Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yusuf'a, "Çık karşılarına" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. "Haşa! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir" dediler.

فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـًٔا وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَرًا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَرِيمٌ

fe lemmā semiǎt bi mekrihinne erselet ileyhinne ve eǎ'tedet le hunne muttekeen ve ātet kulle vāHidetin minhunne sikkīnen ve ḳāleti ḣruc ǎleyhinne fe lemmā raeynehu ekbernehu ve ḳaTTaǎ'ne eydiyehunne ve ḳulne Hāşe li (a)llahi mā hāƶā beşeran in hāƶā illā melekun kerīmun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَلَمَّاfe lemmāne zaman ki
2سَمِعَتْsemiǎtس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak(kadın) işitti
3بِمَكْرِهِنَّbi mekrihinneم ك رAldatmak, hile veya dolambaçlı yol kullanmak, kaçamak yapmak veya sakınmak, komplo kurmak, kurnazlık veya hüner kullanmak, politika izlemek, strateji uygulamak.onların hilelerini
4اَرْسَلَتْerseletر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risale(haber) gönderdi
5اِلَيْهِنَّileyhinneonlara
6وَاَعْتَدَتْve eǎ'tedetع ت دHazır olmak, hazırlanmak, el altında bulunmak, gelecek için bir şey tedarik etmek.ve hazırladı
7لَهُنَّle hunneonlar için
8مُتَّكَـًٔاmuttekeenو ك اUzanmakdayanacak yastıklar
9وَاٰتَتْve ātetا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekve verdi
10كُلَّkulleك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
11وَاحِدَةٍvāHidetinو ح دBir olmak, yalnız, eşsiz, benzersiz olmak, alçakgönüllü kalmak, ayrı durmak, birliği vurgulamak. Waahidun - kardinal, bir sayısı, tek. Wahda - yalnız.birine
12مِنْهُنَّminhunneonlardan
13سِكِّينًاsikkīnenس ك نSakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmekbirer bıçak
14وَقَالَتِve ḳāletiق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve dedi
15اخْرُجْḣrucخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmakçık!
16عَلَيْهِنَّǎleyhinnekarşılarına
17فَلَمَّاfe lemmāne zaman ki
18رَاَيْنَهُٓraeynehuر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.O'nu görünce
19اَكْبَرْنَهُekbernehuك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.onu (gözlerinde) büyüttüler
20وَقَطَّعْنَve ḳaTTaǎ'neق ط عkesmek, ayırmak, bölmek, ayrılmak, ayırmak, devre dışı bırakmak, devam edememek, çekilmek, yıkmak, çürümek, son vermek, durdurmak, bitirmek, devam etmemek, başaramamak, durmak, durdurulmak, engellenmiş, bir son vermek, parça, kısım, bölüm, bir bütünden kesilmiş kısım Türkçe'ye girmiş türevler: kıta, kat, ikta, inkıta, kati, maktu, mukataa, maktuen, kat´a, katiyen, katiyet, katiyetleve kestiler
21اَيْدِيَهُنَّeydiyehunneي د يdokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyitellerini
22وَقُلْنَve ḳulneق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve dediler
23حَاشَHāşeح و شAv için vurmak, yüceltmek, korkutmak. Avı tuzağa doğru çevirmek için etrafında dolanmak, avı avlamak veya yakalamak, avı kendine doğru korkutmak, koyun veya keçileri sürmek, develeri bir araya toplamak ve sürmek, bir şeyi bir araya toplamak veya çekmek, bir şeyi kenarlarından tüketmek, bir yerden veya şeyden uzaklaşmak, birini kandırmak, birini döndürmeye veya eğilmeye ikna etmeye çalışmak, birini hile ile döndürmeye çalışmak, bir kişiyi kandırmak, bir kişiye karşı kurnazlıkla davranmak, bir kişiyi bir şey yapmaya teşvik etmek/kışkırtmak/zorlamak/tahrik etmek, uzağa çekilmek/geri çekilmek, bir kişiden mahrum kalmak, utanç/çekingenlik/mahcubiyet hissetmek veya hareket etmek, korkup bir kişiden kaçmak, bir kişiden çekinmek veya kaçınmak, bir kişiden etkilenmek, korkmak veya ürkmek, avı kuşatmak veya çevrelemek.haşa
24لِلّٰهِli (a)llahiAllah için
25مَاdeğildir
26هٰذَاhāƶābu
27بَشَرًاbeşeranب ش رmüjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüşinsan
28اِنْin
29هٰذَٓاhāƶābu
30اِلَّاillāancak
31مَلَكٌmelekunم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.bir melektir
32كَرِيمٌkerīmunك ر مÜretken, cömert, değerli, kıymetli, onurlu, asil, En Cömert, En Kerim olmakgüzel

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Dedikodularını duyunca dâvet etti onları ve dayanacak şeyler getirdi, sofra çıkardı ve her birine birer bıçak verdi ve Yûsuf'a, görün şunlara, gel dedi. Kadınlar, onu görünce şaşırdılar, meyve yerine ellerini doğradılar ve tenzîh ederiz Allah'ı dediler, hâşâ bu insan değil, olsa olsa büyük ve şerefli bir melek.

