikum fe smeǔni

"Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!"

تَسْمَعُوا1 kez

Fussilet 41:26تَسْمَعُواtesmeǔdinlemeyin

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ

ve ḳāle (e)lleƶīne keferū lā tesmeǔ li hāƶā l-ḳurāni ve lğav fīhi leǎllekum teğlibūne

İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın."

وَاسْتَمِعْ1 kez

Kaf 50:41وَاسْتَمِعْve stemiǎ've dinle

وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَرِيبٍ

ve stemiǎ' yevme yunādi l-munādi min mekānin ḳarībin

(Ey Muhammed!) Çağırıcının yakın bir yerden sesleneceği gün, (o sese) kulak ver.

مُسْتَمِعُهُمْ1 kez

Tur 52:38مُسْتَمِعُهُمْmustemiǔhumdinleyenleri

اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

em lehum sullemun yestemiǔne fīhi fe l ye'ti mustemiǔhum bi sulTānin mubīnin

Yoksa onların, kendisi vasıtasıyla (ilahi vahyi) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? (Eğer varsa) dinleyenleri, açık bir delil getirsin!

اسْتَمَعَ1 kez

Cin 72:1اسْتَمَعَstemeǎ(Kur'an) dinledikleri

قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًا

ḳul ūHiye ileyye ennehu stemeǎ neferun mine l-cinni fe ḳālū innā semiǎ'nā ḳur'ānen ǎceben

(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."

لِلسَّمْعِ1 kez

Cin 72:9لِلسَّمْعِli s-sem'ǐdinlemeğe mahsus

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا

ve ennā kunnā neḳ'ǔdu minhā meḳāǐde li s-sem'ǐ fe men yestemiǐ l-āne yecid lehu şihāben raSaden

"Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."