Abdulkadir Gölpınarlı

Dedikodularını duyunca dâvet etti onları ve dayanacak şeyler getirdi, sofra çıkardı ve her birine birer bıçak verdi ve Yûsufʼa, görün şunlara, gel dedi. Kadınlar, onu görünce şaşırdılar, meyve yerine ellerini doğradılar ve tenzîh ederiz Allahʼı dediler, hâşâ bu insan değil, olsa olsa büyük ve şerefli bir melek.

Adem Uğur

Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusufa): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!

Ahmed Hulusi

(Aziyz'in karısı) onların arkasından konuşmalarını duyunca, onlara haber ulaştırıp davet verdi. . . Onlar için keyifle oturacakları mükellef bir sofra hazırlattı. Onlardan her birine de bir bıçak verdi sonra (Yusuf'a): "Karşılarına çık (görün)!" dedi. . . (Şehirli kadınlar) Onu görünce, gözlerinde (yakışıklılığını) çok büyüttüler, şaşkınlıkla (ellerindeki yerine) kendi ellerini kestiler. . . Dediler ki: "Haşa! Allah hakkı için, bu bir beşer değil; bu ancak güzel bir melektir. "

Ahmet Tekin

Kadın, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını duyunca, onları davet etmek için adamlar gönderdi. Onlara rahat koltuklar, meyva dolu siniler hazırlamıştı. Onların her birine birer bıçak verdi. Yûsuf’a da: 'Çık şunların karşılarına' dedi. Onu gördüklerinde, gözlerinde çok büyüttüler. Şaşkınlıktan ellerini kestiler. 'Hâşâ, Allah için, bu bir beşer değil, bu ancak, üstün vasıflı bir melek' dediler.

Ahmet Varol

Kadın onların düzenlerini duyunca kendilerine (birini) gönderdi. Onlar için dayanacakları koltuklar hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. (Yusuf'a): 'Çık karşılarına' dedi. Onu gördüklerinde (gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve: 'Allah'ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu ancak üstün bir melektir' dediler.

Ali Bulaç

(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler.

Ali Fikri Yavuz

Hanım, şehirdeki kadınların kendisini ayıpladıklarını ve dedikodu yaptıklarını işitince, onlara dâvetçi gönderdi. Onlar için dayalı-döşeli bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Sonra Yûsuf’a: “- Çık karşılarına” dedi. Kadınlar onu görünce, kendisini çok büyüttüler ve şaşkınlıklarından ellerini kestiler. Allah’ı tenzih ederiz, bu bir insan değildir. Bu, ancak kerîm bir melektir, dediler.

Ali Rıza Safa

Çekiştirmelerini duyunca, onları çağırdı. Oturacak yerler hazırladı; her birine birer bıçak verdi ve "Karşılarına çık!" dedi. Onu görünce hayran kaldılar ve ellerini kestiler. Ve şöyle dediler: "Allah için; O, bir insanoğlu değil, ancak soylu bir melek olabilir!"

Bayraktar Bayraklı

Kadın, onların dedikodu şeklindeki oyunlarını işitince, onlara haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yusuf'a da, "Karşılarına çık" dedi. Nihayet Yusuf'u görünce onu öylesine yücelttiler ki, bu yüzden bıçakla kendi ellerini kestiler ve şöyle dediler: "Aman Allah'ım! Bu bir insan değil; asil bir melek bu!"

Bekir Sadak

Kadinlarin kendisini yermesini isitince onlari davet etti; koltuklar hazirladi; geldiklerinde herbirine birer bicak verdi. Yusuf'a: «Yanlarina cik» dedi. Kadinlar Yusuf'u gorunce sasip ellerini kestiler ve «Allah'i tenzih ederiz ama, bu insan degil ancak cok guzel bir melektir» dediler.

Celal Yıldırım

Kadınların dedikodu mahiyetindeki fısıldaşmalarını işitince onları davet edip kendileri için dayalıdöşeli yer hazırladı. Sonra da (gelen) kadınlardan herbirinin (eline) bir bıçak verdi ve (Yûsuf'a seslenerek) «çık karşılarına !» dedi. Onlar Yûsuf'u görünce, onu kendi gözlerinde iyice büyüttüler de (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve «hâşâ, Allah'ı tenzîh ederiz, bu bir insan değil, ancak güzel-çekici bir melektir» dediler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Aziz’in karısı, kadınların dedikodularını duyunca onlara davetçi gönderdi; yaslanmaları için yastıklar hazırladı ve onlardan her birine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyvelerini soyarken Yûsuf’a), “karşılarına çık!” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar. Bu yüzden ellerini kestiler ve “Aman Allahım! Bu bir beşer değil, bu ancak seçkin bir melektir!” dediler.

Diyanet İşleri

Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yusuf'a, "Çık karşılarına" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. "Haşa! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir" dediler.

Diyanet İşleri (eski)

Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a: 'Yanlarına çık' dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve 'Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir' dediler.

Diyanet Vakfi

Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Onlardan herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf'a): «Çık karşılarına!» dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Azizin karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını işitince, onlara davetçi gönderdi ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine bir bıçak verdi, beri taraftan da Yusuf'a «çık karşılarına» dedi. Görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. Dediler ki: «Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektir.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onların gizliden gizliye dedikodularını duyunca, onlara bir davetçi gönderdi, onlar için dayalı döşeli bir sofra hazırladı, her birine bir bıçak verdi ve: "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar onu görür görmez çok büyüttüler, kendi ellerini doğradılar ve: "Haşa, Allah için bu bir insan değil, ancak değerli bir melektir!" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vakta ki bunların gizliden gizliye dedikodularını işitti, onlara da'vetçi gönderdi ve onlar için dayalı döşeli bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi, beriden de çık karşılarına dedi, hepsi onu görür görmez çok büyüttüler, kendilerinin ellerini doğradılar ve haşa, dediler, Allah için bu bir beşer değil, mahza bir Meleki kerim.

Erhan Aktaş

Kadın dedikoduları işitince, onları davet etti, onlar için güzel bir ortam ve ziyafet hazırlayarak her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a "Kadınların karşılarına çık." dedi. Kadınlar, gördükleri karşısında adeta büyülendiler; şaşkınlıkla ellerini kestiler. "Aman Allah'ım! Bu bir beşer değil, bu ancak şerefli bir melektir." dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Kadın dedikoduları işitince, onları davet etti, onlar için güzel bir ortam ve ziyafet hazırlayarak her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a "Kadınların karşılarına çık." dedi. Kadınlar, gördükleri karşısında adeta büyülendiler; şaşkınlıkla ellerini kestiler. "Aman Allah'ım! Bu bir beşer değil, bu ancak şerefli bir melektir." dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Kadın dedikoduları işitince, onları davet etti, onlar için güzel bir ortam ve ziyafet hazırlayarak her birine birer bıçak verdi. Sonra Yusuf'a "Kadınların karşılarına çık." dedi. Kadınlar, gördükleri karşısında adeta büyülendiler; şaşkınlıkla ellerini kestiler. "Aman Allah'ım! Bu bir insan değil, bu ancak şerefli bir melektir." dediler.

Fizilal-il Kuran

Kadın, hemcinslerinin bu kınayıcı dedikodularını duyunca haber salarak onları evine çağırdı, onlar için konforlu sedirler hazırladı, herbirinin eline birer yemek bıçağı verdi ve Yusuf'a «Çık şunların önüne» dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce güzelliği karşısında büyülendiler ve «Allah'ım, sen ne büyüksün! Bu bir insan değil, olsa olsa saygın bir melektir» dediler.

Gültekin Onan

(Kadın) Onların düzenlerini işitince onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (dalgınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Tanrı'yı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler.

Hamdi Döndüren

Aziz’in karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaptıklarını işitince, kendilerine davetçi gönderdi; onlar için yastıklı koltuklar hazırladı ve her birinin eline birer bıçak verdi. (İşte o zamanYusuf’a), “Huzurlarına çık!” dedi. Kadınlar onu gördüklerinde, güzelliği karşısında kendilerinden geçerek ellerini kestiler ve “Aman Allah’ım, Sen bizi koru! Bu bir insan değil, ancak güzel bir melektir!” dediler.

Hasan Basri Çantay

Vaktaki (kadın) onların gizliden gizliye yapdıkları dedi koduları işitdi, kendilerine (da'vetci) yolladı, onlar için (rahatça) yaslanacak bir yer (bir de sofra) hazırladı, onlardan her birine birer bıçak verdi. (Yuusufa): "Çık karşılarına" dedi; şimdi onlar bunu görünce kendisini büyük bir varlık olarak tanıdılar, (hayranlıklarından) ellerini kesdiler ve dediler ki: "Allahı tenzih ederiz. Bu, bir beşer değildir. Bu, çok şerefli bir melekden başkası değildir".

Hasib Asutay

(Kadın) onların dedikodusunu (13) duyunca, onlara (davetçi ) gönderdi; (ziyafet düzenleyip) onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Onlardan her birine bir bıçak verdi (14) (kadınlar meyveleri soyarken Yusuf'a:) 'Çık karşılarına' dedi. (Kendileri) onu (Yusuf'u) görünce onu (gözlerinde) büyüttüler. (Şaşkınlıkla) ellerini kestiler ve dediler ki: 'Allah'ı tenzih ederiz! Bu, bir insan değildir! Bu ancak şerefli bir melektir.' (13. Çünkü açıktan söylemekten korkuyorlardı.) (14. Et ve meyveleri kesmek için.)

Hayrat Neşriyat

Sonunda (o kadın) onların gizli dedikodularını işitince, kendilerine (haber) gönderdi ve onlar için yaslanacak bir yer (yastıklar ve bir sofra) hazırladı; herbirine ise birer (keskin)bıçak verdi ve (meyveleri soy maya baş ladıklarında, Yûsuf’a): 'Kar şıla rı na çık!' dedi. Bunun üzerine (kadınlar) onu (Yû suf’u) görünce, (eşsiz güzelliğine ve fa zîletine meftûn olarak) onu pek yüce gördüler de (hayranlıklarından farkına bile varmadan) ellerini kestiler ve: 'Hâşâ! Allah için, bu bir insan değildir! Bu, ancak çok şerefli bir melektir!' dediler.

İbni Kesir

Onların dedikodularını işitince; onlara haber yolladı. Onlar için yaslanacak yerler hazırladı ve onlardan her birine birer bıçak verdi. (Yusuf'a) Çık karşılarına, dedi. Hepsi onu görünce kendisini çok büyüttüler. Ve ellerini kestiler. Dediler ki: Allah'ı tenzih ederiz. Haşa bu, bir beşer değildir, ancak çok şerefli bir melektir.

Mehmet Okuyan

(Züleyha) onların dedikodusunu duyunca, onlara (davetçi) göndermiş, onlar için dayanacak yastıklar (iyi bir sofra ortamı) hazırlamış, her birine bir bıçak vermiş, (Yusuf’a da:) “Çık karşılarına!” demişti. (Kadınlar) onu görünce, onu (gözlerinde) büyütmüş, (şaşkınlıklarından) ellerini kesmişler ve şöyle demişlerdi: “Haşa! Allah için! Bu, bir insan olamaz. Bu ancak değerli bir melektir!”

Muhammed Esed

Kadınların bu kötü konuşmaları kulağına değince, kişizadenin karısı, onları davet edip kendileri için mükellef bir ziyafet hazırladı, ve her birinin eline bir bıçak tutuşturdu. Sonra (Yusuf'a): "Çık (şimdi) onların karşısına!" dedi. Kadınlar o'nu görünce güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar ve şaşkınlıklarından ellerini kestiler: "Aman Allahım!" dediler, "Bu ölümlü biri olamaz; olsa olsa gözde bir melek bu!"

Mustafa İslamoğlu

(Kadın) onların (bu tür) dedikodularını işitince, onları davet ederek kendileri için dayalı döşeli bir ziyafet sofrası hazırladı, her birinin eline de birer bıçak tutuşturdu ve (Yusuf'a) "Çık karşılarına!" dedi. Hanımlar onu görünce kendilerinden geçip hayran kaldılar; dahası (bu yüzden) ellerini kestiler ve "Olamaz!" dediler, "Aman Allah'ım! Bu bir insan olamaz, olsa olsa bu yüce bir melektir!"

Ömer Nasuhi Bilmen

Vaktâ ki, onların gizledikleri dedikodularını işitti, onlara (bir davetci) gönderdi ve onlar için çakı ile kesilecek bir taam sofrası hazırladı. Ve onlardan her birine bir bıçak verdi. Ve (Ey Yusuf!), «Onların karşılarına çık!» dedi. Vaktâ ki O'nu gördüler, O'nu pek büyüttüler ve kendi ellerini kesiverdiler ve dediler ki: «Allah Teâlâ'yı tenzih ederiz, bu bir insan değil, bu ancak bir kerîm melektir.»

Ömer Öngüt

Kadın, kendisini yermelerini işitince onlara dâvetçiler gönderdi. Dayalı döşeli yer (sofra) hazırladı. Geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. “Çık karşılarına!” dedi. Kadınlar onu görünce büyüklüğünü anladılar ve şaşkınlıklarından ellerini kestiler. “Allah için hâşâ! Bu insan değildir, ancak yüce bir melektir. ” dediler.

Suat Yıldırım

Hanım o kadınların kendisi aleyhindeki bu dedikodularını işitince onları konağına dâvet etmek üzere dâvetçi gönderdi. Onlar için mükellef bir sofra hazırlattı. Sofrada, ikram edilen meyveleri soysunlar diye, her misafir için bir de bıçak koydurmuştu. Onlar meyvelerini soyup kesmekle meşgul oldukları sırada, beriden de Yusuf’a: "Çık şimdi onların karşısına!" dedi. Kadınlar onu görünce hayran kaldılar, onun güzelliğine dalıp gittiklerinden, farkında olmadan kendi ellerini kestiler ve: "Hâşâ! Allah için bu, bir insan olamaz! Bu sadece yüce bir melek! Başka bir şey olamaz!" dediler.

Süleyman Ateş

(Kadın), onların (dedikodu yaparak kendisini dile düşürme) düzenlerini işitince, onlara (adam) gönderdi (yemeğe davet etti). Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de birer bıçak verdi. (Yusuf'a): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar, (önlerine konan meyveleri soyup yemekle meşgul iken) Yusuf'u görünce onu (gözlerinde) büyüttüler, (ona hayranlıklarından ötürü) ellerini kestiler ve: "Allah için, haşa bu, insan değildir; bu ancak güzel bir melektir!" dediler.

Süleymaniye Vakfı

Kadın onların dedikodularını duyunca kendilerine haber gönderdi. Onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine birer bıçak verdi. Sonra Yusuf'a: "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar onu görünce pek yücelttiler ve (şaşkınlıktan) ellerini kestiler. Dediler ki: "Aman Allah'ım! Bu bir insan değil, bu gerçekten değerli bir melek!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Dedikoduları kadının kulağına gelince davetçiler gönderdi. Onlara portakal hazırladı; her birine bir bıçak verdi. Sonra Yusuf'a: "Haydi yanlarına çık" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce büyülendiler ve ellerini kestiler. Dediler ki "Olmaz böyle şey! Allah için bu insan değil, olsa olsa değerli bir melek olur."

Şaban Piriş

Kadınların çekiştirmelerini duyunca onları davet etti. Onlara koltuk hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yusuf'a 'onların yanına çık!' dedi. Kadınlar, onu görünce kendilerinden geçtiler, ellerini kestiler. ve: -Haşa, Allah için bu bir insan değil, dediler. Bu çok güzel bir melek.

Tefhim-ul Kuran

(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) «Çık, onlara (görün)» dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: «Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir» dediler.

Ümit Şimşek

Azizin hanımı onların dedikodusunu işitince, onlara bir davet verdi. Onlara dayalı döşeli bir sofra hazırladı, herbirinin eline birer bıçak verdi, Yusuf'a da 'Yanlarına çık' dedi. Onu gördüklerinde, güzelliğine hayran kaldılar da şaşkınlıkla ellerini kestiler. 'Aman Allahım, bu beşer olamaz,' dediler. 'Olsa olsa bu büyük bir melektir!'

Yaşar Nuri Öztürk

Kadın onların oyunlarını işitince, onlara haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yusuf'a: "Karşılarına çık." dedi. Nihayet Yusuf'u görünce onu öylesine yücelttiler ki, kendilerinin ellerini kestiler. Şöyle dediler: "Aman Allahım! Bu bir insan değil; asil bir melek bu!"

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Qadın onların hiyləsindən xəbər tutduqda qonaqlığa gəlmək üçün onlara xəbər göndərdi və onlar üçün mütəkkələr hazırladı (məclis qurdu), onların hər birinə bir bıçaq verdi və Yusufa: “Onların qarşısına çıx!”– dedi. Qadınlar Yusufu gördükdə onu o qədər təriflədilər ki, unudub meyvə əvəzinə öz əllərini kəsdilər və dedilər: “Allah saxlasın! Bu ki bəşər deyil. Bu ancaq hörmətə layiq bir mələkdir!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Züleyxa qadınların) gizli dedi-qodularını (məkrini) eşitdikdə onlara xəbər göndərib ziyafətə dəʼvət etdi, onlar üçün gözəl (mütəkkələrlə, xalılarla döşənmiş bir otaqda ləziz təamlardan ibarət) bir məclis düzəltdi. Onların hər birinə (meyvə kəsib soymaq üçün) bir bıçaq verdi, sonra (Yusifə): ″Onların qarşısına çıx!″ – deyə əmr etdi. (Qadınlar Yusifi) gördükdə (gözəlliyinə heyran olub) onu həddindən artıq təʼriflədilər və (özlərini itirib əllərindəki turuncun qabığını soymaq əvəzinə) əllərini kəsdilər. Onlar: ″Aman Allah! Bu ki, bəşər deyildir. Bu ancaq (Allah yanında) möhtərəm (əziz) olan bir mələkdir!″ - dedilər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Als sie von ihrem heimtückischen Gerede hörte, lud sie sie ein und bereitete ihnen ein Festmahl. Jeder von ihnen gab sie ein Messer und sprach zu Joseph: ʺTritt zu ihnen hinaus!ʺ Als sie ihn erblickten, fanden sie ihn berückend, schnitten sich in ihre Hände und sprachen. ʺGott bewahre! Das ist kein Mensch! Nichts anderes als ein edler Engel ist er.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Als sie nun von ihren Ränken hörte, sandte sie zu ihnen und bereitete ihnen ein Gastmahlʹ. Sie gab einer jeden von ihnen ein Messer und sagte (zu Yusuf): ʺKomm zu ihnen heraus.ʺ Als sie ihn sahen, fanden sie ihn groß(artig), und sie zerschnitten sich ihre Hände und sagten: ʺAllah behüte! Das ist kein Mensch, das ist nur ein ehrenvoller Engel.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Als sie von ihren Ränken höne, da sandte sie ihnen (Einladungen) und bereitete ein Gastmahl für sie und gab einer jeden von ihnen ein Messer und sagte (zu Yusuf): ʺKomm heraus zu ihnen!ʺ Als sie ihn sahen, bestaunten sie ihn und schnitten sich (dabei) in die Hände und sagten: ʺAllah bewahre! Das ist kein Mensch, das ist nichts als ein edler Engel.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Als sie dann von ihrem arglistigen Gerede hörte, schickte sie nach ihnen und bereitete für sie ein Bankett, dann gab sie jeder Einzelnen von ihnen ein Messer und sagte (zu Yusuf): ʺGehe zu ihnen (hinein)!ʺ Und als sie ihn sahen, bewunderten sie ihn sehr, schnitten sich die Hände und sagten: ʺMakelloser ALLAH! Dies ist sicherlich kein Mensch. Nein! Er ist bestimmt nur ein ehrwürdiger Engel.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

When she heard of their evil intent aggravating her guilt, she invited them to her house and gave them a banquet. The seats were propped up with cushions, the table was set with delightful food and table knives were put in place, one for each. When they were served with the course whereat they use the knives, she ordered him –Yusuf- to come into the room. When the women saw him they were overwhelmed with wonder and they marvelled at his exceptional good looks with profound admiration to the extent that they missed the fruit and wounded their hands. They exclaimed " Allah forbid this is not a mortal; he is none other than a highly impressive, stately and distinguished angel."

Abdul Haleem

When she heard their malicious talk, she prepared a banquet and sent for them, giving each of them a knife. She said to Joseph, ‘Come out and show yourself to them!’ and when the women saw him, they were stunned by his beauty, and cut their hands, exclaiming, ‘Great God! He cannot be mortal! He must be a precious angel!’

Abdullah Yusuf Ali

When she heard of their malicious talk, she sent for them and prepared a banquet for them: she gave each of them a knife: and she said (to Joseph), "Come out before them." When they saw him, they did extol him, and (in their amazement) cut their hands: they said, "Allah preserve us! no mortal is this! this is none other than a noble angel!"

Abul A'la Maududi

Hearing of their sly talk the chief's wife sent for those ladies, and arranged for them a banquet, and got ready couches, and gave each guest a knife. Then, while they were cutting and eating the fruit, she signalled Joseph: "Come out to them." When the ladies saw him they were so struck with admiration that they cut their hands, exclaiming: "Allah preserve us. This is no mortal human. This is nothing but a noble angel!"

Aisha Bewley

But when she heard of their malicious talk, she sent for them and made a sumptuous meal and then she gave a knife to each of them. She said, ‘Go out to them.’ When they saw him, they were amazed by him and cut their hands. They said, ‘Allah preserve us! This is no man. What can this be but a noble angel here!’

Al-Hilali & Khan

So when she heard of their accusation, she sent for them and prepared a banquet for them; she gave each one of them a knife (to cut the foodstuff with), and she said [(to Yûsuf (Joseph)]: "Come out before them." Then, when they saw him, they exalted him (at his beauty) and (in their astonishment) cut their hands. They said: "How perfect is Allâh (or Allâh forbid)! No man is this! This is none other than a noble angel!"

Ali Quli Qarai

When she heard of their machinations, she sent for them and arranged a repast, and gave each of them a knife, and said [to Joseph], ‘Come out before them. ’ So when they saw him, they marveled at him and cut their hands [absent-mindedly], and they said, ‘Good heavens! This is not a human being! This is but a noble angel!’

Amatul Rahman Omar

And when she heard of their sly whisperings (and taunting remarks), she sent for them and prepared a repast for them, then (on the women's arrival) she gave to each one of them a knife (to eat fruit therewith) and said (to Joseph then), `Come forth in their presence. ' So when they saw him they found him a dignified personality and cut their hands (through wonder and) said, `Glory be to Allâh! He is not a human being. He is but a noble angel.'

Arthur John Arberry

When she heard their sly whispers, she sent to them, and made ready for them a repast, then she gave to each one of them a knife. 'Come forth, attend to them,' she said. And when they saw him, they so admired him that they cut their hands, saying, 'God save us! This is no mortal; he is no other but a noble angel.'

Bijan Moeinian

When governor’s wife heard about such gossips, she invited all important ladies of the town and prepared a relaxed environment for them. When they were cutting the fruits with their knives, she asked Joseph to enter the room. they were so enchanted with his look that they cut their hands. They spontaneously said: "Good Lord; is he a human being or an angel?"

E. Henry Palmer

And when she heard of their craftiness, she sent to them and prepared for them a banquet, and gave each of them a knife; and she said, 'Come forth to them!' And when they saw him they said, 'Great God!' and cut their hands and said, 'God forbid! This is no mortal, this is nothing but an honourable angel. '

Edip-Layth

So when she heard of their scheming, she sent for them and prepared a banquet for them, and she gave each one of them a knife. She said, "Come out to them," so when they saw him they exalted him and cut their hands, and they said, "God be praised, this is not a human, but a blessed controller!"

George Sale

And when she heard of their subtle behaviour, she sent unto them, and prepared a banquet for them, and she gave to each of them a knife; and she said unto Joseph, come forth unto them. And when they saw him, they praised him greatly; and they cut their own hands, and said, O God! This is not a mortal; he is not other than an angel, deserving the highest respect.

Hamid S. Aziz

And some women in the city said, "The wife of the King's Minister seeks to seduce her slave for his person; truly, he has infatuated (smitten) her with lust: verily, we see her in manifest error. "

Mahmoud Ghali

So, as soon as she heard their scheming, she sent for them, and she readied for them a reclining (couch). And she brought each one of them a knife, and said, (to Yûsuf), "Go out to them." So, as soon as they saw him, they were greatly (amazed) at him and cut their hands severely (The Arabic verb form implies something done repeatedly or to a high degree or great extent) and said, " Allah forbid! (i.e. Allah forbid that Yûsuf could have ever solicited her!) In no way is this a mortal; decidedly this is nothing else except an honorable angel."

Marmaduke Pickthall

And when she heard of their sly talk, she sent to them and prepared for them a cushioned couch (to lie on at the feast) and gave to every one of them a knife and said (to Joseph): Come out unto them! And when they saw him they exalted him and cut their hands, exclaiming: Allah Blameless! This is no a human being. This is not other than some gracious angel.

Mohamed Ahmed - Samira

When she heard their slanderings, she sent for them and prepared a banquet, and gave each of them a knife (for paring fruit), and called (to Joseph): "Come out before them. " When they saw him, the women were so wonderstruck they cut their hands, and exclaimed: "O Lord preserve us! He is no mortal but an honourable angel."

Muhammad Asad

Thereupon, when she heard of their malicious talk, she sent for them, and prepared for them a sumptuous repast, and handed each of them a knife and said [to Joseph]: "Come out and show thyself to them!" And when the women saw him, they were greatly amazed at his beauty, and [so flustered were they that] they cut their hands [with their knives], exclaiming, "God save us! This is no mortal man! This is nought but a noble angel!"

Mustafa Khattab

When she heard about their gossip,[1] she invited them and set a banquet for them. She gave each one a knife, then said ˹to Joseph˺, "Come out before them." When they saw him, they were so stunned ˹by his beauty˺ that they cut their hands,[2] and exclaimed, “Good God! This cannot be human; this must be a noble angel!”

Progressive Muslims

So when she heard of their scheming, she sent for them and prepared a banquet for them, and she gave each one of them a knife. And she said: "Come out to them," so when they saw him they exalted him and cut their hands, and they said: "God be praised, this is not a human, but a blessed Angel!"

Sahih International

So when she heard of their scheming, she sent for them and prepared for them a banquet and gave each one of them a knife and said [to Joseph], "Come out before them. " And when they saw him, they greatly admired him and cut their hands and said, "Perfect is Allah ! This is not a man; this is none but a noble angel."

Sam Gerrans

And when she heard of their scheming, she sent to them, and prepared for them a feasting couch, and gave to each one of them a knife, and said: “Come thou out before them.” And when they saw him, they exalted him, and cut their hands, and said: “God forbid! This is no mortal; this is only a noble angel!”

Shabbir Ahmed

When she heard their gossip, she invited them, and prepared comfortable couches for them, and they schemed. She gave a knife to each of the women. Then, she called Joseph, "Come out unto them!" And when they saw him they flattered him and 'cut their hands'. They exclaimed in their flattery, "Good Lord! This is no mortal man! This is but an angel!" (The governor's wife and her friends had planned to incriminate Joseph, and they were just buying time. They made marks on their hands to feign self-defense. There is absolutely no mention of the supposed "beauty' of Joseph, a fabrication adopted by most commentators from the Bible! Secondly, the root word QAT'A in this verse is of very special significance. Did these women chop off their hands? Must the thieves get their hands chopped off? Please see (5:38-39)).

Syed Vickar Ahamed

So when she heard of their harmful talk, she invited them and invited them for a banquet (and held a gathering) for them: She gave each of them a knife (for the fruits): And she said (to Yusuf), "Come out before them. " When they saw him, they praised him much (for his looks and beauty), and (in their amazement, they had) cut their hands: They said, "Allah is Perfect! This is not a mortal (man)! This is no one except a noble angel!"

Taqi Usmani

So, when she heard of their taunting comments, she extended an invitation to them and arranged for them a comfortable place (to sit and dine) and gave everyone a knife, and said (to Yūsuf): "come out to them." So when they saw him, they found him great, and (were so stunned that they) cut their hands and said, “Oh God! He is no human being. He is but a noble angel.”

The Monotheist Group

So when she heard of their scheming, she sent for them and prepared a banquet for them, and she gave each one of them a knife. And she said: "Come out to them," so when they saw him they exalted him and cut their hands, and they said: "Praise be to God, this is not a human being, but a blessed angel!"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Lorsquʹelle eut entendu leur fourberie, elle leur envoya (des invitations,) et prépara pour elles une collation; et elle remit à chacune dʹelles un couteau. Puis elle dit: ʺSors devant elles, (Joseph!)ʺ - Lorsquʹelles le virent, elles lʹadmirèrent, se coupèrent les mains et dirent: ʺA Allah ne plaise! Ce nʹest pas un être humain, ce nʹest quʹun ange noble!ʺ

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Vêca çi dema (pîreka Ezîzî) bihîst ku seba wê dikin, ji wan re (qasidek) şand, ji wan re balgeh amade kirin. Her yekê ji wan jî kêrek da destê wan, got: De derkeve pêşberî wan. Êdî gava çavên wan bi Yûsuf ket, (di çavê xwe de ew) mezin û bênumûne dêran, (hay ji xwe neman û) destên xwe birîn û gotin: Haşa ji Xwedê, ev ne beşer e, hebe nebe ev ferîşteyekî birûmet e!

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Maar toen zij van hun geroddel hoorde ontbood zij hen en maakte voor hen een buffet klaar en zij gaf ieder van hen een mes. Toen zei zij: ʺKom voor hen tevoorschijn.ʺ En toen zij hem zagen vonden zij hem geweldig. Zij sneden zich in hun handen en zeiden: ʺGod beware! Dit is geen mens, dit is niets anders dan een voortreffelijke engel.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En toen zij het gesprek over haar boos gedrag had gehoord, zond zij tot haar, en maakte een middagmaal voor haar gereed en gaf aan ieder van haar een mes, en zeide tot Jozef, onder haar te verschijnen. En toen zij hem zagen, prezen zij hem zeer. Zij sneden hunne eigen handen af en zeiden: O God! dit is geen sterveling; hij is een engel die den hoogsten eerbied verdient.

Hollandaca — Siregar

Toen zij hoorde over hun kwaadsprekerij, liet zij hen komen en zij zette voor hen kussens gereed en zij voorzag een ieder van hen van een mes. Zij zei: Komt tevoorschijn voor hen.ʺ En toen zij hem zagen waren zij van hem onder de indruk en verwondden zij hun handen, en zij zeiden: ʺHeilig is Allah, dit is geen mens, dit is niets dan een nobele Engel!ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Когда она [жена вельможи] услышала про их козни [сплетни и злословие], то послала к ним (людей, чтобы пригласить их к себе домой в гости) и приготовила для них (удобные) сидения и дала каждой из них нож, (чтобы очищать принесенные плоды), и сказала (Йусуфу): «Выйди к ним! Когда же они [женщины] увидели его, то признали его великим [были очень поражены его красотой], и порезали себе руки, и (в восхищении и удивлении) сказали: «Упаси Аллах! Это – не человек, это – только благородный ангел».

Rusça — Osmanov

Когда она услышала про сплетни египетских жен, то пригласила их [в гости], велела приготовить им ложа, дала каждой по ножику [для очистки плодов] и сказала [Йусуфу]: ʺВыйди к нимʺ. Когда они увидели его, то стали так расхваливать, что порезали ножами себе руки [вместо плодов], и воскликнули: ʺУпаси Аллах! Это - не человек, он не кто иной, как благородный ангелʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och när hon fick veta vad deras elaka tungor sladdrade skickade hon bud till dem (med inbjudan) till en festmåltid som hon lät laga till åt dem. Hon gav var och en av dem en kniv (och till Josef) sade hon: ʺKom ut (och visa dig) för dem!ʺ Och när kvinnorna fick se honom häpnade de över hans (skönhet); och (deras förvirring var så stor att) deras knivar slant och de skar sig i händerna. Och de utbrast: ʺMåtte Gud förlåta oss! Detta är ingen vanlig dödlig man - han kan inte vara annat än en ängel (från ovan)!ʺ